Cumartesi, Eylül 03, 2016

ütopyalar güzeldir!

bu yaz güzel konserlerde bulundum.
ilki, temmuz sonunda, izmir'de (bostanlı açık hava), kış boyu istanbul'da bir türlü gidemediğim ceylan ertem.
çok sevdiğim şarkıları vardı.
konserde öğrenip çok sevdiklerim de oldu.
bunlardan biri -nasıl kaçırdığıma inanamadığım- "ütopyalar güzeldir".
konserde hikayesini anlattı şarkının. 8-10 yaşlarındayken ferhangi şeyler'i dinlemiş radyo tiyatrosunda babası ile. orada duyup sevmiş bu şarkıyı.
çok güzel bir şarkı ve çok güzel söylüyor bence.


ağustos sonunda, zeytinli rock festivali'ne gittim. 2007'de gitmiştim ilk kez. 9 yıl sonra ikinci defa gitmiş oldum bu sene.
güzel bir ortam, epey eğlendik, güzel müzikler dinledik.
deniz tekin, baba zula, cem adrian, athena, yüzyüzeyken konuşuruz, model, mor ve ötesi severek dinlediğim müzisyenlerdi festivalde.

30 ağustos itibariyle beylikdüzü'nde "barış ve sevgi buluşmaları" başladı. erol evgin ve yüksek sadakat'i dinleme fırsatım oldu. beylikdüzü'ndeki etkinliklerin en iyi yanı, sadece ilçenin sakinlerinin katılması ve çok kalabalık olmaması sayesinde etkinliklerde rahat edebilmek.
taksim, beşiktaş ya da ne bileyim mesela bakırköy'de, kadıköy'de bir etkinlik oldu mu, yakın uzak demeden her ilçeden insan geliveriyor. sıkışıklıktan hiç hazzetmediğim için çok rahat edemiyorum öyle durumlarda.
9 eylül'e kadar devam edecek. bakalım belki birkaç isim daha dinleme fırsatım olur;)

Cuma, Eylül 02, 2016

eylül'e methiyeler, 2016

geleneksel "eylülün gelişini kutlama yazımız"a hoş geldiniz efenim:)
yaz sevmezler için, hadi haziran geçer gider, temmuz da bir derece geçer de, ağustos artık uzar uzar uzar... o sıcaklar bitmek bilmez. her gün eylülün bir an önce gelmesi için dua edilir.
ve çok şükür ki, eylül, eninde onunda gelir...

eylül hüznü çağrıştırmaz bana, genel kanının aksine.
bana göre başlangıçtır eylül.
yeni (ve çok güzel) bir mevsimin başlangıcı değil sadece...
17 yıllık öğrencilik üstüne 8 yıllık öğretmenlik ile geçtiği için hayatım belki de, ocaktansa eylüldür yılın başı, eğitim-öğretim yılını baz alırım yılları ayırırken genelde...
bir önceki yılın değerlendirmelerini yapar, yeni kararlar alırım.

eylül, yazın miskinliğinden kurtulma zamanıdır bir de...
"aman nasılsa bütün gün evdeyim, sonra yaparım, bugün olmasa yarın yaparım" eğiliminden sıyrılma zorunluluğudur mesela...
yeniden, her sabah, aklı evinde, dönünce halledeceklerinde, hatta minicik minicik işler olsa da liste liste notlar yazarak düşmek demektir yollara... ("eti buzluktan çıkar" gibi, tanıdık geldi mi:p)
zamanla alışılır yeniden tempoya elbette...

sadece okula dönülmekle kalınmaz. okul/iş dışı bir etkinlik için araştırmalar başlar. kurslar, eğitimler için kollar sıvanır. halk oyunları, seramik...

yaz sıcağında gezilemeyen seyahat rotaları için planlar yapılır. iznik, amasra, eskişehir...

eylül, avlanma yasağının sona ermesi ile mis gibi balık yiyebilecek olmaktır biraz da...

bir deee, en sevdiğim çiçek, nergisin evleri mis gibi kokutmasına az kaldığını müjdeler!

bu liste uzar gider. 3 ay boyunca güzel sonbaharın hakkı verilmeye çalışılır:)

Perşembe, Eylül 01, 2016

2016 ağustos ayı kitaplar (2)

film yazımda da yazdığım üzere, ağustos ayının çoğunu izmir'de, annemde geçirdim ve, ev düzenim ve günlük rutinim kaçınca hiç okuyamıyorum.
ne? 
"aman ezgi, sana da okumamak için bahane gerek zaten" mi dediniz? 
haklı olabilirsiniz...
az okuyorum ama, düzenli okumaya çalışıyorum yine de... ağustos ayında 2 kitap bitirdim.

tek eşlilik- adam phillips
aslında, bu kitabı, temmuz başında, hayatımdakisevgiliinsan bir avm'de pokemon peşinde koşarken ben de kendimi kitapçıya atmış ve listemdeki kitaplardan, parça parça olması ve bu yönüyle avm kafeteryasında okumaya uygun olması hasebiyle seçip almıştım.
bir süredir listemdeydi; "kaçırdıklarımız" ile beraber.
sadakat ve ihanet üzere toplam 121 kısa aforizmadan oluşan kolay okunuyor görünen ama, yer yer insanı derin düşündürüp, idrak edene kadar bir daha bir daha okutturan bir kitap. belki de bazı yerleri idrak edemedim ve hiç idrak edemeyeceğim de elbette...
pek çok cümlenin altını çizdim. çarpıcı söylemleri var, dönüp dönüp karıştırılası bir kitap.


beni etkileyen cümlelerin bazıları:

"kendimizin belirli versiyonlarını başka insanların zihinlerinde tutmak için çok uğraşırız; tabi ki daha az çekici olan bazı versiyonlarımızın başkalarının zihnine girmemesi için de. ama gene de karşılaştığımız herkes, biz beğenelim beğenmeyelim, bizi icat eder."

"güvenin sorunu, sağlanmasının imkansız olmasındadır. güven, vaat kılığına girmiş bir risktir."

"yabancılık heyecan vericidir ama bizi düzenimizi bozmakla tehdit eder; rutin rahatlık vericidir ama bizi uyutmakla tehdit eder."


kahve- topraktan fincana

bu kitabın hikayesi şöyle.
kahveyi çok seven biri olarak, hakkında daha fazla bilgi edinme isteği düştü bir anda içime. ve o anda çok yakın iki arkadaşımdan oluşan whatsapp grubumuza yazıverdim "bana hediye almak istediğinizde kahve ile ilgili kitap alsanıza"  diye:)
şansa bak ki, ankara'da yaşayan arkadaşım o anda kahve festivalinde ve bu kitabın standının önündeymiş.
5 dk sonra kitabın yazar tarafından adıma imzaladığı ilk sayfasını gönderdi arkadaşım. pek mutlu oldum tabi.

nihayet ağustos ayında görüştüğümüzde verdi kitabımı, bir çırpıda okudum ben de. temel bilgiler içeren güzel bir kitap. kahve meraklılarına tavsiye ederim.

Çarşamba, Ağustos 31, 2016

2016 ağustos ayı filmler (2)

2 aylık yaz tatilimin ilkinde 7 film izlemiştim. bu ay ise sadece 2 film izleyebildim. zira ağustos ayının çoğunu izmir'de annemle, ablamla geçirdim. kendi ev düzenim olmayınca ne kitap okuyabiliyorum ne film izleyebiliyorum ben. ama olsun, bolca dinlenerek, gezerek ve yüzerek geçirdim bu ayı. az şey mi!?
hem sadece 2 film izledim evet, ama, 2'si de son derece önemli filmler bana kalırsa...

spotlight

film
"Tom McCarthy tarafından yönetilen ve McCarthy ve Josh Singer tarafından yazılan 2015 yapımı Amerikan drama filmi. Film ABD'deki en eski sürekli olarak kullanılan araştırmacı gazete birimi The Boston Globe'un "Spotlight" takımını konu ediniyor. Gerçek Spotlight Takımının hikayesinden uyarlanan filmde The Globe 2003 Halka Hizmet için Pulitzer Ödülünü kazanmıştı. Filmde Mark RuffaloMichael KeatonRachel McAdams, John Slattery, Stanley Tucci, Brian d'Arcy James, Liev Schreiber ve Billy Crudup gibi yıldızlar oynamaktadır."



diye tanıtılıyor.



katolik rahiplerin çocuklara yönelik cinsel tacizlerini ve 
bunun boston başpiskoposluğu tarafından gizlendiğini konu alıyor film. kilisenin el birliği ile nasıl da korunmaya çalışıldığını görmek, dünyanın her yerinde iktidar ve güce karşı savaşmanın ne denli meşakkatli bir yol olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
ve dünyanın neresinde olursak olalım, hiçe sayılanın hep yoksulların ve çocukların olduğu gerçeğini de...
çığlık atası, isyan edesi geliyor insanın filmi izlerken. tıpkı  Michael Rezendes in filmin sonlarına doğru yaptığı gibi...


"hemen şimdi haber yapmamız gerek!
ne var, neden tereddüt ediyoruz?
zamanı geldi!
haberleri vardı ve çocuklara bunun olmasına izin verdiler!
sen de olabilirdin, ben de olabilirdim, hepimiz olabilirdik!
bu şerefsizlerin tabutuna çivi çakmalıyız!
insanlara kimsenin bundan paçayı kurtaramayacağını göstermeliyiz!
ne bir rahibin ne kardinalin ne de papanın!"

abluka
dün akşam izledim.
iyi işleri, sanatı anlamak için zamana ihtiyaç duyuyorum ben. üzerinde düşünmeye, hakkında okumaya, konuşmaya, tartışmaya... henüz çok taze ve demlenmemiş bir film zihnimde, ruhumda. ama beni etkilediğini biliyorum.
insanı merakta bırakan, gerilim yaratan ve anlamaya zorlayan bir film. metaforlarla beraber hem karakterleri hem kendini hem ülkeyi düşünüyor insan izlerken... 
mehmet özgür (kadir) de berkay ateş (ahmet) de çok başarılı. 
tülin özen'de (meral) bir olmamışlık vardı, ozan akbaba'da (ali) da... fazla beyaz yakalı bir tipleri mi var nedir, yakışmamıştı o atmosfere. ayrıca yaratılan karakter olarak da doğal olmayan tavır ve davranışları vardı bence...
sonuç olarak, eksikleriyle beraber, sert ve çarpıcı bir film. izlediğime çok memnunum ben.


bitirirken, yönetmen emin alper'in röportajından minik bir kesiti de sizlerle paylaşmak istiyorum:

"ahmet’in hikayesini de metaforik düzeyde okumak lazım. orada eline silah tutuşturulup köpek itlafında görevlendirilmiş insanların yaptıkları aslında bir tür terörist avı. devlet sürekli sokakları temizlemek misyonu biçiyor kendisine ve o adamların dünyasını altüst eden bir şey yaşanıyor orada. düşmanına dost olan bir durumla karşılaşıyor ahmet. itlaf edilmiş köpeklerin çukura üst üste yığılması görüntüsünü, devletin kaybettiği insanlar olarak okumak lazım. açık bir şekilde, devlet otoritesi küçük insanları birtakım düşmanlar bulmaya itiyor. düşmanların kim olduğuyla ilgilenmiyorum. tepenin ardı’da da yörüklerin ne yaptığıyla ilgilenmiyorduk. örgüt, islamcı dışında herhangi bir örgüt. devrimci ya da etnik, hiç önemli değil. o konuda fikir versek filmin odağı kayardı. oysa biz devlet tarafından paranoyaya itilmiş, kullanılmış, iki zavallı insanın hikayesini anlattık."