Çarşamba, Mayıs 23, 2018

Sertap Erener- Aşk


Şüphesiz, gelmiş geçmiş en iyi kadın seslerinden bu toprakların. Çizgisini hiç bozmadan, yıllarca sanatını yapan biri hem de. Nice güzel şarkılar kattı dimağımıza...
Favorim elbette Lal albümü olsa da, 99 çıkışlı, kendi adını taşıyan albümünde de çok sevdiğim şarkıları var. Yanarım, Vur Yüreğim, Yolun Başında... Aşk da bunlardan biridir. Derin hisli sözlerin sahibini tahmin etmek de zor olmasa gerek... Türk popunun baş tacı Aysel Gürel elbette;)
Keyifli dinlemeler efenim:)

"Aşk, kaç büyümden
Aşk, dön ölümden
Aşk, bir sebepten
Gel, gir dünyama
Aşk, dön ölümden
Geç tenimden
Gir dünyama
Aşk, dön ölümden
Geç tenimden
Gel, gir dünyama
Aşk, vur yürekten
Aşk, çarp gönülden
Aşk, geç tenimden
Gel, gir kanıma
Aşk, dön ölümden
Geç tenimden
Gir dünyama
Aşk, dön ölümden
Geç tenimden
Gel, gir dünyama
Gel artık
Sözüm, sabrım kalmadı
Beni duysana, duysana, duysana, duysana
Aşk, dön ölümden
Geç tenimden
Gir dünyama
Aşk, dön ölümden
Geç tenimden
Gel, gir dünyama
Gel, gir dünyama"

Perşembe, Mayıs 17, 2018

Essentials- Cem Adrian

Bu albümü çok dinlerdim... 
Odam Kireçtir Benim, 
Çanakkale Türküsü, 
Yemen Türküsü
ve daha birçoğu...
Gerçekten adını hak eden, çok değerli seçkilerden oluşan bir albüm. Daha sonra II'si de çıktı ama ondan sadece Sarı Gelin'i biliyorum.
İlkinden en sevdiğim şarkı, bir Ege türküsü elbette;)
Keyifle dinleyiniz efenim:)

"Ahh yanık olur anaların yüreği..."


Cuma, Mayıs 11, 2018

2018 Nisan Ayı Kitaplar (1) ve Filmler (3)

Bol gezmeli, az okumalı bir aydı
Tek kitap bitirebildim bu ay.

Kafka'nın Babaya Mektup'unu...
Kafka'yı üniversite öğrenciliği yıllarımda kült eseri "Dönüşüm" ile tanımış ve çok sevmiştim. Sonrasında, bilmem neden, devamı gelmedi. Yakın zamanda öğretmenler odası kütüphanemizde görünce Babaya Mektup'u, eve getirdim ve soluksuzca okudum. Dönüşüm'ü de tekrar okumayı istiyorum; zira 10-12 yılda epey değişiyor idrakı insanın...
Yine vefatından sonra yayınlanan eserlerinden biri olan Babaya Mektup için hep "Diğer eserlerini anlamak için önce bu okunmalı" denildiğini duyardım. Okuyunca hak verdim. Zira Kafka, babasına yazdığı bu uzun mektupta, çocukluğundan yetişkinliğine değin, babası ile ilişkisindeki zorlanmalarını, babasının kendisine uyguladığı psikolojik şiddeti ve nasıl hırpalanıp, değersiz (adeta bir "böcek" gibi) hissettiğini anlatıyor...
Henüz pedagoji, çocuk psikolojisi gibi kavramların söz konusu bile olmadığı yıllarda, bir çocuğun ebeveyninden beklentisini ve ebeveyn nasıl davranırsa çocuğun neler hissedebileceğini acı biçimde bizzat deneyimleyerek öğrenmiş ve mektubunda anlatmış Kafka...
Şiddetle önerdiğim kısacık bir şaheser.









Filmlere gelince. 3 film ile katmışım heybeme bu ay.

Evil
İnstagramda zevkine güvendiğim kişilerce önerildiğine tanık olunca ve puanı da oldukça yüksek olunca izlemek istedim filmi. İsveç- Danimarka orta yapımı olan film, kötülüğün ve zorbalığın evrensel olduğunu gözler önüne seren kaliteli bir yapım. Dram ve psikolojik gerilim türü sevenlere önerilebilir.



Sarmaşık
Sarmaşık'ı iki yıl önce izlemiş ve hayran olmuştum. Annem ve ablam bizdeyken, onların da bu müthiş filmi izleme zevkini tatmaları için bir defa da onlarla izledim. Yine aynı tadı alarak... Sinemanın bir sanat olduğunu iliklerime kadar hissederek..


Kelebekler
Aslında Blu tv'den Sarmaşık'ı seçmemizin bir nedeni de bir sonraki gün için Kelebekler'i izleme planımızın olmasıydı. Yeni filmini görmeden önce, bir önceki filmiyle tanımalarını istedim Tolga Karaçelik'i... Çok az salonda oynayan film, ne şans ki Beylikdüzü Migros'ta da oynuyordu. 
Kelebekler, Sarmaşık kadar çarpıcı ve etkileyici gelmedi açıkçası bana. 
Ama "aile olmak" üzerine epey düşündürttü... Aile, hem müthiş bir destek yaşamda; ve fakat zaman zaman yük aynı zamanda... Kısıtlayan, özgür bırakmayan, birey olmaya izin vermeyen...
Nasıl, ne kadar olmalı bağlılık???
Film dramatikliğinin yanı sıra yer yer absürd sahnelere yer veren bir kara komedi havasında...
Fragmanda da yer alan tavuk sahnesi ve pavyon sahnesi çok iyiydi gerçekten de, bir de "gidelim buralardan" sahnesi var ki, 90'larda çocuk/ergen olmuş herkes çok sevecektir eminim...
"Artık hissettiğimi hissettiğim anda söylemek istiyorum" diyor ya bir de filmde Suzan, hangimiz istemiyoruz ki be Suzan?



Çarşamba, Nisan 25, 2018

2018 Mart Ayı Filmler (3) ve 5 Farklı Dizi

Mart ayı filmlerini yazabilmek nisan sonunu bulsa da, yazmadan geçmemeye sevinecek kadar koşturmacalı geçiyor hayat...

Hysteria
Vibratörün keşfini konu alan dönem filmi. Keyifle izlenen eğlenceli bir dönem filmi. Ruh sağlığı ile ilgilenenlerin severek izleyeceğini düşünüyorum.


Peekay
Çok başarılı bir Aamir Khan filmi daha. Çok çok güzeldi. "Dünyaya bir anda düşsek toplumsal düzenle ilgili neleri sorgulardık"ı mizahla anlatan bir bilimkurgu.


Kaybedenler Kulübü Yolda
Umutsuzca gittim bu filme. İlkini beğensem de, aynı niteliği bulamayacağımı biliyordum. Ama bazen vizyonda izlenecek hiçbir şey olmaz ama sizin çok sinemaya gidesiniz vardır, bilirsiniz. (Bazen de bir sürü güzel film girer aynı anda, vaktiniz olmaz...)
İşte öyle bir zamanda gittim. İzlenir elbette ama öyle çok da bir şey anlatan bir film değil bence...




Fi-Çi Final

Bir dizi ancak bu kadar kötü final yapabilirdi... Efsane 3 bölümün üstüne, çok zayıf bir final oldu. Bu kadar alelacele bitirerek yazık ettiler diziye...



This Is Us- 1 sezon, 6-10. Bölüm

18 bölümlük ilk sezonun 5 bölümünü de bu ay izledim. ilk 5 bölüm kadar etkilenmedim. Olayların hızla düğüm olup hızla çözülmesi tarzını sevmiyorum. İlk sezondan 8 bölüm daha var, bir de  18 bölümlük 2.sezon... Devam eder miyim bilmiyorum, belki yazın...



Black Mirror- 2.sezon, 2-3.bölüm

Uzzuunnn aralıklarla izlediğimiz Black Mirror'un 2.sezondan 2 ve 3. bölümlerini izledik bu ay. Bu sezondan 4. bölüm kaldı, bir de 6şar bölümlük 3. ve 4. sezonlar var tabi. White Bear isimli 2.bölüm çok başarılıydı, ama The Waldo Moment isimli 3. bölümü sevmedim.



The Good Doctor-1. sezon, 1.bölüm

Instagramda görüp dikkatimi çekti. Yüksek işlevli otizmli bir cerrahın hikayesi. 18 bölümlük bir sezonu var şu anda. Otizm ya da farklı gelişenlerle ilgili yapımlar dikkatimi çekiyor. Ancak, bilmeyenler için "otistikler aslında çok zeki" tarzı yanlış bir genelleme algısı oluşturulmasını tehlikeli buluyorum. Çünkü gerçek öyle değil. Evet yüksek işlevli otistikler var ama çok az bir kısmı maalesef...



Şahsiyet 1-2-3

Puhu TV'nin yeni dizisine başladık. Yönetmen koltuğunda Onur Saylak olunca, senaryo da Hakan
Günday'a ait olunca, e bir de güçlü oyuncu kadrosu eklenince çok umutla başladım diziye.
İlk bölümün girişi muhteşemdi ve ilk bölümü merakla izledim. Ama ilerleyen bölümlerde akmayan bir şeyler var... Senaryo gitmiyor gibi... Bakalım izlemeye devam edeceğiz.


Salı, Nisan 17, 2018

Yeni Müzik Keşfi

İzlanda'lı bir indie rock grubu imiş Kaleo.
Pek sevdim ben.


Pazartesi, Nisan 02, 2018

Ülkü Tamer Ölmüş, Ve Fakat, Ölür Mü Hiç Şairler?



"Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
Üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
Ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.

İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci...
Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen."

Pazar, Nisan 01, 2018

2018 Mart Ayı Kitaplar (4)

Uuuuuupuzun ve hiç bitmeyecek sandığım bir aydı, mart ayı...
Şimdi yazmaya oturunca, ayı gözden geçirdiğimde bir defa daha ayrımsadım bunu. "Vay beee, o da mı bu ay yaşandı?!" diye şaşırarak hatırladım bu ay yaşadıklarımı...
İş yerinde yenilikçi işler yaptığımız ve çok enerjik günlerin yanı sıra oldukça sıkıntılı günlerim oldu, zaman geçmek bilmedi, bahar bir türlü gelmek bilmedi... Deeerken neyse ki, nihayet güzel nisandayız.
Nisan mis gibi havası ile çok güzel bir ay olacak diye ümit ediyorum. Yaşayıp göreceğiz bakalım.

Şimdi bakalım bu uzzzzuuunnn mart ayında neler okumuş neler izlemişim, neler katmışım dimağıma.
Bu yazıda kitaplara bakalım; film ve diziler de bir başka yazının konusu olsun;)


Fareler ve İnsanlar
Bu kitaba nasıl bu kadar geç kalmışım diye çok hayıflandım. Muhteşemdi. İki günde akıp gitti. Kısacık bir roman zaten ama nasıl insana dair, nasıl zamansız... Klasiklerin tadı bambaşkadır, bilirsiniz. Siz de henüz okumadıysanız, geç kalmayın derim benim gibi...





Bir Yoginin Otobiyografisi
Bu kitap ocak ayından bu yana elimdeydi. Başlarda hızla okuyordum, sonra araya başka başka kitaplar girdi, sonra okumaya yeniden ivme kazandırıp bitirdim.
Yoga eğitmenlik eğitimine başladığımda, okuma listemizdeki ilk kitaptı. Bir nevi, yoga temel metinlerini anlamaya hazırlık kitabı olan Bir Yoginin Otobiyografisi, bu alandaki tek otobiyografi olmasıyla son derece kıymetli bir kitap. Oldukça kalın olan kitap, yoga ile ilgili belli başlı konuları oldukça anlaşılır biçimde ele alıyor. Yoga ile ilgilenmeye başlayan herkese tavsiye edebilirim.



Bhagavad Gita
Temel yoga metinlerinden. Özellikle de, 4 yoga akımından biri olan Karma Yoga'nın temel metni.
Yoga eğitmeni olmak isteyen birinin, ya da yogayı daha iyi anlamak/öğrenmek isteyen birinin mutlaka okuması gereken bir kaynak.
Bu kitabı, ilk duyuşum 10 yıl öncesine dayanır. Yeniyüksektepe Felsefe ve Kültür Derneği Karşıyaka şubesinde Temel Felsefe Seminerleri'ne katılıyordum o zamanlar. Doğu Felsefesi dersinde Mahabbarata Destanı'nı işlerken bir bölümünün Kutlu Ezgi demek olan Bhagavad Gita olduğunu ve çok temel bir felsefi metin olduğunu öğrenmiştim.
Yoga eğitmenlik eğitimine başladığımda da, Bhagavad Gita'nın   Patanjali'nin Yoga Sutraları ve Hatha Yoga Pradipika ile birlikte 3 kadim yoga metninden biri olduğunu öğrendim hocamdan. Ve şubat ayında edindim her 3 kitabı da.
Bir Yoginin Otobiyografisi bitince Bhagavad Gita'dan devam ettim yoga okumalarına. Diğer ikisini de nisan ayında okumayı planlıyorum.



Annesinin Prensi
Yoga okumalarım nedeniyle biraz sekteye uğrayan mesleki okumalarım da çok eksik kalmasın diye bir de mesleki kitap bitirdim bu ay. Aralık ayında edindiğim bu kitaba da sömestr tatilinde başlamıştım aslında, ama yarım kalmıştı, tamamlamak bu ay mümkün oldu.
Psikanalitik bakış açısı ile anne oğul ve gelin ilişkilerini inceleyen kitap, insanın tüm biricikliğine rağmen nasıl da evrensel bir yapı olduğunu ve zaman-mekan fark etmeksizin hepimizin ne kadar da benzer şeyler yaşadığını bir kez daha fark etmemi sağladı.
Psikanalitik dili seven meslektaşlarım ve meslekten olmasa da ilgililer için oldukça keyifli bir okuma olacağını düşünerek öneriyorum.



Sardunyaya Ağıt- Fazıl Say

Fazıl Say'ın İlk Şarkılar albümünden daha önce de bahsetmiştim. Kesinlikle bağımlılık yapıyor, dinlemeye doyulmuyor... Muhteşem bir başyapıt kesinlikle! Serenad Bağcan'ın o enfes sesinin payı da çok büyük elbette bunda...
Albümden bu ara çok severek dinlediğim şarkı çok sevdiğim şair Can Yücel'in Sardunyaya Ağıt'ı.
Keyifle dinleyiniz efenim;)


"İkindiyin saat beşte
Başgardiyan Rıza başta
Karalar bastı koğuşa
Ikindiyin saat beşte

Seyre durduk tantanayı
Tutuklayıp sardunyayı
Attılar dipkapalıya
İkindiyin saat beşte

Yataklık etmiş zaar
Suçu tevatür ve esrar
Elbet bir kızıllığı var
Ikindiyin saat beşte

Dirlik düzenlik kurtulur,
Müdür koltuğa kurulur
Çiçek demire vurulur
İkindiyin saat beşte

Canların gözü yaşta,
Aklı idamlık yoldaşta,
Yeşil ölümle dalaşta
İkindiyin saat beşte"

Cuma, Mart 30, 2018

Baba Zula- Efkarlı Yaprak

Şenlik ve festivallerde dinlemekten çok keyif aldığım Baba Zula'nın bu ara dinlemelere doyamadığım bu şarkısını İstanbul'dan güneye yaptığımız uzun yolculuklarımızdan birinde keşfettiğimi dün gibi hatırlıyorum... Muhteşem hissettiriyor bana, özgür gibi...