Çarşamba, Ağustos 21, 2019

Gökova 2019

Aliağa'da, kimimiz ilkokulda kimimiz ortaokulda kimimiz de lisede tanıştığımız 6 kişilik bir kız grubumuz var. 10-15 yıldır hiçbirimiz İzmir'de değiliz. Son yıllarda 4'ümüz İstanbul, 2'miz Ankara'da yaşıyoruz. Hepimiz evlendik yıllar içerisinde ve 12 kişi olduk, hatta aramızdan üçü anne oldu, 15 kişi olduk.
Geçmişten gelen dostluklar çok kıymetli. Biz de bunun değerini bilen ve bağı sürdüren şanslılardanız.
Elimizden geldiğince her yıl izinleri ayarlayıp beraber tatil yapmaya çalışıyoruz. Her seferinde 6 çift bir araya gelemiyoruz, eksiklerimi oluyor genelde.
Ama bu yaz tamdık. Tıpkı bundan tam iki sene önce Yedigöller'de çadır kampındaki gibi...
Bu yaz için planımız tekne kiralayıp mavi yolculuğa çıkmaktı, sonra baktık ki, bunu yapmak için her birimizin bir 10 sene daha çalışması gerekecek... Akyaka'da bir pansiyon tuttuk sonra, tekne turları ile hevesimizi almaya karar verdik.
Akyaka küçücük bir sahil kasabası; son yıllarda pek popüler malum. O nedenle kalabalığından endişe etsek de, beklediğimiz gibi bunaltıcı olmadı çok şükür. Bir yığılma olsa da hala çok güzel ve ekonomik bir tatil seçeneği. Liman Pansiyon son derece misafirperver bir yaklaşıma sahip, bizim  beklentilerimizi karşıladı. Konaklama meselesini temiz bir yerde uyumak ve leziz kahvaltı olarak değerlendirenlere önerebilirim;)

1.Gün- 14.08.2019 Çarşamba
Kurban Bayramı'nın son günüydü ve hepimiz ailelerimizin yanında, İzmir'deydik. Torbalı'daki klasik buluşma durağımızda buluşup verdiğimiz kahve molasının ardından gaza bastık ve öğlen Akyaka'daydık. Pansiyona yerleşip hemen yanındaki Ayşe Ana'nın Ev Yemekleri'nde öğle yemeğimizi yedikten sonra orman kampına doğru yürüdük. Akyaka'ya Hizmet Vakfı İktisadi İşletmesi'nde verdiğimiz manzaralı kahve molasının ardından biraz daha yürüyüp, kayalıkların arasından denize inerek nihayet Gökova'nın muhteşem mavisi ile kavuşmayı gerçekleştirdik. 
İzmir'in denizini de çok seviyorum ama Gökova rengiyle, ısısıyla, denize bakan ormanlarıyla bambaşka!



"Su acıktırır" diyerek yeniden Akyakaya Hizmet Vakfı İktisadi İşletmesi'ne gidip bira ile patates, pizza, hamburger vs yedik ve hemen yeniden denize attık kendimizi. Gün batımına kadar keyifle yüzdükten sonra pansiyona dönüp duş ve hazırlığın ardından Halil'in Yeri'ne gittik. Akyaka'ya ilk geldiğimizde de burada rakı-balık yaptığımızdan belki daha iyi seçenekler olabilecek Orfoz, Olta, Cennet yerine yine burayı tercih ettik. Keyifli bir yemek ve sohbetin ardından, beklenen son oldu ve kendimizi gece yarısında Azmak'ın serin sularında bulduk:))

2.Gün- 15.08.2019 Perşembe
Pansiyonda aldığımız lezzetli kahvaltının ardından Akbük yollarına düştük. 30-40 dk süren virajlı ve midesi sağlam olmayan için zor yolun sonunda Akbük'e vardık.
Girişte otopark için 15TL almak üzere durdurdular bizi. Fakat biz pansiyonumuzun bizi yönlendirdiği "Tahta Beach" e gideceğimizi söyleyerek yola devam ettik. 5dk içinde Tahta Beach'e vardık ve ücretsiz otoparkına araçları bıraktık. Burada şezlong şemsiye 40-50 TL aralığında. Biz masalarda ücretsiz oturduk, tuvalet-kabin-duşları kullandık ve gün sonunda sadece yiyip içtiklerimizi ödedik (zaten normali de bu değil mi!) Fiyatlar İstanbul gibi ve menü gerçekten lezzetli.
Akbük'ün denizi çok güzel, ancak kumsal yok denecek kadar az. Olan kısma sadece mekanların şezlongları sığıyor. İleride çadır alanları vardı, belki oralar da tercih edilebilir.
Çok geç olmadan Akbük'ten Akyaka'ya döndük, çünkü gün batımından önce varmak istediğimiz bir şahanelik vardı! Pansiyonda duş ve hazırlıktan sonra içecek alışverişi yapıp mehtap turu için kiraladığımız tekneye bindik limandan. Teknemizin adı Gülbeyaz A'ydı, yine pansiyonumuzun önerisiydi. (2bin TL, yemek dahil, içecek bizden)



Demir atacağımız koya ulaştığımızda gün batımıydı ve grubun kadınları olarak üst kata çıktık. Gökyüzünde dolunay vardı ve "ayarlasan olmaz" tadında kutsanmış bir andı. Geçen ay yoga kampında öğrendiğim rahim inisiasyonunu gerçekleştirdik ve ardından minik bir yoga pratiği yaptık. Minik, çünkü aşağıdan "yemek hazır" diye çağırıldık ve indik; muhteşem bir sofra karşıladı bizi.
Yemek masasının uzun muhabbeti muazzamdı. Bir süre sonra teker teker kıç kısmına geçtik ve şarkılar söyledik dolunay ışığında.
Kaptanımızdan, aşçımızdan (o makarna unutulmayacak!), şıp diye karakter analizi yapıp yemekte seveceğimiz müzikleri açmalarından, bizi kırmayıp dönüş saatini uzatmalarından son derece mmenun ayrıldık. Unutulmaz bir gece eklendi kişisel hatıratımıza.
Limanda indik ama pansiyona gidesimiz yok. Plajda kumlarda oturup muhabbete devam ettik ve elbette bir kısmımız denize de girdik:) 

3.Gün- 16.08.2019 Cuma
Bugün son günümüzdü ve kapanışı tekne turu ile yapacaktık. Tatile kalabalık çıkmanın en iyi yanlarından biri de kendinize özel tekne tutabilmek ve özgürce gezebilmek. (1500 TL, yemek dahil, içecek bizden)



Sedir Adası ve İncekum gibi popüler duraklara değil de sakin koylara götürmesini rica ettik kaptandan. Hepimiz büyük şehir insanıyız, malum, ve en büyük ihtiyacımız doğa ile baş başa kalmak... İstediğimiz koyda istediğimiz kadar kalarak, gönlümüzce yüzerek harika bir gün geçirdik.
Pansiyona varıp duş ve hazırlıktan sonra, son akşamı herkesin gönlünce geçirmesine karar verdik. Kim ne isterse orada yemek yiyecekti, isteyen stand gezip hatıralık alacaktı. Biz dört kişi, Akçapınar Tostçu'suna gidip daha önceki gelişlerimizden tadı damağımızda kalan pidesinden yedik (tostunu sevmiyoruz). Gönül isterdi ki yine o güzelim ağaçlı yoldan bisikletle gidelim; ama, oldukça yorgunduk ve arabayı tercih ettik...
Yemeğin ardından Akyaka'ya döndük ve grupla buluştuk, Azmak tarafındaki büyük çay bahçesinde bir şeyler içtik.
Bu gece ilk olarak 12'den önce pansiyona girince, pansiyonun çok gürültülü bir yerde olduğunu fark ettik:)) Ama, eğer geç girip sadece uyumak için kullanacaksanız gerçekten iyi bir seçenek Liman Pansiyon.

4.Gün- 17.08.2019 Cumartesi
Yine pansiyonda aldığımız lezzetli kahvaltının ardından, odaları boşalttık ve vedalaştık. Kimimiz güneyde devam edecekti tatile, kimimiz kuzeyde. Biz ve bir çift arkadaşımızsa İstanbul'a dönecektik.
Yola düştük, Muğla'da bir yakın arkadaşımızda mola verdik önce, bir arkadaşımızı aldık oradan. Sonra onu İzmir'de bıraktık. Aliağa'dan başka arkadaşlarımızı aldık ve beraber Soma'ya uğradık, arkadaşımızın kardeşinde yemek yedik. 
İlk defa Bergama- Soma- Savaştepe üzerinden İstanbul'a dönüyorduk, bir yoldan ilk defa geçmenin o benzersiz zevkini bilir misiniz? Çok güzeldi.
Sonra arabadaki arkadaşın bizden habersiz Mudanya- Yenikapı feribot bileti aldığını öğrendik! Ve o keyifli dura dura gittiğimiz yolu yeni yapılan yol ile değiştirdik aniden:)
Zira feribotu kaçırmak istemiyorduk! Neyse ki yetiştik ve İstanbul'a varıp gece kokoreçi yaptık ve evlerimize dağıldık.

Kısa ve bir o kadar dolu dolu çok eğlenceli bir tatildi.

Salı, Ağustos 20, 2019

2019 Yazı Muhasebesi:)

O meşhur, plaza çalışanlarını çatlatan,  kocaaaa yaz tatili geldi de geçiyor.
MEB'de çalışan öğretmenler 1 Temmuz- 31 Ağustos tarihleri arasında izinli sayılır bildiğiniz üzere. Ben psikolojik danışman olduğum için, üç yazdır lise tercihleri döneminde öğrencilere rehberlik etmede görev alıyorum. Bu nedenle tatilim 2 aydan 1.5 aya düşüyor.
Diğer mesleklerine göre oldukça uzun ve kesintisiz kendime ait bu 1.5 aya sahip olduğum için şanslı olduğumu hissediyorum.
Bununla birlikte, başıma bir şey gelmeyecekse söyleyeyim ki:), bu süre hiç de göründüğü kadar uzun değil aslında...
Çok gezip görünce evde yapılacaklar yarım kalıyor, sinemayı takip edince evden izlenecekler, okumaya çok vakit ayırınca sosyallik sekteye uğruyor, aileye gönlümce zaman ayırınca iş ve yoga rutinim aksıyor...


Çünkü hayat çok güzel ve yapacak öyle çok şey var ki... (Allah başka dert vermesin:))
Benim her yaz o 1.5 aya sığdırmaya çalıştığım güzellikler şunlar:
*Annem ve ablamdan ve memleketim İzmir'den uzakta, İstanbul'da yaşıyorum. Ve en ufak fırsatta vaktimi İzmir'de ve oradaki sevdiklerimle geçirmek istiyorum. Bu nedenle yazları 2-3 haftamı İzmir'e ayırıyorum. Bunun içinde klasik Çeşme İş Bankası Tesisleri tatilimiz, Karaburun, Foça gezilerimiz, anneme yardımcı olmam gereken resmi işler, arkadaş ve akraba görüşmeleri yer alıyor.
*Kendi evimde doya doya vakit geçirmek. Çalıştığım aylarda hafta içi de hafta sonu dolu dolu iş, hobi, eğitim, kurs koşturmacasında olduğum için evime yeterli zaman ayıramıyorum. Yazın bir süreyi, geç uyanıp içimden ne geliyorsa günü öyle geçirerek, bazen evden hiç çıkmayarak geçirmeye ayırıyorum. Bir süreyi de çekmece içi düzenleri, evden arıtılacaklar gibi yoğun dönemlerde hep ertelenen işlere ayırıyorum.
*Bolca kitap okumak istiyorum. Hem roman ve ilgi duyduğum konulardaki yayınları, yeni çıkanları, klasikleri, dergileri... Hem de mesleğimle ilgili kitap, makele ve yayınları.
*Bolca film, dizi, belgesel izlemek istiyorum. Öyle çok eksiğim var ki bu konuda geçmişten gelen. Star Wars'u izlememiş biriyim ben mesela, ya da Harry Potter'ı. Pek çok klasik var dimağıma eklemediğim, bir de yeniler var sürekli biriken...
*İstanbul'dayken şehirdeki etkinlikleri takip etmek istiyorum. Açık hava sinemaları, tiyatroları, konserleri, festivaller, ilçe belediyelerin etkinlikleri...
*Mesleğimle ilgili kış yoğunluğundan yapamadığım çalışmaları yapmak istiyorum. Notları temize çekme ve düzenlemeler, dijital ortamda klasör- dosya düzenlemeleri. İngilizce okuma ve çeviri işleri...
*Spor yapmak. En azından akşamları sitede ya da parklarda koşmak, yürümek, masa tenisi oynamak ve bolca yüzmek.
*Yoga notlarımı elden ve gözden geçirmek. Asana, meditasyon ve prana pratiklerime her gün vakit ayırmak. Yoga kampına katılmak.
*Sevdiklerim ve dostlarımla Gökova'da 3-5 gün tatil yapmak.
*Tek başıma tren  seyahati. Yurt içinde farklı rotalar deneyimlemek.  (bu yaz da olmadı...)
*Bu yaz için isteklerimden biri de workaway ile bir Avrupa ülkesinde gönüllü çalışma deneyimiydi. Bir türlü fırsat olmadı, oturup bir başvuru yapmaya...
*Bu yaza özel isteklerimden biri de Tarkan konseriydi, biletler satışa çıkar çıkmaz tükendi maalesef...
*****
Bazısını kısmen bazısını istediğim gibi hayata geçirebildiğim bazısına zaman ayıramadığım bir yazdı.
İstanbul'a dönüşüm ile işe başlamam arasında hala iki hafta olsa da benim kafamda bu yaz bitti gibi. Elimden geldiğince yazma, okuma, izleme işlerine vakit ayırmak niyetindeyim bu iki haftada.
Belki bir de tam işe başlama öncesine yıllardır ertelenen Gökçeada'yı sıkıştırırız, belli mi olur;)

Cumartesi, Ağustos 03, 2019

2019 Temmuz Ayı Kitaplar (1) ve Filmler (1), 2 de Dizi

Çoğumuz gibi ben de, instagram ve diğer sosyal medya mecraları ile beraber blog yazmaya eskisi gibi zaman ayırmıyorum.
Yine de her ayın değerlendirmesini yaparak en azından ayda bir yazı yazmaya özen gösteriyorum.
Hem okuduklarımı, izlediklerimi hem de genel olarak o ayı nasıl geçirdiğimi anlatıyorum aylık yazılarımda.
***
Temmuz ayı MEB çalışanları için iki aylık tatilin başladığı zamandır. Benim için branşım itibariyle öyle olmadı, temmuz ayının ilk iki haftasında lise tercihlerinde öğrencilere danışmanlık hizmeti vermekle görevliydim. "Nasılsa tatil başlamadı" diyerek akşamları da İngilizce mesleki okumalara ve çevirilere vakit ayırdım.
İki hafta daha çalıştıktan sonra İzmir'e, annemle ablamın yanına gittim. Orada geçirdiğim 3-4 günden sonra yoga, nefes, dans, doğa ve meditasyon içeren Mutluluk Kampı'na katıldım Kazdağları'nda ablamla beraber. Muhteşem bir 4 gün geçirdim.
Ardından yeniden İzmir'e döndüm ve instagram çekilişi ile kazandığım "Nefesin Gücüne Uyanış" seansına katıldım. Sonrasında da annem ve ablamla tatil yapmak üzere Çeşme'ye gittik. 
Temmuz sonunda yeniden İstanbul'a döndüm ve tam "evime, düzenime kavuştum" diyordum ki, eşimin anneannesinin vefat ettiği haberini alıp Mersin'e doğru yola çıktık apar topar.
Her şeyde iyi bir yan gören bir Pollyanna olarak, bu olayın yaşamıma katkısını da şöyle yorumluyorum; uzun yolda araba kullanmayı deneyimlemem ve tam gün batımında Tuz Gölü'nün eşsiz manzarasına denk gelişimiz.
***
Gelelim bu ay heybeme kattığım film ve kitaplara.
Tüm bu koşturmacada pek bir şey okuyup izleyememişim.
Hiç sinemaya gitmedim bu ay ve evde de sadece bir belgesel film izledim Netflix'ten. 


Maris: Genç Bir Yoga Eğitmeninin Portresi

Maris Degener'in erken çocukluk döneminden başlayan ruhsal acıları, farklılığı ve ergenliğe doğru başlayan anoreksiyası... Ardından yoga ile kendini keşfediş süreci ve yaşam yolculuğu yaklaşık bir saatlik bir belgesel ile kendisinin ve ailesinin, yakınlarının dilinden içtenlikle anlatılmakta. Daimi bir Yoga Öğrencisi olmayı arzu etiğim bu dönemimde yoganın dönüştürücülüğünü ve şifasını görmek bana iyi geldi. İlgililerine önerilir;)




Kendi evimde geçirebildiğim ilk iki haftada Chernobyl dizisini tamamladık. 
Uzun süre etkisinden çıkılamayan bir yapım. Kurgu değil gerçek olması en çok etkileyen yanı...
Öyle acı ki birkaç adamın dünyanın kaderini böylesine etkileyebilmesi...
İzlemeyen kalmamalı!!!


En sevdiğim dizim olan The Handmaid's Tale'ın 3.sezonunun da evde bulunduğum süreç içerisinde yayınlanan 7 ve 8. bölümlerini de izledim. 9-10-11'i de en yakın zamanda izleyeceğim.


Kitaplara gelince sadece bir kitap okudum. Alanımızın duayeni Doğan Cüceloğlu'nun Gerçek Özgürlük'ünü. Kitap ablamın, iki yazdır bendeydi ve okuyamıyordum, "Artık okuyayım ve iade edeyim" diye başladım ve çok sevdim.
Lise yıllarımda okuyup çok etkilendiğim Savaşçı’yı anımsattı bana.


“Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş bir başladı mı, artık hiç bitmez!” temalı çok akıcı bir kitaptı yine.

İletişim, varoluşçuluk ve sosyal psikoloji alanında kuram olabilecek nitelikte önermeleri var kıymetli hocamızın bu kitabında.
Çok şey öğrenerek ve bildiklerimi anımsayarak okudum.
Mesleki instagram hesabım @iyihissediyorum_psikoloji de hikaye kısmında etkilendiğim bazı yerleri sabitledim.
Daha fazlası için ısrarla tavsiye ederim kitabı. Birkaç alıntı paylaşacak olursam:


"Kendi yolculuğumuzu yapmak için buradayız. Bu yolculukta kendimiz olabilme cesaretini bulmamız kolay değildir; ama, kendimiz olmadan yaşamımızdaki hiçbir şey anlamını bulamaz.”
“Kendi özüyle ilişkisi olmayanın gerçek anlamda kimseyle ilişkisi olmaz.”

“En temel özgürlük, insanın kendisi olarak yaşamında var olabilmesi ve kendi bütünlüğünü yaşayabilmesidir; dürüst insan özgürdür.”

“Bir insanı değerlendirmek için nelere sahip olmadığına değil, sahip olduklarıyla neler yaptığına bak.”

Pazartesi, Temmuz 01, 2019

2019 Haziran Ayı Kitaplar (2) ve Filmler (2), 2 de Dizi

İlyada
Haziran ayı mini ama dolu dolu müthiş bir Çanakkale gezimiz ile başladı. Ayrıntılarını seyahat hesabımız @dunyabenimmemleket te paylaştığımız gezimizde okumak için yanıma İlyada'nın çocuklar için olan versiyonunu almıştım. Çanakkale'de okumaya en uygun düşen metinlerden biri olsa gerek:) Hem böylelikle bu ay da bir çocuk kitabı okumuş oldum.
Mitolojik karakterleri ve olayları aklımda tutamamak gibi bir durumum var; daha bir ay geçmesine rağmen şimdi sorsanız kim kimdi karıştırırım mesela:)



Seninle Başlamadı

Bu kitap uzun süre elimde durdu, araya başka kitaplar girdi vs. Sindire sindire okudum ve ay sonunda bitirdim nihayet. Ayrıntılarını mesleki hesabım @iyihissediyorum_psikoloji de hikaye kısmında paylaştığım kitap kalıtsal travmalarla ilgili oldukça ayrıntılı bilgi veriyor.
Bu travmaları nasıl keşfedebileceğimiz ve çözümleyebileceğimiz ile ilgili bize rehberlik ediyor.



Hiç sinemaya gitmedim bu ay. Annem bayram dönüşü bizle geldi ve annem bizdeyken bir klasik olarak her akşam sinema kanallarından film izlendi. İkisinde ben de eşlik ettim anneme.



Biri Click ti. Eğlenceli bir aile filmi, güzel bir fikir. Keyifle izledik biz.



Diğeri Amistad ise dram filmi, içimiz acıyarak izledik. 1997 yapımı ve yönetmenliğini Steven Spielberg'in yaptığı filmin konusu -ne yazık ki- gerçek bir olaya (1839 yılında siyahi köleleri taşıyan Amistad adlı gemide kölelerin çıkardığı isyan sonrası yaşananlar) dayanıyor.



The Handmaid's Tale

2017'de ilk, geçen yaz ikinci sezonunu izlediğim ve hayatımda en sevdiğim dizi olan Damızlık Kızın Öyküsü'nün üçüncü sezonu gelir gelmez izlemeye başladım ve bu ay boyunca yayınlanan 6 bölümü bitirdim.
Muhafazakarlığın ve dinin devlet işlerine bulaştırılmasının bir topluma zarar verebilecek en büyük şey olduğunu içimizi sızlata sızlata, öfkemizi kabarta kabarta gösteren çok değerli bir yapım...



Chernobyl

Bu diziyi izlemeyen bir ben kalmış gibi hissediyordum resmen. Nihayet izlemeye başladım; ancak ilk bölümünü izledikten sonra devam etme fırsatı bulamadım bir türlü.
Devam edeceğim bakalım.


Salı, Haziran 11, 2019

Yalova- Sakarya- Kocaeli Gezimiz

Ablam ve eşi İzmir'de yaşayan şanslı insanlardan :) Ben ve hayatımdakisevgiliinsan ise İstanbul'dayız malum.
4 yıldır nisan ayında Türkiye'nin bir şehrini gezme geleneği oluşturduk.
İlkinde (2016) niyetimiz Van'ı gezmekti, önceden alınmış uçak biletlerimiz vardı, ablamlar İstanbul'a geldi ve buradan beraber gidecektik. Lakin o dönem terör saldırıları, bomba patlamaları yoğundu ülkemizde ve endişe doluyduk. Vazgeçmiş, İstanbul'da kalmıştık. İstanbul'u bir güzel gezmiş, Şile ve Ağva'ya gitmiştik.
2017'de ise Eskişehir'de buluşup çok güzel bir hafta sonu geçirdik.
Geçen sene Bursa'da buluştuk, tarihi yerleri, Botanik Park'ı, Gölyazı'yı, Cumalıkızık'ı gezdik (yazısını yazmamışım; sağdaki Bursa gezileri linkinde 2017'de iki arkadaşımızla yaptığımız geziyi anlatmıştım).
Bu yıl da birbirine oldukça yakın olan üç şehrin görülmeye değer yerlerini gezmeye niyet ettik.
Araştırmaya başlayınca oldukça zengin olduğunu fark ettik bu bölgenin ve not ettiklerimizin çeyreğini ancak görebilmiş olduk iki günde.

I. Gün
Biz Yalova'ya Pendik'ten 40 dk süren feribotla geçtik. İskelenin hemen karşısındaki alışveriş merkezinde kahvaltı ettik.
İlk durağımız 2 km uzaklıktaki Yürüyen Köşk'tü. Atatürk'ün dallarını kesmeye razı gelmediği için taşınan köşkünü ziyaret ettik. Köşke giriş 2 TL, bahçe ücretsiz. Bahçesi çok güzel, soluklanıp bir kahve içmek için bir kafeterya var. Köşkün önü deniz, arkası yeşil alan.
Ardından Termal ilçesine gitmek üzere yola çıktık, yol üzerinde Samanlı'da meşhur Kamil Usta'da köfte yedik. Yemekten sonra ilçe merkezine giden yolun her iki tarafı çınar ağacı dolu ve çok güzeldi.
Termal ilçesinin meydanında ücretsiz otopark var. Araçları oraya bırakıp meydanda bir çay içtikten sonra araçları alıp Termal'in içindeki Atatürk Köşkü'nü ve Çınarcık'ta Büyük Dipsiz Göl'ü ziyaret ettik.
Yol üstünde yediğimiz hızlı bir yemeğin ardından akşam Maşukiye'deki Yazıcılar Otel'e yerleştik. Ahşap ve nehir üstüne kurulu otelin atmosferi çok güzel. Ancak ses yalıtım sorunu var ciddi anlamda. Oldukça yorgun olmasak uyuyamayabilirdik sesten...

II. Gün
Yazıcılar Otel kahvaltısı ile öne çıkan bir mekan. Pazar kahvaltısı için akın edenlerin kalabalığına kalmamak için erkenden aşağı indik biz. Su kenarındaki masalardan birine oturduk ve servis edilen serpme kahvaltıyı afiyetle yedik. Kahvaltı anlatıldığı kadar varmış. Hem çeşit hem lezzet hem servis on numaraydı.
Kahvaltının ardından Maşukiye'yi dolaştıktan sonra Kartepe'ye çıktık. Aşağıdaki bahar havasının aksine burada hala kar vardı ve oldukça serindi.
Sonra Sapanca Gölü'ne indik ve güzel bir yürüyüş ve çay molasından sonra Yuvacık Barajı'na gittik. Baraj Gölü'nün çevresinde çok güzel bir yürüyüş parkuru var. Orada keyifli bir yürüyüş yaptık ve akşama doğru İzmir ve İstanbul'a evlerimize doğru yola çıktık.

2019 Mayıs Ayı Kitaplar (2) ve Filmler (0), 7 Bölüm de Dizi

Oldukça verimli, dolu dolu bir aydı mayıs.
Ramazan, şekersiz 21gün, okul pikniği, Hıdrellez, Suzan Kardeş konseri, boğaz turu, arkadaş buluşmaları, AÖF sınavları, Yoga stajlarını tamamlama ve sertifikamı alma, Yoga ailesi ile kahvaltı, sempozyum ve bir de şans eseri gidebildiğim "Profesyonel" oyunu (6 yıl önce bilet bulup 5 dk gecikme nedeniyle girememiştik oyuna ve o gün bu gündür bilet arıyorduk:))


Tüm bu yoğunlukta hiç film izlemeden geçmiş mayıs. Sadece pek övülen bir Türk dizisine başladık netflixte.
Hakan Muhafız
İlk bir iki bölüm ilgi çekiciydi ve sanki güzel bir işmiş izlenimi verdi. Sonra baymaya ve sarmamaya başladı. 7 bölüm şans verdim, sonrasında maalesef mis gibi fikrin hiç iyi işlenememiş olduğuna kanaat getirip daha fazla zaman kaybetmek istemediğimden devam etmedim.


İyi Geceler Bay Tom 
Bir ilk gençlik kitabı esasen. Tabi ki yetişkinlere de hitap ediyor. Dostluk ve sevgi hikayesi. Çok güzeldi. Filmi de varmış. Onu da izlemek isterim.


İyi Toplum Yoktur
Nihan Kaya'nın kitabını duyduğumdan beri merak ediyordum. Önce "İyi Aile Yoktur" çıkmıştı ve daha onu okuyamadan da bu kitabı çıktı... Önce İyi Toplum Yoktur'u okumak düştü payıma. Yıllardır düşünüp tartışıp mücadelesini verdiğim meseleleri derli toplu biçimde görmek, okumak çok değerliydi benim için. Her gördüğüme tavsiye ediyorum şimdilerde...



Çarşamba, Mayıs 01, 2019

2019 Nisan Ayı Kitaplar (1) ve Filmler (3)

Nisan ayı evimizin bolca dolu taştığı, misafirli bir aydı. Açık öğretim vizelerim vardı üstüne. Öyle olunca tek kitap okuyabildim ve ikisi evde biri sinemada olmak üzere üç film izleyebildim bu ay.

Vücudunuz Hayır Diyorsa
Bu kitaba mart sonunda başlamıştım hatta, nisan boyunca okuyup bitirdim. Altını çize çize, ağır ağır, sindire sindire okudum. Bir kitap ama üç kitaba bedeldi içerik olarak.
Mesleki instagram hesabım @iyihissediyorum_psikoloji de hikayede bolca paylaştım ve sabitli olarak da duruyor kitap hakkında fikir sahibi olmak isteyenler için.
Kitabın temel önermesi;
🎗stresin
🎗hayır diyememenin
🎗duygusal yoksunluğun
🎗erken yaştaki kayıpların
🎗duyguları bastırmanın
🎗ihtiyaçları görmezden gelmenin
🎗yakın-samimi ilişki ve sosyal destek eksikliğinin
Bedensel hastalıklara yol açıyor olması. Araştırma sonuçları ile destekliyor söylemlerini Gabor Mate.
Artık çoğumuz bütün hastalıkların ruhsal ve zihinsel nedenlerden ortaya çıktığını biliyor, hayatımızda bir şeylerin yolunda gitmediğini beden yoluyla dışa vurduğumuzu kabul ediyoruz.
Bu konuda derinlemesine araştırmalar ve bilimsel bilgiler okumak isteyenler için oldukça önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Sıradaki okumalarım “Seninle Başlamadı” ve “İyi Toplum Yoktur” olacak gibi görünüyor.
Bununla beraber, halihazırda, üst üste 4 tane benzer ağırlıkta kitap okuduğumdan, öncesinde araya bir roman almak niyetindeyim. (Zor Bir Ailede Büyümek, Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz, Yetenekli Çocuğun Dramı)



Filmler:
I am Sam
Esasen üniversite 1. sınıfta izlemiştim, üzerinden 1 yıl geçtiği için tekrar izlemek istedim. Annem bizdeyken beraber izledik evde.
Bu film gerçekten çok güzel ve özel. Sean Pean muhteşem. İzlemeyen kalmasın!




Deli ve Dahi
Sinema sevgimi annemden almış olabilirim. Annem film izlemeyi çok sever; bize geldiğinde mutlaka sinemaya gitmeye çalışırız beraber. Bu ay da şansımıza sağlam bir film vardı vizyonda.
Oxford sözlüğünün yazılış tarihini, sözlüğün mimarı olan iki karakter üzerinden oldukça etkili biçimde anlatan filmi severek izledik biz.



Afrikalı Doktor
Bu filmi evde tek başıma netflixten izledim. İnstagramda güvendiğim bir hesapta görmüştüm.
Gerçek bir hikayeden esinlenilmiş film biraz fazla "Amerikan" (basit, sonu tahmin edilebilir, hüsranla başlayıp musmutlu biten başarı hikayesi vs.) olsa da ılık&tatlı bir his bıraktı bende. Ailece güzel bir akşam geçirmek niyetiyle izlenebilir.



Çarşamba, Nisan 17, 2019

Bang Bang- Elodie Frege&Renan Luce

Bu şarkıyı her dinleyişte hüzünlenen bir ben miyim?
Masum aşklara gelsin;)
Nancy Sinatra'dan severdim en çok, yeni öğrendiğim bu versiyon da pek güzelmiş.


Pazar, Nisan 07, 2019

2019 Mart Ayı Kitaplar (3) ve Filmler (4) ve Diziler

3 kitap okudum bu ay. Üçü de mesleki sayılabilir.
Çocuğunuzun Sahibi Değilsiniz
Uzun zamandır merak ettiğim kitaplardandı. Anne baba ve öğretmenler için çocuklara davranışlar konusunda bilgilendirici nitelikte bir kitap. Gündelik hayatta sıklıkla yaptığımız ve "normal" karşıladığımız davranışlarımızın aslında çocuklar üzerinde baskı ve hiçe sayma olduğundan söz ediyor Hint kökenli yazar Shefali Tsabary. Severek ve öğrenerek okudum ben.



Meşgul İnsanlar İçin Meditasyon

Osho mesafeli durduğum bir yanıyla beni iten bir yanıyla da merak etmekten geri duramadığım bir figür. Fikirlerine güvendiğim biri önerince aldım bu kitabı.
Çeşitli konuşmalarından derleme olan bu kitap oldukça akıcı ilerliyor. Ancak konuşma dili olduğundan biraz basit. Kolay okunan, içinde birtakım egzersizler barındıran bir kitap.


Şimşek Hırsızı
Ön ergenlik ve ergenlik çağındaki bireylerle çalıştığımdan, her ay bir çocuk/gençlik kitabı okumaya özen gösteriyorum. Bu ay da ortaokul öğrencileri arasında oldukça popüler olan bu serinin ilk kitabını okudum. Mitoloji ile ilgili epey bilgi içeren keyifle okunan bir kitap. Fikrim olmuş oldu; ama, seriye devam edecek kadar da sevdiğimi söyleyemem.


Bu ay izlediğim 4 film de yerli yapım.
Organize İşler Sazan Sarmalı
Vizyondayken izleme fırsatım olmamıştı, netflixe konduğundan beri izlemek istiyordum. Hakkında çok olumsuz yorum duyunca hevesim kaçmıştı epey aslında, yine de merak ediyordum bir yandan  ve izledim bir gün evde. Abartıldığı kadar kötü bulmadım ben. Müthiş değil ama eğlencelik bir film olmuş.


Türk İşi Dondurma
Bu filmi reklamını ilk gördüğümden beri merak ediyordum ve hevesle gidip izledim vizyona girer girmez. Ancak tam bir hayal kırıklığıydı. Oturmamış şiveler, oturmamış bir hikaye... Sevemedim hiç.



Sofra Sırları

Vizyondayken merak ettiğim, fırsat bulup izleyemediğim filmlerdendi. Blu tv'de görünce izledim. Başrolde iki çok başarılı (Demet Evgar, Fatih Al) oyuncu olmasına rağmen, senaryosunu beğenmediğim bir garip filmdi.


Arif V 216
Yine vizyondayken fırsat bulmadığım, vakit bulmuşken evde izlediğim filmlerden. Cem Yılmaz'ın film tarzını seviyorum. Kendine özgü o dünyasını, değer verdiği şeyleri, anlatım biçimini... 
Bu filmin de vizyondayken oldukça eleştirildiğini hatırlıyorum. Ama ben keyifle izledim ve sevdim.


Dizilere gelince:
La Casa de Papel 2. Sezon
Dizinin ikinci sezonunu da severek ve heyecanla izledik. Şimdi üçüncü sezonu bekliyoruz;)




After Life 1.Sezon

Kısacık 6 bölümden oluşan netflix dizisi. Kayıp, yas, sonrasındaki depresyon ve iyileşme seyrini ajite etmeden anlatan güzel bir yapım.


Black Mirror 2.Sezon 4.Bölüm
Black mirror'ı çok seviyoruz ama üst üste izlemiyoruz. Böyle ara ara açıp kaldığımız bölümden devam ediyoruz ve her birini film tadında izliyoruz. "Beyaz Noel" bölümünü de oldukça etkileyici bulduk.



Pazar, Mart 31, 2019

Ezgi'nin Günlüğü- Martı



Gece gündüz bana birdir ah güzelim, çünkü gözlerim hep kördür
Kanatsız kuş olmak zordur ah güzelim, denize varmayan ırmak

Gör beni gör beni gör, gel gözüm ol gör beni
Sar beni sar beni sar gökyüzüm ol
Uç beni uç beni uç, yavru kuş ol uç beni
Geç beni geç beni geç, kanadım ol

Bırak uyusun şu deniz kanatlarının altında
Gel gezmelere gidelim biz bulutların asfaltında
Hiç yaşamamışız gibi olacak sonunda
Ben kendi yoluma gideceğim güneş kendi yoluna

Takıldım gittim peşinden ah güzelim, bir gemiydi benim sevdiğim
Yelkeninde bir beyaz gül ah güzelim, dumanında sevda sözleri