Cuma, Kasım 16, 2018

Tayland-Krabi

15.11.2018
Seyahate başlarken oldukça plansızdık. Görmek istediğimiz pek çok ülke vardı Güney Asya’da. Yolda  gelişen fikirlerle rota çizmeyi düşündük. 
İzne ayrıldıktan sonra Türkiye’nin doğusu ile gezmeye başlayacağımız ve tren yolu ile Van’dan İran’a geçeceğimiz belliydi. İran’dan sonra Güney Asya’daki en yakın ülke olan Hindistan ile devam etmek makuldü. Hindistan vizeli olduğundan Türkiye’den çıkmadan vize almamız gerekti. Vize başvurularında gidiş dönüş bileti isteniyor. Bu nedenle İran’dan Hindistan’a biletimizi aldık. Ve Hindistan’dan çıkış bileti de gerektiği için en uygun bilet bulabildiğimiz Bangkok uçuşuna bilet almıştık. Kısacası Türkiye’deyken İran➡️Hindistan➡️Tayland sıralaması ve İran ile Hindistan’da kalacağımız gün sayısı belliydi. Tayland’a girişte 30günlük izin verince, burada maksimum 28Kasım’a kadar kalabileceğimiz de belli oldu. İlk 6 gün Bangkok’ta biraz dinlenip biraz geçmiştik. Sonra trenle ChiangMai’ye geldik. Bir hafta sonra, Tayland’da geriye kalan zamanımızı nasıl geçireceğimizi düşünmeye başladık. Orman, doğa, şelaleye bir miktar doyduğumuzdan ve denizi özlediğimizden güneye inmeye karar verdik. Ve dün gece, ChiangMai’deki 10.günümüzde, oradan ayrılıp Bangkok aktarması ile (geceyi havaalanında geçirerek) sabah 2.uçağa binerek Krabi’ye indik. Havaalanından kalkan özel minibüsler ile -arabalı feribot da dahil- 2 saatte KoLanta adasına vardık. Hosteli burada ayarlamıştık.  (genelde bir gün önce Booking/Airbnb den ayarlıyoruz konaklamayı)



Krabi, Phuket’in tam karşısındaki şehir; pek çok ada var civarında. Phuket turistik ve popüler olduğundan bizi pek cezbetmiyor açıkçası. Bugün burada biraz dolaştık ve yüzdük. Yarından itibaren diğer adaları da araştırıp onları da görmek istiyoruz, bakalım.

Perşembe, Kasım 15, 2018

Monk Chat ve Meditasyon Deneyimi

İki gün önce, Chiang Mai’den ayrılmadan yaşamak istediğimiz deneyimlerden biri olan Monk Chat için rezervasyonumuz vardı. Saat 13.00’de Budist Üniversitesi’ndeydik. Kayıt, ödeme, beyaz standart kıyafet temini işlemlerinden sonra, grupça bir salona alındık ve kendimizi tanıttık. 35 kişiydik, sadece bir Tai katılımcı vardı (normalde hiç olmuyormuş), onun dışında 2 Japon, 1 Çin ve biz 2 Türk hariç herkes ABD, Avrupa ya da Kanadalı batılılardı.
Budizm hakkında mini bir sunum dinledik. Burada ve sonrasında bir gün boyunca söylenen en temel şey; Budizm’in bir din değil, insanın acıdan kurtulması için nasıl yaşaması gerektiği üzerine bir öğretiler olduğuydu. Ayrıca, öğretinin (2500 yıl önce) bulucusu olan Buddha’ya kesinlikle tapmadıkları, sadece ona saygı gösterdikleri ve öğretisini takip etmekte oldukları da defalarca vurgulandı. MonkChat, Hindistan’da eğitim alan bir Budist rahip tarafından ortaya atılmış bir fikirmiş ve 20 yıldır uygulanıyormuş.
Sunum bitince araçlara binerek şehre 40 dk mesafedeki eğitim merkezinin olduğu köye gittik. Kızkıza ve erkek erkeğe olmak üzere 2 kişi rasgele eşleştikteb sonra, odalara geçip duş alıp beyaz kıyafetleri giyerek inmemiz istendi. 16:30’da meditasyon salonundaydık ve yaklaşık bir gün sürecek sessizlik başlamıştı!
Önce eğitimci monk Budizm, chanting ve meditasyon hakkında bilgi veren bir konuşma yaptı. 
Sonra farklı türlerde meditasyon pratiğimiz başladı. “Sürekli konuşuyoruz, sürekli bir şeyler görüyoruz ve zihnimiz de hiç susmuyor hayatımızda. Burada hayatımızda en azından bir gün konuşma yok, görme yok-meditasyon pratiği sırasında gözler kapalı ve zihin de -nefese odaklanarak- susturulursa içe dönüş olur.” dedi eğitmen.
“Meditasyon, medikasyondur; anda olma, konsantrasyon ve farkındalık ile üzüntü ve anksiyeteden özgürleşebiliriz.” diye devam etti ve meditasyon yapabilmenin tek yolunun practice olduğunu, bilginin deneyim olmadan tek başına gelişim sağlayamayacağını ekledi.
Sonra yemek salonuna geçilerek yemek öncesinde mantra okundu ve yemeğimizi yavaşça farkına vararak sadece yemeğe odaklanarak yedik. Yemek sonrası da meditasyon uygulamaları devam etti. 21:30’da odalara çekildik; çünkü sabah 5:00’te uyandırılacaktık!



Ertesi gün 5:00’te çalan gong ile uyandık. Duş alıp 5.30’da meditasyon salonunda olmamız bekleniyordu. Kapalı alan ve açık alan meditasyon uygulamasından sonra, hayatımızda görüp görebileceğimiz en ilginç deneyimlerden birini yaşadık. İki monk ve tüm grup köye yürüyüşe çıktık. Saat sabanın 7’siydi. Karşılaştığımız köylüler asistan olan montun kasesine yiyecekler sundu ritüel ile. Bu, bir Budist geleneğiymiş. Budizme göre tüm insanlar çok saygıdeğer olsa da Monkların toplumdaki saygınlığı çok fazla olduğundan monklar ile varını yoğunu paylaşmaya gönüllüymüş herkes.
Köyü dolaşıp bağışları topladıktan sonra kahvaltı için yemek salonuna geçtik. Kahvaltı ve biraz serbest zaman sonrasında, program 1.5 saatlik soru cevap kısmı ile devam etti. Ki, en keyif aldığımız ve öğrendiğimiz zaman dilimi burası oldu. Monkların yaşamı, Budizm ve hayat ile ilgili merak ettiklerimizi sorduk, onların öğretisine, bakış açısınagöre cevaplar aldık. Apayrı bir yaşamı, düşünüş biçimini öğrenmek çok hoşumuza gitti. Ardından dinamik meditasyon uygulaması öğretildi. Sonrasında serbest meditasyon saati vardı ve üstüne yine farkındalıkla, yavaşça öğle yemeği yendi.

Biraz serbest zaman ve değerlendirme formlarının doldurulmasının ardından 1.5 saatlik son meditasyon seansı vardı. Farklı türde uygulamalar deneyimlendi ve bitirirken grup fotoğrafı çekildik. Yeniden servislerimize binip hostellerimize dönerken 23 saatlik sessizlik sona etmişti. İlginç olan “Oley bee, artık konuşmak serbest” diye cırcır konuşmaya başlamak yerine, kendimizle ve sessiz kalmayı devam ettirmemizdi...

Pazartesi, Kasım 12, 2018

Budist Bir Rahiple Sohbet

Tayland’da iki haftamız bitti ve geriye iki haftamız kaldı. Bugün de Chiang Mai’deyiz. Günün bir kısmını hostelde dinlenip, plan yaparak geçiriyoruz bugün. Burada kalan zamanımızda hangi şehirleri göreceğimiz ve sonrasında hangi ülkeye geçeceğimize dair plan yapmamız, bilet araştırmamız gerekiyor.
Ama madem Chiang Mai’den yakın zamanda ayrılacağız, önce buradan gitmeden başka ne yapabilirize odaklandık. Chiang Mai’de yapılabilecek çok fazla ilgi çekici aktivite olduğundan bahsetmiştik. Biz fil bakıcılığı, şelale ve orman gezisi gibi doğal etkinliklerin ve gece pazarlarının tadını çıkardık, tapınakları gördük. 
Buradan gitmeden yaşamak istediğimiz bir diğer deneyim  #monkchat. Monk Chat, keşişlerle sohbet demek. 
Budist Üniversitesi’ndeki keşişler -gönüllü olarak- ülkeye gelen yabancıların sorularını cevaplıyor, onlarla bilgilerini paylaşıyor ve karşılığında bağış kabul ediyorlar. İnternet sitesinden (www.monkchat.net) araştırmıştık dün. Her Pazartesi ve Cuma sabahtan akşama kadar süren ücretsiz programlar vardı; ama, yer kalmamıştı. Bir de yatılı program vardı. Ona kayıt olmadan önce gidip yüzyüze görüşmek istedik. O nedenle bugün kahvaltıdan sonra motora atlayıp 10 dakika mesafedeki MCU Buddhist University’nin kampüsüne gittik. Orada bu işle ilgilenen binayı bulup, bir keşişden bilgi aldık. Yarın öğlen başlayan ve bir sonraki akşam üstü biten programa ismimizi yazdırdık. Yatılı kurs, şehrin 30 km dışındaki merkeze ulaşımı, meditasyonu, akşam yemeğini, konaklamayı, kahvaltıyı, sohbet ve tartışmayı, öğle yemeğini içeriyor ve 500 baht (15USD). Ayrıca meditasyonda giymek için beyaz kıyafetimiz yoksa oradan 300 bahta (9USD) alt- üst satın alabiliyoruz.

Bakalım, yarın, hostelimizde kahvaltı yapıp çıkacağız ve bir buçuk gün boyunca bu ilginç deneyimi yaşayacağız. Oldukça heyecanlıyız. Şimdi, Monk Chat’te sorular sorabilmek için biraz Budizm’i araştırmalıyız.


Wat Mok Kham Lan- Budist Bahçesi

Chiang Mai’ye dönüş yolunda yağmur yağmıyor ve biz de hızımızı almış gidiyorken sadece bir defa mola verdik keyfi olarak. İki gün önce MaeHongSon’a gidiş yolunun henüz ilk yarısındayken yolun sağında çok etkileyici bir tapınak görmüş ama yolun diğer yönünde olduğumuz için girememiştik. O zaman, MaeHongSonLoop unu tamamlayacağımızı düşünüyorduk. Çemberi tamamlayınca dönüşümüz başka bir yoldan olacaktı ve bir daha da buraya gelme şansımız olmayacak diye üzülmüştük. 
Gel gör ki, hayatın her zaman başka planları vardır sizden habersiz. Üzerinden iki gün geçtikten sonra, biz çemberi tamamlayamayıp aynı yollardan hostelimize dönüyorduk. Ve yine aynı saatlerde o tapınağın yanından geçiyorduk. 
Aslında çok çok yorgunduk, bir an önce varıp dinlenmek istiyorduk; ancak, ikinci defa gelen şansı kaçırmak istemedik ve direksiyonu kırıp 500 metre yukarı çıktık. İyi ki de öyle yapmışız. Şimdiye kadar gezdiğimiz tüm tapınaklardan farklı bir yer olduğunu girişinden hissettiriyordu. 


İsmi Wat Mok Kham Lan olan bu yer devasa bir kompleksti. İçeride keşişler ve çocuklar vardı. Büyük olasılıkla aynı zamanda bir okuldu burası. (Epey araştırmamıza rağmen, hakkında bilgiye ulaşamdık). Diğer tapınaklardaki benzer heykellerin yanısıra çok değişik, muhtemelen mitolojik hikayeleri canlandıran heykeller de vardı, mesela bir cehennem sahnesi gördük, ki Budizm’de öyle bir inanış yok diye biliyoruz.



En etkileyici noktalarından biri de vadinin tepesindeki dev yatan Buddha heykeli ve yanındaki kocaman heykeller. Ki zaten, bizim bu tapınağı uzaktan görüp fark edebilmemizde bu en tepedeki dev heykeller sayesinde oldu. 



Bir diğer özelliği ise, doğanın içinde ve yerleşimlerden uzak olması sayesinde meditasyon ve vipassana için biçilmiş kaftan oluşu olsagerek. 

Google’da bile pek yeri olmayan bu biraz ürkünç ve son derece enterasan yeri, yolunuz düşerse mutlaka görün.

Pazar, Kasım 11, 2018

Tayland Gezisi

İki haftadır Tayland’dayız.
Hostellerde, sokaklarda muhabbet edecek kadar İngilizce konuşabilen yerel biri ile karşılaşamadık, o nedenle merak ettiklerimizi soramadık. Konaklamak için de Couchsurfing ayarlamak istemiştik esasen, böylelikle yerel hayatı yakından tanıma fırsatımız olacaktı; ama host bulamadık. Bu nedenle,  buradaki yaşam ve burada yabancı olmak hakkında vereceğimiz bilgiler, dışarıdan birinin gözlemleri kadar olabildi henüz. İlk ağızdan hikayeler dinleyemedik, hayatların ta içine tanık olamadık çok istesek de...
👅Dil: Buradaki dil çok başka bir dünya, yazılardan hiçbir şey anlamıyoruz. Sokakta bir şey anlatmak ve onların bizi anlamaları çok zor. Keşke her şeyin İngilizcesi de her yerde yazsa diye içimizden geçiriyoruz sıklıkla. İngilizlere kızıyoruz “dil emperyalizmi” diye ama bir yerde de evrensel bir dil gerçekten ihtiyaç aslında... 
💰Para: Para birimi baht. 1USD 32 baht. Yerel ürünler uygun ama ithal ürünler, markalar genel olarak Türkiye’den pahalı gibi geldi bize.
🤤Yemek-Street Food: Meselesi çok önemli olduğundan ayrı bir yazıda anlatacağız;)



☎️Hat: İlk hafta kaldığımız yer ve gittiğimiz mekanlardaki wifi ile idare ettik. Sonra AIS’in bir haftalık sınırsız internet paketini aldık 200bahta.
🛒Seven Eleven: İstanbul’da artık yok sanırım, bilmeyenler için Rossman benzeri market zinciri. Gıda, kozmetik, ilaç vs temel ihtiyaçları karşılamak için birebir. Abartısız adım başı var ve çoğu mağaza 7/24 açık. Bu sayede yemek, kahve konusunda bizim çok işimizi gördü. Bir de Tesco Lotus’lar var. Bizdeki Carrefour’lar gibi bazıları büyük bazıları küçük süpermarket zinciri, buradan da alışveriş yaptık denk geldikçe; ama, bir Seven Eleven değil bizim için. 
Ruh evleri: Bu ülkeye gelir gelmez fark edeceğiniz şeylerden biri, her binanın (dükkan/ev) önünde duran küçük evler olacaktır. Bazen üzerinde taze çiçekler, bazen de sunulmuş meyve ve içecekler görmek de mümkün. Bu evler, animizm inancına göre, daha önce o binada yaşayan kişilerin ruhlarına adanmış. Böylelikle onların rahat edeceğine ve binanın yeni sahiplerini de rahat bırakacaklarına inanıyorlarmış.




🏯Tapınaklar (Wat’lar): Budist manastırı, tapınaklar, halk evleri barındıran komplekslere Wat adı veriliyor. Tayland’da 30binin üzerinde Wat bulunuyormuş. Bu nedenle gezerken sürekli karşımıza çıkıyor ve çoğunun girişi ücretsiz. Biz sadece Bangkok’ta Wat Pho’ya girerken 100baht ödedik, girdiğimiz diğer tüm Wat’lar ücretsizdi. 
🌺Çiçek kokusu: Bangkok’ta zaman zaman lağım kokusu alsak da, ChiangMai’de rahatsız eden bir koku yok. Aksine, böyle ara ara yoğun bir çiçek kokusu yükseliyor sokaklarda, ama nasıl güzel! Bayılıyoruz o anlara.
🌲💦Doğa: Kuzeyde ormanları, şelaleleri, güneyde sahilleri ile gerçekten muazzam bir tropik cennet Tayland!
🚸Okul: Eğitim sistemlerini çok merak ettiysek de, sorabileceğimiz yeterli İngilizce konuşan bir yerel kişiye rastlayamadık. Okullarla ilgili dikkatimizi çeken unsur, kırsalda bile çok büyük oluşları, dev bir bahçeleri ve bahçede çim sahalarının bulunmasıydı. Gördüğümüz kadarıyla, öğrenciler üniforma giyiyorlar.
🏥Diş tedavisi: Karşımıza çok fazla Dental Clinic çıkıyordu, niye bu kadar çok olduğuna anlam verememiştik. Sonra burada tanıştığımız Avusturalya’da yaşayan Türk arkadaşımız, buraya gelmişken  dolgu yaptırdığını çünkü Avusturalya’da çok pahalı olduğunu söyledi. Burada dişçiler meğer hem uyguna yapıyormuş hem de işlerinde çok iyiymiş. Avusturalya’dan buraya geldikçe diş tedavisi yaptıran çokmuş bu nedenle. 
🎷Gece Pazarları: Akşam üzeri açılan ve gece yarısına kadar devam eden pazarları şehirleri son derece hareketli kılıyor. Bu pazarların bazıları sadece belli günler açılırken bazıları her gün açık. Buralarda yiyecekten giyime, giyimden dekorasyona her şeyi bulmak mümkün. Ayrıca çoğunda orta bir yerde sahne ve canlı müzik de oluyor. Son derece keyifli ortamlar. Gece pazarları da ayrı bir gönderiyi hak ediyor;)
👣Ayak masajı: Tayland diyince akla gelen ilk şey masaj oluyor sanırım. Adım başı bir masaj salonuna rastlamak mümkün olduğu gibi, gece pazarlarında da sandalyeler atan seyyar masajcılar da mevcut. Thai masajı adı altında sırt, tüm vücut masaj seçenekleri olsa da en yaygını ayak masajı. Biz Bangkok’tayken yaptırmıştık. Gerçekten çok rahatlatıcı ve mayıştırıcı. Chiang Mai’de daha uygun ücretle yaptırabilirsiniz.
🛵Ulaşım: Asya’nın geneli gibi burada da tuktuk ve motor en yaygın ulaşım aracı. Yerel insanlar egzozdan korunmak için maske kullanıyor trafikte. Bangkok’ta gelişmiş metro ağı işimizi oldukça kolaylaştırdı, bir defa nehirde boat’a bindik, bir defa da Grab (uber gibi) kullandık. ChiangMai’de trenden indiğimizde kırmızı kamyon gibi olan,  dolmuş mantığında araçlardan kullanmıştık hostele ulaşmak için; onun dışında motor kiralayarak ve yürüyerek dolaştık hep.
🌈Seks turizmi ve LGBT: Tayland uluslarası mecrada en çok bu yanıyla biliniyor belki de. Biz Bangkok’ta tanık olduk bu turizme... Çocuk yaşta kızların yanısıra ladyboy lar da fazlaca var. Bu, işin çirkin yüzü. 
Güzel yüzü ise, gay ya da trans bireyler sadece seks işçiliği yapmak zorunda değil, her yerdeler ve toplumda tamamen eşit bir konumları var.

Zaten bizim gördüğümüz kadarıyla, genel olarak kavgasız, hırssız, rahat, mutlu ve iyi niyetli insanlar.

Cumartesi, Kasım 10, 2018

Mae Hong Son Motorsiklet Rotası


I.Gün
Bugün, üç gündür kaldığımız hostelimize büyük sırt çantalarımızı bırakıp, azıcık eşya ile yola çıktık. O meşhur Mae Hong Son motorsiklet rotasını yapabildiğimiz kadarıyla, ille varmak değil, yolda olmak düşüncesi ile, yapmak istiyoruz. Hava çok sıcak ve güneşte motorsikletle seyahat etmek oldukça yorucu. Bugün geç çıkabildik ve 5 saatte dura dura ancak 90 km yol yaparak Hang Dong, Hot’a ulaştık. Yolda ayarladığımız Rong Tiam Hod Hostel’de bir gece dinleniyoruz.
Yolda pek çok tapınaktan geçtik. Tayland’da hakikaten çok çok fazla tapınak var, her biri de mimari açıdan çok dikkat çekici. Yolda gördüklerimizden sadece Wat Phra That Doi Noi’yi ziyaret ettik. 


Bu ilk fotoğrafta gördüğünüz merdivenleri çıkmadık tabi, tembellik edip motorla arkasına ulaştık 3 dakikada. Gördüğümüz diğer tapınaklar gibi, yine büyük bir kompleksti. 
Tüm tapınaklar son derece bakımlı ve yepyeni görünüyor. Burada tadilat vardı bir bölümde, her bir ayrıntıyı yeni baştan boyadığını, işlediğini gördük  işçilerin. Hakikaten tapınaklara çok fazla önem veriyor ve bütçe ayırıyorlar bizim görüp anladığımız kadarıyla.

II.Gün
Sabah güne Hot’ta kaldığımız hostel RongTiamHod’da başladık.Toparlanma,kahvaltı derken öğlen MaeHongSon rotasına devam etmek üzere yola çıktık.Yolumuz tamamen ormanın içindendi ve inanılmaz güzeldi.Yol asfalt, kimi yerler çift,arada yokuş var,virajlı yerler de fazla.Ancak, trafikte herkes saygılı olduğundan rahatlıkla yol alınıyor.Yolda ilk durduğumuz yer OpluangMilliParkı oldu.Giriş kişi başı 200Bahttı.Bizim bütçemiz kısıtlı olduğundan girmedik.Yola devam ettik ve Bo Kaeo Çam Bahçesi’ni görüp durduk.Burası muhteşem bir çam ormanıydı.Çimlerde oturup bir şeyler yiyip içtikten sonra biraz içlerine daldık ormanın,kısa bir yürüyüşten sonra tekrar yola devam ettik.Bir tapınakta durduk.


İsmi #WatKiewLom olan güzel manzaralı tapınağı gezdikten sonra yola devam ettik ve MaeHongSon’un girişinde tuvalet için durduk.Şehir girişlerinde kontrol merkezleri var, oradaki adamlar laf atınca biraz sohbet ettik.Ardından motora binip tekrar çalıştırırken, adamlardan üniformalı olan yanımıza geldi.Ehliyetimiz olmadığı için kontrol sanıp tedirgin olduk,ama,o ne dese beğenirsiniz?Lastiğimiz inmiş meğer,İngilizce bilmediği için beden diliyle anlaştık. Hemen yolun karşısından pompa buldu, şişirdik ama baktık ki çivi girmiş, yok böyle olmaz, napıcaz derken, beklememizi belirtti. 10dk sonra üzerinde Police yazan kamyonet geldi, motoru kasaya yükledik. Meğer tamirci varmış 4km ötede, polis merkezinin dibinde, oradaki polis bizi alıp tamirciye götürmeye gelmiş. Biz nasıl teşekkür etsek bilemedik tabi. 120bahta lastiği tamir ettirip yola devam ettik.
Bu süreçte vakit kaybetmiştik ve akşam olmak üzereydi, karanlıkta bilmediğimiz yollarda sürmek istemedik. Ayrıca hava epey soğumuştu ve profesyonel motor kıyafetlerimiz olmadığından yanımızda getirdiğimiz 2-3 parça giysiyi üst üste giydik,ama yetmedi. Bir yerde konaklamaya karar verdik. Mai Sariang’da Maeloegyi Guest House’u ayarladık. Hostele yerleştikten sonra bir şeyler yemek için dışarı çıktık. Burası köy gibi bir yerdi, yine de burda da gece pazarı, canlı müzik ve yemek standları vardı. Ancak kendinize göre bir şey bulamayınca Tayland’daki kurtarıcımız 7/11 a attık kendimizi. Burada aldığınız her şey ısıtılabiliyor (tost, dondurulmuş gıda vs), hazır kutu noodle alırsanız üzerine sıcak su ile hazırlanıyor. Zor durumlar için kurtarıcı denebilir. Orada bir şeyler yedikten sonra dinlenmek üzere hostelimize çekildik. Zira tam 6 saat motorla yol yapmış ve çok yorulmuştuk.

III.Gün
Bugün sabah Mae Sariang’da uyandığımızda planımız yola devam edip Mae Hong Son’da istediğimiz yere varmaktı. Ta ki odadan çıkana kadar. Dışarı çıkınca gördük ki, hava yağışlı. İlk aklımıza gelen dinmesini bekleyip öyle yola çıkmak oldu. Hatta bir gece daha burada kalıp yarın devam edebilirdik pekala. Hemen hava durumunu kontrol ettik, maalesef önümüzdeki 4gün de yağışlıydı. Bugün bir şekilde ulaşsak bile, dönüşte de yağmurda motor kullanmak zorunda kalacaktık. Düşündük taşındık, hem oraya varma yolunu (160km) hem de Chaing Mai’ye dönüş yolunu (400km) yağmurda yapmayı göze alamadık. Yolun buradan sonrasının daha zorlu olduğunu da okumuştuk. En iyisi dönmek diye düşündük, hem ayrıca geldiğimiz yol zaten öyle güzeldi ki, daha güzel ne olabilir tahayyül edemedik.
Biraz bekleyip yağmur diner dinmez yola düştük. Henüz bir saat ilerlemiştik ki, yağmur başladı. Bir benzinliğe girip kahve içerek bekledik. Azalınca yine yola devam ettik. Yarım saat sonra yine başladı, bu sefer durup bekleyebileceğimiz bir yer yoktu ve mecburen devam ettik. Yine #tigerbalm kokulu ormanlardan, muhteşem köylerden geçtik. 2 saat öyle sürdü ve sırılsıklam olduktan sonra nihayet Opluang Milli Parkı’na ulaştık. Yanındaki restorana oturduk, üstümüzü değiştirdik, yağmurluk aldık ve bir şeyler yiyerek dinlendik. 1.5-2 saat sonra yağmur dinmişti. Yeniden yola çıktık. Neyse ki bir daha hiç yağmur yağmadı ve 5 saat sonra yeniden Chiang Mai’de, pek sevdiğimiz yuvamız 84Gallery’deydik. Islakları yıkamaya verip, kendimiz de ılık bir duş alıp hostelin önüne açılan cumartesi pazarında karnımızı doyurduk ve dinlenmeye çekildik. 
Şu 3 günde motor ile öyle çok yorulduk ki, yarın da gün boyu dinlenmeyi planlıyoruz. Motorsever kardeşler nasıl yapıyor bilemedik vallahi. Şehir içi kısa mesafe çok pratik ama şehirlerarası motor meselesi bize göre değilmiş, onu anladık.

Cuma, Kasım 09, 2018

Chiang Mai-Huay Kaew Şelalesi ve Gece Pazarları

Chiang Mai’de üçüncü günümüzde motorsiklet kiraladık. Aslında niyetimiz meşhur #maehongson rotası; ama motorsiklet deneyimimiz Auroville ile sınırlı olduğundan önce bir miktar civarda trafiği, motoru test etmek istedik. Bu niyetle 8-9 km mesafedeki #huaykaew şelalesine doğru yola çıktık. Hostelin bulunduğu bölge şehrin biraz dışındaydı. Huay Kaew’e gitmek için önce şehir merkezinden geçtik ve Chiang Mai’nin aslında büyük, gelişmiş bir şehir olduğunu gözlemledik.
Şelale yolunda #urbanforest arboretum u görünce durduk ve biraz vakit geçirip öyle devam ettik. Biraz sonra yokuş başladı ve sağda şelalenin aktığı dere vardı. Orada durduk; ağaçların, vahşi doğanın içinden yürüyerek şelalenin aktığı noktalardan birine ulaştık. Ağaçlar, kuş sesleri, kelebekler ve su sesi ile muazzam bir yerdi. Burada biraz dinlenip tazelendikten sonra yola devam ettik. İlerleyince şelaleye ulaştık. Girişinde Tayland’ın önemli keşişlerinden Khruba Sri Vichai’nin tapınağı vardı. Biraz yürüyünce muhteşem şelale göründü. Gerçekten çok güzeldi. Buradan en geç 17.00 de ayrılmanız gerekiyor. (Ek Bilgi: Ayrıca parklarda ve ormanlık alanlarda genel olarak sigara ve alkol yasak.) Bu nedenle çok fazla vakit geçiremeden ayrılmak durumunda kaldık. Buradan sonra biraz daha ilerlemek ve devamındaki şelaleri görmek ve Doi Suthep Tapınağı’na ulaşmak mümkün. Biz hem yol yokuşlu ve virajlı olduğundan hem de hava kararmaya başladığından o kısmı yapamadık.


Şelaleden sonra hostele doğru giderken şehir merkezinde bir kapalı pazar yeri gördük, o neymiş keşfedelim dedik. İsmi CMC (The Chiang Mai Complex); içerisinde giyim, kozmetik, bujiteri, elektronik ve elbette yemek standları vardı. Biraz gezdikten sonra Halal Japon yemekleri yapan bir yer bulduk (#sushibento) ve gönül rahatlığıyla lezzetli beef yedik. Sonra yolumuza devam ederken yine bir pazar yeri bulduk. Burada gece pazarları meşhur. Öğleden sonra 4-5’te standlar açılıyor, gece yarısına kadar satış yapıyorlar. Akşam sokaklar geç saate kadar oldukça hareketli bu nedenle. Burada da durduk, ismi #rincomenightbazaar dı. Oldukça ışıklı bir pazardı, çok güzel tekstil ürünleri ve yine yemek standları vardı, ortada da canlı müzik. Bu şehirde bağımlısı oldugumuz waffle’ın incecik hali olan #crepe ten yedik canlı müziği dinleyerek. Sonra hemen yanındaki Maya alışveriş Merkezi’ni gezdik. (Burası şehrin merkezi olduğundan pek çok avm mevcut.) Çok trafik vardı, biraz oyalanmak, yolun açılmasını beklemek istiyorduk çünkü.
Biraz zaman geçirdikten sonra tekrar yola düştük. Oldcity’deki gece pazarına gitmekti planımız. Saat epey ilerlemesine rağmen yol boyunca caddeler son derece hareketliydi. Ploen Ruedee Night Market’e ulaştık ve girişinden itibaren farklı bir havasının olduğunu sezdik. Burada yerel değil batı yemeği ağırlıklı standlar, kokteylleriyle ünlü barlar, dövmeciler, masajcılar, tatlıcılar, mısırcılar, tarot falcıları vb vardı. Çok renkli, çok güzel bir ortamdı. Hemen hemen hiç yerel halktan kişi yoktu, hep batılı turist ya da gezginler vardı. Yine ortada canlı müzik vardı, gruplar değişiyordu ve her biri çok başarılıydı. Orada müzik dinledikten sonra civardaki diğer pasaj (#nightbazaar #kalarenightbazaar) ve standları gezdik. Gece yarısına kadar canlı olan bu sokakları çok sevdik.

Perşembe, Kasım 08, 2018

Tayland’da Fil Bakım Merkezi

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
Chiang Mai’deki ikinci günümüzde Fil Rehabilitasyon/ Bakım Merkezi’ne gittik. Turistleri fille gezdirme çok yaygın Güney Asya’da. Bu tip merkezler de, bu filleri kurtarıp bakım veren ve yine böyle turistlerle maddi destek sağlayan kurumlar. Bir gün önceden turu ayarlamıştık kaldığımız hostel aracılığıyla. Kişi başı 1500Baht (50USD) ödedik; bu tip etkinlikler biraz pahalı maalesef. Bizimki yarım günlük turdu, öğlen 12:30’da bir küçük kamyonet hostelden bizi aldı, bizden sonra iki hostele daha uğradı ve toplam 5 kişi olduk. Muhteşem doğa manzaralarından geçerek 1.5 saat sonra Bamboo Elephant Family Care’e ulaştık. Burada 6 kişilik bir fil ailesi yaşıyordu. İlk defa bu kadar yakından ve serbestçe dolaşan fişler görmek çok heyecan vericiydi. Fillerin en iyi gördüğü renk kırmızı olduğundan, hepimize kırmızı üstler giydirildi. İlk önce padthai, meyve ve sudan oluşan öğle yemeği ikram edildi ve tam gün tura katılan grup beklendi. Onlar 8’de yola çıkmış ve öğlene kadar treking ve rafting yapmış. Grup tamamlanınca sıra fillerin karnını doyurmaya geldi. İki sele dolusu muzu onlara yedirmeden önce fillerin yaşamı hakkında genel bilgilendirme yapıldı ve ne dersek bakacağı, ne dersek ağzını açacağı vs öğretildi. Filleri muzla besledikten sonra bambu toplayıp biraz da bambu dalları ile besledik. Ve çok yedikleri için rahatsız oluyorlarmış, hazmı kolaylaştırıcı ilaç hazırladık doğal malzemelerle ve onları yedirdik. Sonra hep beraber tepeye esas yaşadıkları yere çıktık. O dev cüsseleriyle nasıl mahirdiler tırmanmakta, şaştık kaldık. Her ne kadar bir arada yaşasalar da, her birinin kendine özel bir alanı varmış. Mesela bebek olanın oyun parkı vardı ve ağaç dallarıyla yaptığı oyunları izlemeye doyamadık. Sonra hep beraber tekrar aşağı iniyorduk ki, büyükanne fil aniden durdu, meğer bebek yukarıda kalmış. Arkamızı dönmemizle koşarak inen bebek fili gördük ve yolu açmak için kendimizi hemen kenara attık. Aşağıda filler dereye girdi ve isteyenler beraber suya girip filleri yıkayıp fırçaladı. 


Son derece sakin hayvanlar olan bu sevimli devlerin yaşamına bu kadar yakından dahil olmak unutamayacağımız bir deneyim oldu.

Tayland- Chiang Mai

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
Tayland’daki 6.günümüzün gecesini trende geçirdik. Metro ile çok rahat ulaşılan Hua Lamphong Tren Garı’ndan 22.00’de kalkması gerekirken yarım saat rötarla başladık yolculuğumuza. Burada trenler rötarlarıyla meşhurmuş. Bizim yerimiz ikinci sınıftı (klima değil vantilatör vardı), iki kişilik koltuklar genişti. Bileti bir gün önce aldığımız için yataklı vagonda yer bulamamıştık. Trende restoran vardı ve ayrıca her istasyonda yemek ve kahve satıcıları binip ihtiyaçları karşılıyordu. Tuvalet temizdi, ama vagonlarda gezen böcekler vardı maalesef... Sabahın ilk ışıklarıyla beraber, geçtiğimiz yerlerin güzelliğini anlamaya başladık. Muhteşem doğanın içinden geçiyor, çok güzel istasyonlarda duruyorduk.   Yolculuğun sabahtan 12.30’a kadar süren gündüz kısmı şahaneydi.


Trenden indikten sonra garda bekleyen kırmızı taksi dolmuş mantığındaki araçlara binerek 30Baht’a hostelimize ulaştık. Hostel temiz ve düzgündü, hep batılı backpackerlar kalıyordu. Biraz dinlenip şehri dolaşmaya çıktık. Dolaşırken, Bangkok’ta büyük şehir keşmekeşinden nasıl sıkılmış olduğumuzu, küçük yerleri özlediğimizi fark ettik. Burası küçük, sakin, çok sevimli bir şehirdi ilk izlenimimize göre; çok yabancı vardı ama turist değil gezginlerdi ve şehir Bangkok’a göre daha uygun geldi bize.


Chaing Mai’de yapılacak şeyler; Old Town, gece pazarları, önemli tapınaklar (Wat Chedi Luang, Wat Phra That Doi Suthep), Bhubing Sarayı, Doi Pui Köyü, Padaung Köyü, meşhur motor rotası Mae Hong Son, treking, fil sevmek, kaplan görmek, rafting, zipline gibi doğa aktiviteleri ve daha pek çok şey.

Biz de ilk gün şehri biraz tanıyıp, sonraki günler için tüm bu etkinliklerden hangilerini yapabileceğimizi planladık.

Çarşamba, Kasım 07, 2018

Tayland-Bangkok

*Hem kendimize anı kalsın hem de deneyimlerimiz diğer gezginlere katkı sağlasın diye @dunyabenimmemleket instagram hesabımızda bilgi ve fotoğraf paylaşıyoruz. Biz bu seyahate hazırlanırken, sosyal medyadan çok faydalandık; isteriz ki, ihtiyacı olana bizim de faydamız olsun.*
Bangkok’ta 4 gece evde, 1 gece hostelde olmak üzere 5 gece 6 gün vakit geçirdik. Bu 6 günün yarısında dinlendik, yarısında gezdik. 
Bangkok’a vardığımızda 1ayı aşkın süredir yollardaydık, sürekli çanta açıp kapamış, şehirleri adımlamış, bir yerde uzun kalmamıştık ve biraz yorulmuştuk. Bir süre evde kalıp, notları düzenlemek, temizlenmek, dinlenmek, yemek pişirmek, ayak uzatmak, halıya basmak vs iyi geldi ama tabi evde olunca sosyalleşme, yeni insan tanıma şansı olmuyor. O nedenle yeterince tazelenince hostele geçtik. Hostelde insanlarla muhabbet edince hemen rotamız için harekete geçtik, çok istediğimiz Tayland’ın kuzeyi için tren yolculuğu önerilince hemen gara gidip ertesi geceye biletimizi aldık.
Bangkok’ta gezdiğimiz günlerden birinde pek çok tapınaktan biri olan #yatanbuda (#watpho) yı ziyaret ettik, hem de taaa liseden canım arkadaşım ve eşi ile. Planlasak olmaz dediğimiz cinsten bir şekilde onların uçuşu ve varışı benzer saatlere denk geldi ve hemen ertesi gün buluştuk tabi! Meğer kaderde  #goodjob da kahve içmek, beraber #tuktuk a binmek, #khaosan caddesinde yemek yemek ve yürümek ve buraların olmazsa olmazı #ayakmasajı yaptırmak varmış 😍


Gezdiğimiz diğer günlerde ise parklarda ve pazarlarda zaman geçirdik. Bangkok oldukça kalabalık ve turistik bir şehir. Trafik -kara yolu kullanırsanız- çok yoğun; ama, acayip gelişmiş bir metro ağı var. Böylelikle çok kolaylıkla ulaşım sağlanıyor. Geniş, güzel parklarında her yaştan insan çimlere serilmiş sohbet edip, bir şeyler yiyor (alkol yasak), spor yapıyor. Lumphini Garden’da İzmir fuarı hatırlatıp burnumuzun direğini sızlatan kuğu şeklinde deniz bisikletleri var. Tam duygusal duygusal pedal çeviriyorduk ki, gölde timsah gördük ve duygusallık uçtu gitti🐊
Şehirde parklar kadar pazarlar da çok büyük yer tutuyor. Seyyar satıcılık aşırı yaygın. Özellikle akşamları her yer pazar yerine dönüyor. Sokak yemeği çok meşhur ve çeşitli. İnsanlar yemeklerini (meyve dahil) sokaktan alıp sokakta yiyor. Biz başlarda sadece meyve kısmına cesaret edebildik; kızgın yağda veya ızgarada pişen deniz mahsülleri ve etlere; soslara ve yumurtaya bulanan noodle ve pilavlara yanaşamadık. Sonra streetfood un tadını aldık, çok sevdik. Hindistan’da kokudan rahatsız olduğumuz olmadı; ama, burada yemek tezgahları ve bazen de açık lağım nedeniyle şehrin geneli kötü kokuyor.
Sokak sokak gezerken kendimizi bir anda sandalyelere oturmuş bir örnek giyinmiş kadınların bulunduğu bir yerde bulduk. Başlarında ellerinde katalogla yoldan adam çeviren kadın/adamları da görünce, Tayland deyince akla gelen seks turizmi muhabbetini hatırladık ve nerede olduğumuzu fark ettik. Bize ilginç gelen yerel halkın burayı çok normal bir şekilde kabul edip, sokakta bir yandan da sıradan hayatın sürüyor oluşuydu...

Pazar günü Chatuchak Market’i ziyaret ettik. Burası Pazartesi hariç her gün açık aslında; ancak, her gün sadece bazı bölümler açıkken haftasonu tamamı açık. Envai çeşit ürünün satıldığı dev bir açık pazar burası. Burada oldukça uzun zaman geçirip, yorulunca içindeki kafelerden birinde ya da bizim yaptığımız gibi, çıkışta Chatuchak Park’ta çimlerde dinlenebilirsiniz.