Pazartesi, Eylül 10, 2018

Meksika ve El Salvador’da Yaşayan Nahua Yerlilerine Ait Bir Dua


“Annemi ve babamı; bilmeyerek yaptıkları hataların sorumluluğundan ve suçluluğundan azat ediyorum…

Çocuklarımı, beni gururlandırmaları gereği inancından azat ediyorum ki; sadece kendi kalplerinin onlara seslendiği yöne doğru rahatlıkla gidebilsinler.
Eşimi; beni tamamlaması mecburiyetinden azat ediyorum. Ben eksik değilim; çevremdeki her canlıdan, her an yeni bir şey öğreniyorum.
Ailemin atalarına ve büyük ebeveynlerime; benim şu anda hayatta olmamı sağlayacak şekilde var oldukları için teşekkür ediyorum. Onları geçmiş hatalarından, tamamlanmamış arzularından azat ediyorum. Her birinin, zamanın ve koşulların gerektirdiği en doğru şekilde davranmaya gayret ettiğinin farkındayım. Onları seviyor ve onurlandırıyorum.
Kimseden saklayacak bir şeyim olmadığı gibi kimseye bir borcum da yok. Kendim, olduğum gibiyim.
Kalbimin bilgeliğini izleyerek ve kendime dürüst olarak yaşam yolumu yürürken huzurumu ve mutluluğumu gölgeleyebilecek olan görünen ya da görünmeyen tüm bağların sorumluluklarından kendimi azat ediyorum.
Kendi huzurum ve mutluluğum yegâne sorumluluğumdur.
Ötekilerin beklentilerini karşılamak üzere yüklendiğim tüm rollerimi bırakıyorum.
Kendimi onaylıyorum ve kendime saygı duyuyorum.
Benim ve senin içimizdeki yüceliği selamlıyorum ve hatırlatıyorum: Biz özgürüz.”


Perşembe, Eylül 06, 2018

Eğitimin Ölüm Vadisinden Nasıl Kurtulunur?- TED Talk

TED konuşmalarını çok ilham verici buluyorum. Bu konuşma EBA’daki seçkiden. Yeni bir eğitim öğretim yılına hazırlanırken bu konuşmaları dinlemek öğretmenler için motivasyon kaynağı olabilir diye düşünüyorum.


Videonun Türkçe altyazılı hali için tık tık;)

Söz konusu eğitim olunca, Finlandiya eğitim sistemine değinmeden olmuyor. Ziyaretim sırasında benzer gözlemlerim olmuştu benim de. 

Hani diyor ya 
“-Okul terki ile nasıl baş ediyorsunuz? 
sorusu karşısında şaşırdılar -Okul terki mi!? Çocuklar neden okula gelmek istemesinler ki?”
Bizim de davranış problemleri konusunda benzer diyaloğumuz olmuştu. “Niye olumsuz davranış göstersinler ki?” gibi bir yanıt almıştık. Çocuklar okulda mutluysa; merak, öğrenme, kendini ifade etme, değer görme, başarı ihtiyaçları karşılanıyorsa, enerjilerini yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda sanat, spor, bilim gibi alanlarda harcayabiliyorlarsa yine davranış problemleri ortaya çıkar mıydı?

Pazartesi, Eylül 03, 2018

Yoga Ne Değildir- Gezgin Yogini

Mesleğimin ilk yıllarından, hatta öğrenciliğimden bu yana, psikolojik danışmanlık ile ilgili yanlış bilinenleri doğruya dönüştürebilmek için epey mesai harcadığımı söyleyebilirim. Bir şeyin ne olmadığını tarif etmek ne olduğunu tarif etmekten biraz daha kolay sanırım. O nedenle psikolojik danışmanlığın/psikologluğun ne olmadığını dile getirmeye, “Siz şimdi insanın içinden geçenleri okuyabiliyorsunuz di mi?”den tutun da her insanın nasıl yaşaması, nerede ne yapması gerektiğini bildiğimiz varsayımını değiştirmek için anlatmaya uzun yıllar da devam edecek gibiyiz.


(Belki de çoğu meslekte vardır bu, ben kendiminkini bilebiliyorum.)

İki yıldır da yoga var hayatımda. Şimdilerde de yoganın ne olduğunu ne olmadığını anlatmaya çalışıyorum merak edenlere, dilim döndüğünce.
Gezginyogini (Burcu Tunca) çok güzel bir yazı yazmış bu konuda. “Yoga ne değildir”i öğrenmek isteyenler için bir rehber niteliğinde. Ben çok keyif alarak okudum, sizlerin de beğeninize sunuyorum efenim;)


https://gezginyogini.com/yoga-ne-degildir/




Cumartesi, Eylül 01, 2018

2018 Ağustos Ayı Kitaplar (3) ve Filmler (3) ve 5 Bölüm de Dizi

Çoğumuzun en sevdiği ay olan eylülden selamlar!
Önce içimizle ve sonra çevremizle barışacağımız yeni bir dönem başlasın, 1 Eylül Dünya Barış Günü'müz kutlu olsun!
Bir yaz daha geçti ömrümüzden... Kaç yazımız kaldı bilmeden...
Yazın son ayı ağustos nası geçmiş, beraber bakalım.
Ağustos, son haftası haricinde İstanbul dışında geçirdiğim bir ay oldu.
İlk haftasında, kıştan bu yana beklediğim yoga tatili için Ayvacık- Çanakkale'de doğanın içindeydim. 


Oradan, memleketim İzmir'e geçtim, Çeşme ve Karşıyaka'da güzel günler geçirdim. Sonra hayatımdakisevgiliinsan da geldi ve Dikili, Çeşme, Karaburun'da güzel vakit geçirdikten sonra İstanbul'a döndük.


Tüm bu süreçte neler okumuş, neler izlemişim bakalım. Önce kitaplar:

İkigai
Bildiğiniz üzere, yeni yıldan bu yana yeni kitap almama kararım var. Ama bazen oyunbozanlık yapıyorum, mesela nisanda İzmir Kitap Fuarı'na giden anneme çok istediğim bir kitabı aldırmak gibi:) Sonuçta onun kitabı ve bende orada kalırken okuyabilirim:) İzmir'deyken, 3 günlük anne-kız Çeşme tatilimizde okudum İkigai'yi. Japonların uzun ve mutlu yaşam sırlarını anlatan kolay okunan sürükleyici bir kitaptı.
Beslenme ve hareketin (spor) yanısıra, sosyal ilişkiler ve çalışkanlığın, yaşam boyu üretmenin verimli bir yaşam üzerine etkilerinden söz ediyor. Bu konulara ilginiz varsa severek okuyacağınız bir kitap olacaktır.



Cingo
Çocuklarla çalışan biri olarak, her ay bir çocuk kitabı okumaya özen gösteriyorum. Bu ay da sevgili Mine'nin gönderdiği sürpriz kitaplardan biri olan Cingo'yu okudum. Şermin Yaşar sosyal medya üzerinden tanıyıp anlatımını, yazılarını çok sevdiğim bir yazar. Ancak bu kitabı severek okuyamadım ne yazık ki... Yine de başka kitaplarına şans vermek isterim.


Patanjali'nin Yoga Sutraları
Aslında bu kitabı edindiğimden beri inceliyor, ara ara okuyordum- ağustosta başlamadım yani. Eylül gelmeden tamamlamak istiyordum- zira eylülde sınavımız var- ve İstanbul'a döner dönmez okuyup bitirdim. Yoga eğitmenlik programı boyunca öncelikli okumamız beklenen 3 kadim eserden biriydi (Hatha Yoga Pradipika ve Bhagavad Gita ile beraber- Bir de hazırlık olarak Bir Yoginin Otobiyografisi'ni okuduk).
MÖ 400'lerde yazıldığı tahmin edilen eserin 1800'lerin sonunda Swami Vivekananda'nın yorumlarıyla basılmış hali. Yoga felsefesi üzerine çok temel bir kaynak.


Filmlere bakacak olursak:

Baraka (The Shack)
Telefonumun galerisinde ekran görüntüsü olan, zamanında dikkatimi çekmiş bir filmdi. İzmir'deyken bir akşam annemle izledik. Yer yer iyi mesajlar verse de, tam oturmamış ve insana geçmeyen bir duygusu var bence filmin.


Marathon
Mesleğim gereği, farklı gelişenlerle ilgili filmlere ilgim büyük. Bu filmi de uzun zamandır merak ediyordum. Yine bir akşam İzmir'de izledik.
Otistik bir gencin ve annesinin mücadelesini anlatan güzel bir film.




Stranger Than Fiction
Merak ettiğim filmlerden biriydi, İstanbul'a döndüğüm hafta tek başıma izledim. Çok sevdim filmi. Çok değişik bir kurgu. Yönetmenin filmlerinden Finding Neverland de yıllardır favori filmlerimdendir, izlemediyseniz izleyiniz derim;)


Ve 5 bölümlük bir dizi izledim İstanbul'a döndüğüm hafta. 3 günde bitirdim.

Patrick Melrose 
İngiliz yazar ve gazeteci Edward St. Aubyn'in roman serisinden esinlenilen Patrick Melroseçocukluk travmalarının yetişkin hayatımıza etkisini çarpıcı biçimde anlatan bir mini dizi. Her bir bölüm yaklaşık bir saatlik bağımsız film niteliğinde (kronolojik olarak birbirini takip etmiyor, her bölüm Patrick'in hayatının faklı dönemlerini anlatıyor.) 


Yazarın bu kitaplarında gerçek hayatını yazdığını okudum bir yerlerde... Son derece sinir bozucu bazı çocukların çocukluklarının "çocukluk" gibi geçememesi... Patrick'in iki bölümde de ağlayarak ifade ettiği gibi "Kimse kimseye böyle bir şey yapmamalı."... Hele ki, onları korumakla, onları sevmekle, onları hayata hazırlamakla mükellef olan kişiler olan anne babaları hiç yapmamalı...
Benedict Cumberbatch'in efsane oyunculuğu ile tüm duyguları içimde hissederek izledim bu 5 saatlik dramı...

Perşembe, Ağustos 30, 2018

Kendi Aracınızla Yurt Dışına Çıkmak Artık Çok Daha Kolay!

                                          
Kendi aracınızla yolculuk yapmak gibisi yok! Dilediğinizde mola verirsiniz, canınızın çektiği gibi yemek yersiniz. Gittiğiniz yeri bir turist değil, gerçek bir gezgin gibi keşfedersiniz.
Üstelik aracınızla yurt dışına çıkmak için yapmanız gereken işlemler de her geçen gün biraz daha kolaylaşıyor. Bugünlerde, yeni tip bir çipli ehliyete sahipseniz, Yeşil Kart Poliçenizi yaptırarak sınırı kolayca geçebilirsiniz. Üstelik artık bunu yaptırmak için bir yere gitmeniz, belgelerin peşinde koşmanız da gerekmiyor.
Anadolu Sigorta, Türkiye’de ilk defa Yeşil Kart poliçesini online olarak alma imkanı sunuyor. www.anadolusigorta.com.tr adresini ziyaret edip, plakanızı ve TC kimlik numaranızı girerek işlemi onayladığınız takdirde poliçeniz kapınıza kadar geliyor. Size de seyahat rotanızı çizmek kalıyor.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

Çarşamba, Ağustos 29, 2018

“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?”

Çocuklara en çok sorulan sorulardan biri -nedense- (hangi mesleği seçmek istediğini kast ederek)
“Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” olsagerek.
Gözlemlediğim kadarıyla daha küçüklerden oldukça farklı cevaplar gelse de, 9-12 yaş aralığında “doktor” ve özellikle de “beyin cerrahı” yanıtı geliyor sıklıkla.
Neden acaba? 
Ben o yaşlardayken de böyleydi bu. Ve bu cevabı veren arkadaşlarımın hiçbiri de beyin cerrahı olmadı büyüdüklerinde (çok azı da doktor oldu)...
İyi ki de olmadılar... Çünkü bence ne gerçekten istedikleri buydu ne de toplumun bu kadar beyin cerahına ihtiyacı vardı...


Bu sadece “en zor” olduğu düşünüldüğü için toplumca ulaşılması istenilen bir meslekti.
Ama neden en zora ulaşması istenirdi ki çocukların???
Oysa;
En çok istedikleri, yapmaktan en çok keyif aldıkları, en becerikli oldukları alanda eğitim alıp çalıştıklarında kendilerine ve topluma daha yararlı olmazlar mıydı?
***
Siz hangi mesleği yapmak istiyordunuz çocukken?
Sonra nasıl evrildi yaşamınız?
***
Ben çok küçükken çevremden duyup çocuk doktoru olmak istediğimi söylediğim bir dönemden sonra dansçı, muhabir, polis olmak istedim ilkokul ve ortaokul hayatım boyunca. Lisede ise, öğretmen olmak istediğime karar verdim; okulda çalışmak, çocuklarla olmak, öğretmek ve öğrenmek istiyordum. Türkçe öğretmeni, okul öncesi öğretmeni ya da rehber öğretmen olabilirdim. Son sınıfta PDR okuma fikrimi netleştirdim ve hayatımdaki en iyi kararlarımdan biriydi sanırım. Lisans eğitimim boyunca fark ettim ki, bu alan hayal ettiğimden çok daha geniş, çok daha güzel.
Dilerim siz de istediğiniz mesleği yapabiliyorsunuzdur!

Cuma, Ağustos 17, 2018

Mahatma Gandhi'nin Her Gün Okuduğu Dua


“Allahım!

Güçlülerin yüzüne gerçeği söylemek için ve zayıfların alkışını ve sevgisini kazanmak için ve yalan söylememek için bana yardım et. 
Eğer bana para verirsen mutluluğumu alma ve eğer bana güç verirsen muhakeme yeteneğimi alma. 
Eğer başarı verirsen alçak gönüllüğümü alma. 
Eğer bana alçak gönüllüğü verirsen saygınlığımı alma. 
Görünenin diğer yüzünü de görmeme yardım et. 
Benim düşüncelerime katılmıyor diye bana karşı olanları hainlikle suçlayarak, onların karşısında suçlu duruma düşmeme izin verme. 
Kendimi sever gibi diğerlerini de sevmeyi ve diğerlerini yargılıyormuş gibi kendimi de yargılamayı öğret bana. 
Başarılı olduğum zaman zafer sarhoşu olmama izin verme. 
Başarısız olduğum zaman, umutsuzluğa düşmeme izin verme. 
Daha ziyade, başarısızlığın başarının öncesindeki bir deneme olduğunu hatırlamamı sağla. 
Hoşgörünün, güçlerin en büyüğü olduğunu ve intikam arzusunun zayıflığın ilk görünüşü olduğunu hatırlamamı sağla bana. 
Eğer paradan yoksun bırakırsan, benden umudu alma. 
Ve eğer beni başarıdan yoksun bırakırsan, başarısızlığı yenebilmek için benden irade gücünü alma. 
Eğer beni sağlık bağışından yoksun bırakırsan, inancın lütfunu benden esirgeme. 
Eğer insanlara zarar verirsem, özür dileme erdemini ve eğer insanlar bana zarar verirse, affetme ve merhamet gücünü ver bana. 
Allahım! 
Eğer ben seni unutursam sen beni unutma.”

Çarşamba, Ağustos 01, 2018

2018 Temmuz Ayı Kitaplar (3) ve Filmler (3) ve 2 Bölüm de Dizi

Son zamanlarda, aylık rutin film-kitap-dizi dökümü yazılarım, o ayın genel değerlendirilmesi yazılarına dönüştü biraz. Kendiliğinden oldu bu. Dönüp okurken, o dönemi bütünüyle hatırlamaya ihtiyaç duyduğumu hissettim belki de...
Temmuz ayı nasıldı bir bakacak olursak; çok güzel başladı:) Ayın ilk günü yoga eğitmenlik eğitimimizin son teorik dersi vardı. Yine çok derin bilgiler aldığımız çok keyifli 8 saat geçirdik. Teorik dersler bitse de yolculuk çok uzun, uygulamalı eğitimlerimiz devam ediyor.
Ayın ilk iki haftası, liselere geçiş sisteminde tercih danışmanlığı görevim vardı, arasında annem geldi. Onunla gezdik eğlendik bir miktar (Beşiktaş, Büyükçekmece, Yaşam Vadisi, Caz Festivali), havuzda yüzerek vakit geçirdik.
İstanbul'a geldiğimden beri gitmek istediğim Madam Despina'ya gittik bir akşam çok eski dostlarımla, çok güzel bir akşam geçirdik.
Daha sonra hayatımdakisevgiliinsanın kız kardeşi geldi ziyaretimize, onunla vakit geçirdik. O bizdeyken Çin'den misafirlerimiz geldi:) "O nasıl ola ki" derseniz, bir süredir couchsurfing'e üyeyiz. Bundan sonra yapacağımız yurt dışı seyahatlerde konaklamayı couchsurfing'le halletmeyi planlıyoruz. Kendimiz birinin evine misafir olmadan önce, misafir kabul ederek deneyimlemek istedik bu sistemi. Çok da iyi etmişiz! Şahane bir deneyimdi. Couchsurfing dünyanın her yerinden gezginlerin güvenli biçimde birbirlerinde konaklamalarına aracı olan bir oluşum. Böylelikle hem konaklamaya para harcanmamış oluyor ki, insanlar daha çok gezebilsin hem de gezginler tanışıp deneyimlerini birbirleri ile paylaşmış oluyorlar. (Bizim evimizde -yalnızca karı-koca yaşadığımız için- yatılı misafirlerimizin kaldığı açılıp yatak olan kanepeli boş bir odamız var. Couchsurfing'le gelen misafirlerimiz de orada kaldı, mutfak ve banyoyu da ihtiyaçları dahilinde kullandı.)
Daha sonra bir hafta sonu ÖSYM sınavlarında çalıştım. Ay bitene kadar da hafta içi gündüzleri evde tek başıma okuyup yazarak geçirdim. Bir makale yazdım sosyal öğrenme kuramı ile ilgili. Eylül başında olacak yoga eğitmenlik sınavıma çalıştım...
Ayı muhteşem bir konserle kapattım:)

Veda ve Umut
Ablamdan "tam bir yaz kitabı, kolayca okumalık" diye ödünç aldığım Veda, beklentimin üzerinde çıktı. Oldukça sürükleyici bir anlatımla, 1919-1924 yılları arasında Beyazıt'ta bir konakta yaşayanların yaşamları vasıtasıyla, Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerine tanıklık ediyor ve pek çok şey öğreniyoruz bu kitapta.


Biter bitmez devamı Umut'u da okudum. Umut'ta Ahmet Reşat Bey'in ailesinin (Ayşe Kulin'in annesinin ailesi) hayatını okumaya kaldığımız yerden devam ederken, bir başka ailenin (Ayşe Kulin'in babasının ailesi) yaşamına tanıklık ediyoruz 1908'den itibaren. Roman 1941'de Ayşe Kulin'in doğumu ile bitiyor. Bu kitapta da, bu aileler üzerinden cumhuriyetin ilk yıllarındaki yaşama dair öğrendiğimiz pek çok şey oluyor.


Her ikisini de elimden bırakamayarak okudum.
Roman okumayı hep çok severim. Kimine göre zaman kaybıdır bilgi vermeyen kitapları okumak. Ama öyle midir gerçekten? Bir roman bilgi vermez mi sanıyorlar? Ben okuduğum romanlardan çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Her şeyden önce insanı anlatır romanlar, insanı anlamaya yardımcı olurlar... O insanın bulunduğu coğrafi ve tarihi ortam hakkında bilgi verirler sonra... Mesela, Sarıkamış Harekatı'nı yıllardır bilirim, ama, bu acıyı derinden hissetmem Veda ile oldu...
Ayrıca müthiş bir haz verirler okuyana.  Velhasıl, romanları seviniz, efendim:)

Büyüleyici Bağırsak
İki romandan sonra,  bir de bilimsel (kişisel gelişim/sağlık türü) kitap okudum bu ay. 
Malumunuz, bağırsak, hiç olmadığı kadar popüler son yıllarda. Yapılan araştırma sonuçları neticesinde, bağırsağın yaşamımızda, sağlığımızda ve mutluluğumuzda önemini anlatan pek çok kitap yayınlandı. 
Büyüleyici Bağırsak, oldukça yüklü bir bilgiyi, epey eğlenceli ve anlaşılır biçimde anlatan bir kitap. Bağırsağın yapısı ve dışkılamayı anlatan Büyüleyici Bağırsak; bedende besin transferi, kusma, kabızlık ve beyin bağırsak bağlantısını anlatan Bağırsağın Sinir Sistemi; bağışıklık, bakteriler, parazitler, antibiyotik, probiyotik ve prebiyotikleri anlatan Bakterilerin Dünyası isimli üç bölümden oluşuyor. Ben severek ve öğrenerek okudum.


(Kitapta, dikkatimi çeken öğrenmelerimden biri, porfiria oldu. Vampir hastalığı olarak biliniyormuş halk arasında. Demek gerçekten de vampir efsanesi, yaşantılar sonucu ortaya çıkan folklorik bir öğeymiş...)

Umut Bahçesi
Benim ve hayatımdakisevgiliinsanın televizyon alışkanlığı yok, asla açılmıyor evde, hatta uzun süre televizyonumuz yoktu, sonra ailelerimiz hediye etti:) Annemse tam bir film severdir. O bizdeyken sahip olduğumuzu keşfettiğimiz sinema kanallarından birinde izledik annemle. Oldukça güzel bir filmdi. İkinci Dünya Savaşı'nda Polonya'da geçen gerçek bir hikayeden uyarlama.


Thelma and Louise
Bu film, yıllardır listemde.
Hatta hayatımdakisevgiliinsanın ilişkimizin en başında verdiği cd'lerden birinde vardı (o zamanlar her buluşmada 6-7 film içeren cd getirirdi bana, hey gidi günler:)). Ancak yıllar geçmesine rağmen izlememiştim.
Sonra çok yakın bir arkadaşım bu yazını, kadın hakları üzerine filmleri izleme ve kitapları okuma ile geçirme kararından bahsetti. Listesini gözden geçirir ve katkım olur mu diye minik bir araştırma yaparken, tekrar karşıma çıktı bu film. Oturup izledim bir akşam. Çok güzeldi. Yer yer eğlenceli ama temelde oldukça hüzünlü...
İki yakın arkadaş kadının yolculuk hikayesi, bu yolda kendilerini tanımaları, özgürleşmeleri...
Çok alakalı değil gibi görünse de, yer yer the accused'i anımsattı bana...
İzleyiniz efenim.


Twice Born
Bu filmi vizyona girdiği dönem çok merak etmiş, izlemeyi çok istemiştim. Bir akşam blutv'de görünce hemen izledim.
Günümüzde İtalya'da başlayan, gelen bir telefon ile Saray Bosna'da devam eden ve flashbackler ile geçmişe dönülerek ilerleyen filmi, son sahnelerine kadar "öyle mi oldu böyle mi oldu" diye diye boş tahminlerle izledim... Sonunda tokat gibi çarptı.
O coğrafyayı gezmiş, savaşın izlerini görmüş biri olarak, Bosna Savaşı, tüm savaş rezaletlerinden daha çok etkilendiğim bir tarihi olaydır. Filmde bir defa daha savaşın korkunçluğu ile yüzleşmiş oldum.
Tüm güçlü yanlarına rağmen, filmin akışı biraz tıkanıktı bence, çok sürüklenerek izleyemedim ben... 
Yine de, izlenmeye değer bir hikaye kesinlikle.


The Handmaid's Tale
Geçen yazdan bu yana, çok severek takip ettiğim dizinin ikinci sezonunu bitirdim bu ay (son 2 bölüm kalmıştı).
İkinci sezon ilk sezon kadar akıcı ve çarpıcı değilse de, son 2 bölüm oldukça etkileyiciydi. Aylaaaar sonra yayınlanacak 3. sezonunu merakla bekliyorum şimdilerde.
*Not: Bu diziyi izlemeyen kadın kalmasın!!!

Selda Bağcan Konseri

Dün akşam, “ölmeden önce yapmak istediklerim” listemden bir şey daha gerçek oldu🙏🏻
Yetişkin halimle konserine katılma mutluluğunu tattım Selda Bağcan’ın.
Büyükçekmece Festivali kapsamında Kültürpark'ta müthiş bir konser dinledik, kalabalık ve coşku inanılmazdı. Yeterince erken gitmediğimiz için sahnenin olduğu alana giremedik, ekranlardan izleyebildik, ona rağmen enerjisi geçti Selda’nın💫
İlerleyen yaşına rağmen hala kusursuz sesi, hala güçlü söylemleri♥️


Selda Bağcan benim çocukluğum...
Aliağa, emek şenlikleri konserleri, zilleri taktı çiki çiki yaptı...
Ama en çok da babam 💜
Onun sayesinde tanıyıp sevdiklerimdendir Selda. Gözlerim dola dola, ana ana yaşadım konseri dün...
Çocukken çok da anlamadan evde, arabada duya duya kellmesi kelimesine ezberlediğim şarkıları (çocuklukta öğrenilenler gerçekten de unutulmuyor-geriye itilmiş anılar, bilgiler saklandıkları yerden çıkıveriyor yeniden çağrılınca, yıllar sonra da olsa) sonra ergenlikte, hak, adalet, özgürlük vb. kavramlarını idrak etmeye başlayınca anlamlı bir hal aldı.
İşte o zamandan beri, şarkılarındaki naif isyan içimi titretir.
Velhasıl, iyi ki varsın Selda Bağcan, iyi ki geçtin ve hala da geçiyorsun bu topraklardan çizgini hiç bozmadan🍀

Pazartesi, Temmuz 30, 2018

Nofilter/ Yesfilter



Bu görseli ilk gördüğümde çok güldüm. 
Sonra, ister istemez üzerine düşünürken buldum kendimi... 

Hakikaten de sosyal medyada her gün bu düzeyde filtre ve düzenlemeye maruz kalmış selfieler görüyoruz. Özellikle de, belli yaşın altındakiler çok yapıyor bunu.
Tamam, hepimiz fotoğraf düzenlemeyi seviyoruz, çağın eğlencelerinden biri bu artık.
Ama, açıkçası, kişinin kendi bedeninin fotoğrafına bu derece düzenleme yapmasını endişe verici buluyorum...
Olmadığı biri gibi görünme arzusunun benlik algısını bozabilme ve benlik saygısını düşürebilme ihtimali epey riskli...
Bunun kişiyi kendine yabancılaştırabileceğini, kendini olduğu gibi kabul edip kusurlarıyla benimsemesini zorlaştırabileceğini düşünüyorum.
Fikirlerinizi merak ediyorum, katkılarınızı önemsiyorum 🤗