Pazar, Aralık 30, 2012

muhasebe zamanı.. ve bittabi, yeni hedefler koyma..

yılın son günleri zira..
nasıl bir yıl geçirmişim, neler katmışım kendime, onu sorguluyorum..
okuduğum kitapları, izlediğim filmleri, oyunları hesapladım. sergileri de ekledim hatta, sağa bakarsanız eklediğim yeni listeyi görebilirsiniz;)

18 kitap okumuşum, fena bir rakam değil kendime göre. (geçen sene 11)
7 oyun izlemişim, çok az, niye böyle oldu anlamadım... (geçen sene 10)
48 film izlemişim, ortalamaya vurursak haftada 1 gibi, iyi.. (geçen sene 49)
8 de sergiye gitmişim, istanbul gibi bir şehirde maalesef epey az, yine de şehre gelen önemli sergilerin çoğunu gezmişim, aferin bana ;)

onun dışında, geçen yılki listemden de bakarsam:
yazın orta avrupa gezisi yaptım, 5 ülke ve hep görmek istediğim pek çok şehri gezdim..
otistikler derneği ile gönüllü çalıştım. çok şey öğrendim, çok keyif aldım, çok gezdim. her hafta istiklal'deydim, yeni mekanlar denedim, yeni yerler keşfettim..
resim kursunu tamamladım, hatta resmim bile sergilendi :)
tango kursuna başladım ve devam ediyorum..
çiçek yetiştirmeye devam:) sağlıkla yaşayan bir adet mor menekşem, bir adet difenbahyam ve bir de bambum var..


2013 için isteklerim ise; 
kendim ve sevdiklerim için sağlık, huzur, mutluluk, başarı, para, neşe, umut, eğlence, aşk haricinde spesifikleştirirsek:

* mesleki gelişim (para ve bilgi kazanacağım adımlar)
* yüksek lisans diyeceğim ama diyeceksiniz bana "yuhh ezgi, 4,5 yıl oldu mezun olalı, ya yap ya vazgeç" :)
* daha çok kitap okumak, daha çok film, konser, oyun izlemek, sergi gezmek, söyleşiye katılmak... öğrenmek, ilerlemek, gelişmek...
* gezmek, yeni yerler görmek (yurt dışı hayalim yok, ülkemi gezmek istiyorum)
* sevgilimle datça/ olimpos/ kelebekler'de mini tatil (sadece kafa ve fiziki dinlenme amaçlı, sakin)
* adım adım kurduğum evimi daha da güzelleştirmek, hep temiz olmasını sağlamak
* evimde bir can yoldaşı edinmek.. (kedi ya da kuş)
* tangoya devam etmek
* pilatese başlamak ve mayıs hazirana kadar devam etmek
* ilişkimi mutlu mesut sürdürmek
* para biriktirmek, gereksiz harcamalardan kaçınmak
* sağlıklı yaşamak (alkolü zaten çok azalttım; onun dışında spor, sağlıklı beslenme) 
* bakımlı, özenli olmak
* anneme iyi davranmak, çabuk sinirlenmemek
* daha dingin, olumlu, sakin kalabilmek
* kendime güvenmek, harekete geçmek, üşenmemek, zamanı verimli kullanmak...

amma da çok oldu, oturup düşünsem daha da artar sanırım!

herkese gönlüne göre, mutlu yıllar diliyorum;)

istanbul bu neyin kafası anlayalım söyle...



istanbul
kendini unutturma bana ne olur
istanbul

Cumartesi, Aralık 29, 2012

Cuma, Aralık 28, 2012

kedicikcikcik


"evlerin camında oturup dışarıyı seyreden kediler kadar sempatik görüntü pek azdır sanırım."

yazmıştım; 



ama, bunlar da hiç fena değil hani:


Çarşamba, Aralık 26, 2012

güzelsin istanbul- 8



istisnasız her cumartesi, unkapanı köprüsünden geçerken heyecanlanıyorum ben. 
duyan da, görmeyeli aylar yıllar oldu sanacak.. 
haliç’e bakmak, 
galata kulesini görmek uzaktan bir yandan da topkapı sarayını, 
martıları izlemek, 
balıkçılar.. 

gerçek değil de fotoğrafmış gibi geliyor her seferinde..
içim coşuyor, sevinçle hüzün birbirine karışıyor o an..

Salı, Aralık 25, 2012

biraz ablama, biraz çocukluğuma, ilk gençliğime...

evin ikinci (ya da daha kalabalık ailelerde küçük) çocuğu olmak belki çoğu insan için güzeldir; ama, benim için hayatımı çok büyük ölçüde etkileyen bir hoş tesadüf..
çok değerli bir ablam var çünkü benim.. 
annemden ve babamdan çok öte, çok başka.. 

hayatımı ilmek ilmek örerken ben, her anımda, her kararımda etkili olan bir insan o.. 
şu anki duyarlı, olgun karakterimin (:)) oluşmasında en büyük payın sahibi o.. 
çünkü ben çevreyi korumaktan, kağıtları ve aslında her şeyi tutumlu kullanmayı ondan öğrendim mesela.
iyi filmleri, iyi müzikleri, iyi kitapları, şiirleri, şairleri sonra...
onun sayesinde pek çok şeyle akranlarımdan önce tanıştım..
ilk gençlik bunalımlarımı onunla paylaştım, küçücük yaşta varoluşsal tartışmalar yaptım onunla...
ülkemde neler olduğunu anlamadığım zamanlarda ona sordum..
aa evet, en önemlisi de kitap okumayı sevmeyi öğrendim ondan.... 

sonra, sağlıklı ve dengeli beslenmeyi, resim yapmayı, kompozisyon yazmayı, yemek yapmayı, takı yapmayı, giyinmeyi, hediye almayı ve daha nice yaşamsal beceriyi ondan öğrendim...

kendimi bu açıdan çok şanslı sayıyor ve herkese kendiminki gibi bir abla diliyorum;)

herkes gibi yaşasana sen/ işine gücüne baksana..

kemal iskender- 2

daha önce de yazmıştım. uzun yaz arasından sonra, bugün yeniden gittim de söyleşisineyine hayranlıkla dinledim..
konu gerçekten mühim değil, kemal iskender'den öğrenecek çok şey var!


sanırım, kısaca şöyle diyebiliriz onun için:
adam yıllarca biriktirmiş biriktirmiş, şimdi de aktarıyor insanlara.. her cümlesinin içi dopdolu.. tarih, sanat, müzikle, kültürle..

Pazar, Aralık 23, 2012

hayat, güzeldir.



tespit-vol zibilyon ;)

şık yerlere gitmekten, iyi/ farklı yerlerde yemek yemekten yavaş yavaş "emeenn ne o kadar para verelim, evde ben sana daha güzelini yaparım"a doğru kayıyorsanız, nur topu gibi bir uzun ilişkiniz var demektir;)

Cuma, Aralık 21, 2012

hz google- oktay şılar

sevgili zeze'nin bu yazısını okuyunca aklıma klinik psikolog oktay şılar'ın bir yazısı geldi.
zaman ayırıp okumanızı tavsiye ederim -naçizane-.
dikkatinizi çekmesi açısından yazıdan biraz alıntı:

"....

Asri zamanlarda insanı zorlayan yaşantıların, sorumlulukların, maskelerin çokluğu ve bunlarla başa çıkmaya çalışan bireyin ruhsal gücünün her zamankinden yetersiz olması ciddi bir tükenmişlik duygusu yaratmaktadır. 
Kaybolduğunu hissettiğimiz ruhumuza sosyal ağlarda yer aramak, varoluş boşluğumuzu sahip olduklarımızla doldurmaya çalışmak, kendimize değil de ötekine odaklanmak, bizi kendimizden daha da uzaklaştırmakta, gerçekten var olmak yerine geçici iyi hissedişlere razı olur hale getirmektedir.
Bu hengame içinde sanal dünya bize soluklanıp varoluşumuzu yedekleyebileceğimiz müthiş bir alan sunar. 
Geçici iyi hissedişlerin en popüler mekanı haline gelir.
.....

Hafıza neredeyse kullanılmayan bir işlev haline döner. 
Zihnin bilgiyle kurduğu interaktif ilişki, analiz ve sentez melekeleri, anılar sosyal ağlara, forumlara emanet edilir. 
Artık hatırlamaya ihtiyacımız yoktur. 
Her şeyi Hz. Googla’a sorabiliriz. 
Eskiden filmografisini bir çırpıda sayabildiğimiz bir yönetmenin filmlerini şimdi anımsamayız. 
Bilgiyle ve hakikatle muhabbeti, zihnimizde taşımak yerine internet üzerinde aramayı tercih ederiz. 
Anımsadığımız telefonların sayısı üçü beşi geçmez, ne de olsa bir yerlere yedeklemişizdir. 
Bu hale nasıl bu kadar kolay sıçradığımızı da anımsamayız. 
Bu örnek hayli basit olsa da temel bir meseleye soruyu gündeme getirir? 
Hafızadan boşalttığımız alana ne koyarız? 
...."

Perşembe, Aralık 20, 2012

taare zameen par

taaa mayıs ayından beri aklımda olan filmi, bu akşam nihayet izleyebilmiş bulunuyorum.
http://pinkket.blogspot.com/2012/05/farkl-gelisen-bireyler-ve-onlarn-dunyas.html

neden bu kadar ertelemişim diye kızdım kendime! çok çok etkileyici, çok güzeldi film.
yıllarca hiç anlaşılamamış "farklı/ özel" bir çocuğa değip hayatını değiştiştiren klasik bir öğrenci- öğretmen ilişkisi filmi temelde.. 
ama çok keyifli, yer yer duygusal ve bu işlerin içinde olan benim gibiler için zaman zaman kendini sorgulatıcı.. 
gaza geldim mesela ben, "o kadar da zor değil işte! olabilir, ulaşılabilir her çocuğa!" dedim..
bizim sitemdeki, işleyişteki benzerlikleri gördüm, kızdım "aman ödü kopuyor her öğretmenin 'norm' dışı bir çocukla karşılaşacak diye" dedim..
üzüldüm, anlamaya çalıştım.. disleksi de yaygın gelişimsel bozukluklar gibi, çözmeye çalıştığım, her seferinde nasıl olduğuna şaşırdığım bir özel durum..
eğlendim.. bir hint filmi klasiği olarak, bol müzikli ve epey uzun. içeriğindeki animasyonlar, geçişler, hikayeyi anlatış oldukça özgün ve keyifli.. 


bir de, aamir khan da, fındık kadar "ishaan" çok iyi oynuyorlar! 

fazla söze gerek yok, alandan olan olmayan herkesin zevkle izleyebileceğini düşündüğüm bir film!
iyi seyirler;)

ilk kar sevinci!

Çarşamba, Aralık 19, 2012

öyle garip ki hayat..

hepimiz birileri için prenses/ prensken 
bir yandan da canımız yakılıyor sürekli, 
gıcık oluyor birileri bize..

Pazar, Aralık 16, 2012

bu hafta sonu ben

beni hayatta en çok geren şeylerden biri, evde bir aletin arızalanmasıdır... öyle durumlarda kendimi küçücük, zavallı ve çaresiz hissediyorum. abartmıyorum gerçekten de öyle! belki teknolojiden, elekronikten yahut da mekanikten zerre anlamadığımdandır.. 



heyhat:) hayat bu! elbette zaman zaman oluyor böyle aksilikler.
ve evet, cuma akşamı eve bir geldim ki kombim bozuk. dünyam karardı bir anda! komşuya haber vermeler, ev sahibine ulaşamamalar, servisi ayarlamaya çalışmalar, ağlamalarla geçti akşamım..



neyse ki, komşuluğun gerçekten de ölmemiş olduğunu kanıtlarcasına, hayatımda 2. defa gördüğüm komşum ufo'sunu ödünç verdi ve donmaktan kurtuldum.
ertesi gün servis elbette gelmedi, defalarca aradım, sonunda gelip makinenin "beyni"ni alıp gitti, ve ısrarlı aramalarım sonucunda nihayet bugün akşam üstüne yetişti.. gel gör ki, benim bugün öğleden sonra misafirlerim vardı ve onları banyo yapamamış halimle karşılamamı engelleyemedi. 
hem de misafirlerim, çok önemli kişilerdi, yani hayatımdakisevgiliinsanın ailesi!"
("eh ezgi, kuaföre gitmeyi akıl edemedin mi" diyor olabilirsiniz, lakin kuaföre gitmek hayatta öyle sevmediğim bir aktivitedir ki, mesela bir dişçiye gitmekle yarışır hani!!)

neyse ki, çok güzel geçti ve günün sonunda kombi işi de halloldu. şu an ev sahibinin hala bu 470 liralık masraftan haberdar olmayışı gibi küçük bir problemimiz var sadece:)

bugün anladım ki, misafir ağırlama konusunda ciddi deneyimsiz bir insanım. evin en dolup taştığı zamanlarda bile gelenler, bana yemek yapacak yakınlıkta insanlardı hep, ya da evin tozu pisliğiyle dalga geçecek kıvamdaydılar.
bir kere, geçen kış, bir cesaret, 8 kişiyi yemeğe almıştım da, ne çorba yetmişti ne kaşık ne çatal:)
bugün pek bi sevdim bu işi, iş yerinden arkadaşları falan arada evime davet etmeye karar verdim hatta.

bir de şöyle bir tespitim var:
eve biri gelecekken, hazırlanma aşamasında "allahım nolur daha gelmesinler, sakın gelmesinler"den, hazır olur olmaz "nerede kaldılar yaa, gelsinler artık"a çok hızlı bir geçiş var:)

bir diğer tespit de:
insan kendi çayını kendi koymadıkça, sevdiği demlilik oranında olması ne zor yahu! :)

böyleyken böyle a dostlar. işte hafta sonumun kısacık özeti.

aa, otistikler derneği'nde bu hafta ne oldu? bir asperger sendromlu ve bir psikotiğin dahil olduğu bir grupla kelime oyunu (sırayla son harfle biten kelime türetme) oynamanın zevkine vardım.
geçen hafta da iki otistik ile tabu oynamanın zevkine varmıştım (tabu x large'taki çizimli bölüm elbette).
güzel anlar bunlar, özel anlar hayata dair.

herkese "güneşli pazartesiler" diliyorum;)

Perşembe, Aralık 13, 2012

uzman tv'ye methiyeler :)

yalnız yaşamaya başladım başlayalı evde balık pişirmedim hiç. bilirsiniz 3 gün kokusu çıkmaz çünkü.
ama dün pazarda dayanamayıp çinekop aldım, bugün de kızarttım. sonrasında oluşan kokuyu nasıl giderebilirim diye uzmantv'ye baktım ve oradaki tariften yararlanarak kokudan gerçekten de kurtuldum!


tarifse bu kadar basit:
bir küçük tencerenin içinde ikiye kesilmiş bir limon, bir adet çubuk tarçın ve 10-12 adet karanfili kaynattım. 
öyle güzel aromatik bir koku yayıyor ki etrafa, balık kokusundan -neredeyse- eser kalmadı!

sonra da ne mi yaptım. o güzel karışımdan 2 bardak içtim!
tavsiye ederim, mutlaka denemelisiniz;)

bir de, balık sonrası baş ağrısı yaşayan kaç kişiyiz nokta com ??????

erdal eren anısına

Pazartesi, Aralık 10, 2012

yeni keşfim trt okul'da!

bir yılı aşkın süredir var sanırım. ben henüz haberdar oldum. ve bilmeyenler için hemen bildireyim dedim:)

ilgililere duyurulur:
her hafta bir kavramın ya da terimin tartışıldığı program, perşembe akşamları trt okul'da!

geçmiş programlar için de:


Pazar, Aralık 09, 2012

yoo güleşmiyoruz:) tango öğreniyoruz:)


http://www.libretango.net/news.php

Cuma, Aralık 07, 2012

okullarda üniforma/ serbest kıyafet


2,5 yıl önce yazmıştım  bu konuda:


vedat özdemiroğlu'ndan bir özdemir asaf anısı:


r’leri söyleyememektedir özdemir asaf. 
taksiye biner,  şoför “buyyun” der, o da r’leri söyleyemeyen biridir.  
“kayaköy” derse alay ettiğini sanacak diye, “eminönü” der, normalde karaköy’de inmesi gereken özdemir asaf. 
eminönü’nde iner ve geri yürür.

Salı, Aralık 04, 2012

çekiliş duyurusu- 4

bumerang ödüllerinde "en çalışkan blogger" ödülünü kazanan sevgili sergül çok güzel bir çekiliş yapıyor!
burada da şansımı denemek istiyorum:)

işte güzel hediyeler:


 herkese bol şans;)

çekiliş duyurusu- 3

sevgili elfony güzel bir çekiliş yapıyor yılbaşı için!
ben de şansımı denemek istedim:)

işte bu da hediye:


herkse bol şans!

Pazartesi, Aralık 03, 2012

cumartesi akşamı kanal d ana haber bültenindeydik :)

minicik haberimiz işte burada!

cumartesi günü, otistikler derneği'nin "alternatif gelişim programı" grubu olarak bizi güzel atölyesinde ağırlayan sabriye hanım için:



ve tabi, dünya engelliler günümüz kutlu olsun!

otistikler derneği'nin diğer haberleri için:
http://tvarsivi.com/player.php?y=18&z=2012-12-03%2007:13:00
http://tvarsivi.com/player.php?y=2&z=2012-12-03%2019:20:16

Pazar, Aralık 02, 2012

ekmek şarap sen ve ben

boşanan kadınlara tam destek

çoğu, mesleğim gereği olmak üzere, çevremde bazı yürümeyen evlilikler görüyorum. hiçbir duygusal, cinsel ya da sevgi dolu paylaşımın kalmadığı ama yine de bitiril(e)meyen..
çoğu zaman da ilişkinin kadın tarafı oluyor hırpalanan, acı çeken. büyük kısmı şiddetin pek çok türüne maruz kalıyor bu kadınların, ama yine de boşanmıyor..

bu bana çok garip geliyor..
evet, biliyorum ki pek çok nedeni var bu kadının:
- döndüğünde ona kucak açacak anlayışa sahip bir ailesi olmayabilir
- ekonomik bağımsızlığı olmayabilir
- "boşanmış kadın"a toplumun bakış açısını kaldıramayacak olabilir
- kocanın değişeceğine inanmak istiyor olabilir
- ahhh hele ki çocuk varsa, çocukları için devam ettiriyor olabilir
vs vs..

ve fakat, ben, neden her ne olursa olsun, tahammül edemiyorum kadınların bu aşağılanmayı yaşamayı kabul etmelerine..

hayır neyi bekliyorsun, nasıl bir şeylerin daha iyiye gidebileceğine dair umut taşıyabiliyorsun! 10 yılın boşu boşuna gitmiş bu adama, daha 30 yıl yaşasan bu hayatta, niye 30 yıl aynı şeye katlanmayı tercih ediyorsun..



çocuklar mevzuuna gelirsek de, evet "boşanmış aile çocuğu olmak" kolay değildir, muhakkak onanmaz yaralar açar çocuk yüreklerinde. ancak, mutsuz aile ortamında büyümenin  de ondan aşağı kalır yoktur, inanın.. 
ve ayrıca, herkes her şeyden önce kendisi için yaşamalı. düşünsenize, kendini mutlu etmeyen, mutsuz bir anne, ne kadar mutluluk verebilir çocuğuna?

yaşamını sürdürmesi için paraya ihtiyacı var elbette ama, bunu kendi kazanamaz mı her kadın?

aile desteği, toplumda kabul görmek de önemli konular elbette, ama, zaten hep diyorum ya "hepimiz yalnızız bu yolda".. sosyal destek insanı güçlü kılar ama önce insanın kendisi güçlü ve kararlı olmalı zaten..
vs vs.

"bekara karı boşamak kolaydır" diyebilirsiniz. bilmiyorum, belki de öyledir gerçekten de ama bir kadının bir birey olarak kendi değerini bunca bilmemesine dayanamıyorum işte...

ve zamanında verilmiş evlilik kararının yanlış olduğunu fark ettiğinde boşanabilen tüm kadınları takdir ediyorum naçizane!

Çarşamba, Kasım 28, 2012

Salı, Kasım 27, 2012

güzelsin istanbul-7

havalar hala gezmeye fırsat veriyorken, istanbul'u keşfetmelerimin son demlerini yaşıyorum. 
bu haftadan notlar da şu şekilde:

@ laterne cafe (cihangir/ sıraselviler): çok tatlı bir cafe. mis gibi kokuyor, çünkü tatlı teyzeler ev kurabiyeleri/ poaçaları pişiriyor. dekorasyonu da çok hoş. yolunuz düşerse uğrayın mutlaka!

@ demlik (cihangir): ev yemekleri yapan aile işletmesi. oldukça sıcak bir ortam, yemekler de çok lezzetli!

@ ahmet güneştekin'in (kasımpaşa'da ofisi var, muhakkak görmüşsünüzdür önünden geçerken) istanbul modern'deki sergisini gezdim. 
(http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmet_G%C3%BCne%C5%9Ftekin)


serginin ismi "yüzleşme".. oldukça büyük bir sergi, dolayısıyla geniş bir zaman ayırmak gerekiyor. 

ve çok çok etkileyici... dinlerin, mitlerin, hikayelerin, efsanelerin, sözlü edebiyatın imgelerinden ve karakterlerinden yararlanarak savaşlar ve insanlık suçlarını konu ediniyor sergi. 
teknikler çok çok özgün...

cizre'den yeni gelen arkadaşımdan henüz duyduğum "mem-u zin"i sergide görmek ayrı mutlu etti beni.
(http://tr.wikipedia.org/wiki/Cizre) 

ayrıca dijital bir bölümü var serginin, türkçede olmayıp kürtçe'de olan seslerle ilgili..
velhasıl, çok özel bir sergi bence, üstelik ücretsiz!! kaçırmayın bence.

@ çok sevdiğim mephisto'yu gezdim, yorulunca "kafesine oturayım" dedim. lakin fiyatlar beni gerçekten üzdü. 
çok sevdiğim bir diğer mekan olan ada kafe'den alışkınım kitap kafelerin pahalılığına ama, mephisto hani protest bir duruşu olduğunu sandığım bir yer.. bu nedenle şaşırdım açıkçası, portakal suyu 9 lira olur mu ya?!

neyse ki, çok sevdiğim metis ajanda gelmişti:


genelde yanımda okunacak bir şeyler taşısam da, unuttuğum zamanlar için çok kullanışlı oluyor. o nedenle, bu sene için de hemen almak istedim ama sonra durdum ve dedim ki :

"bi dakika ya, bugün benim doğum günüm, bana kesin biri alır bunu" :)
hakikaten de akşamki hediyeler arasında vardı! "hayatısevdirenanlar" diyorum başka da bir şey demiyorum ;)

Pazar, Kasım 25, 2012

27 oldum ben!

dün doğum günümdü benim!
düne kadar "vay efendim, doğum günü kutlamak da neymiş, ne önemi var böyle şeylerin" diyen bir insandım.. ve fakat dün yaşadığım sürprize bi mutlu oldum bi mutlu oldum anlatamam:)
sevdiğim, yakınım olan pek çok insanın davet edildiği bir toplaşma organize etmiş hayatımdakisevgiliinsan, cihangir'de sevdiğimiz bir mekan olan erciyes'te.. 
gelen, gelemeyip de mesajlarıyla, aramalarıyla yanımda olduğunu  hissettiren herkes çok mutlu etti beni. 
hep diyorum ya "hayat sevdiklerimizle güzel, anlamlı"  diye; dün de bunu yoğun olarak hissettiğim bir gündü..

şunu düşündüm bir de:
yaşlanmaktan, yaş almaktan hiç korkmuyorum ben. 
ve bunu da şuna bağlıyorum; anlamlı ve coşkulu yaşıyorum çünkü.. sevdiğim şeyleri yapıyorum.. mutluyum kısacası.. 
bence "yaşlanma korkusu"  en çok pişmanlıklarla, yeterince dolu/ verimli yaşadığını hissedememekle ilgili çünkü..

velhasıl, umarım yeni yaşımda da yaşam sevincimi, coşkumu kaybetmem ve yakınlarımla çok güzel zamanlar geçiririm;)

(yeni türkü, sezen aksu, fikret kızılok, bülent ortaçgil gibi üretken ve büyük sanatçıların sürekli şarkılarını keşfediyorum, sürekli değişiyor favorilerim. bu ara da buna takığım, iyi dinlemeler;))


Cuma, Kasım 23, 2012

sevgili/ nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini




"....
o zamanlar biz ne güzel çocuklardık
dünyaya aydınlık gözlerle bakardık
ve işte o zaman kırdığın bu kalp
şimdi kırıyor başka kalpleri
..."

Perşembe, Kasım 22, 2012

alper canıgüz- tatlı rüyalar

bazı şeyleri ne kadar da geç keşfediyor/ tanıyor/ öğreniyor insan..
afili filintalar'la tanışmam 3 yıl önce, hayatımdakisevgiliinsan'ın onur ünlü sevdası sayesinde oldu.
dikkatimi çekti; ah muhsin ünlü, emrah serbes, murat menteş, aslı tohumcu okudum. 
son olarak da, çok yakın arkadaşımın şiddetle önermesiyle, alper canıgüz okudum.
boğaziçi psikoloji mezunu canıgüz. dolayısıyla sıkı tespitler var kitapta insana dair.. ve fakat, öyle ciddi, zor bir kitap değil..


(3 kitabı var alper canıgüz'ün. ilki, tatlı rüyalar; 2000 yılında çıkmış bir kitap.. kitabı ilk görüşüm 1 yıl kadar öncesine dayanır, yani kitap basıldıktan 11 yıl sonraya... 
ister istemez düşündüm: 
fark edip ulaşmak -görmek/ gitmek/ okumak/ izlemek/ dinlemek- istediklerimizin yanı sıra, ne kadar sonsuz ürün var dünyada, hiç bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz..)

velhasıl, kitap çok çok sürükleyici, ilginç. yaratıcı ve yer yer saçma. değişik bir okuma arayanlara -naçizane- öneririm;)

Çarşamba, Kasım 21, 2012

bugün var/ yarın yokuz..

oldum bittim üzerimden atamadığım "çok şey yaşamaya çalışma çabam" ve onunla beraber gelen "hiçbir şeye yeterince yetişemediğim kaygım"ın ziyadesiyle "ölüm korkusu" ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum... 

(zira, zaman geçtikçe, ölüme yaklaşıyor insan.. 
bir başka deyişle:
"ölüyoruz biz farkına varmadan/ hayat yok olmakla geçiyor"..

nazım'ın da memleketimden insan manzaraları'nda sorguladığı gibi "insan öleceğini bile bile nasıl yaşar?"
insan bu dünyada geçici olduğunu bilmesine rağmen, bu gerçeği unutarak yaşıyor sanırım, yani yaşayabilmesinin yolu bu...)

velhasıl, bugün var yarınsa yok olduğumuz dünyada, öyle çabalıyoruz ki kalıcı bir şeyler bırakmaya..
lafım uzadı, kafam karıştı. en iyisi sizleri güzel şarkıyla başbaşa bırakayım ben:

Cumartesi, Kasım 17, 2012

yedinci gün- ihsan oktay anar

bildiğiniz üzere işbu kitabı pek bir istemiştim ve çekilişten kazanınca pek bir mutlu olmuş, hemen okuyup bitirmek istemiştim.  gel gör ki, ancak bugün, üzerinden 2 ay geçtikten sonra, bitirebildim. pek çok defa başladım, araya başka başka kitaplar girdi, konsantrasyonumun güçlü olduğu zamanları kolladım vs.

kitap gerçekten güzel. öncelikle yazarın kelimeleri kuıllanırkenki ustalığına hayran kaldım. pek sevdiğim artık kullanılmamaya yüz tutmuş eski kelimeleri çok güzel kullanıyor, hikayeye yedire yedire. 
sonra yazarın ilginç, herkesçe bilinmeyen konularda bu kadar hakim olması, bir daha hayran bıraktırıyor kendine.

hikaye biraz karışık, aslında 3 bölümden oluşuyor ve tahmin edebileceğiniz üzere karakterler bu bölümlerde kesişiyor. çok fazla karakter var, anlatılanlar pek aşina olmadığımız şeyler. bu nedenle, okurken pür dikkat kesilmeye ve her oturuşta en az 30-40 sayfa okumaya özen gösterdim. yani uyumadan 5-10 sayfa okuya okuya anlaşılabilecek bir kitap değil, bana göre. 
haa, bunca özenime rağmen, hala da tam anladım mı emin değilim;) yine de zihnimde hoş bir tat bıraktığını biliyorum.

aslında kitabın kapağındaki tanıtım yazısı çok güzel özetlemiş kitabı:


"Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından girdiğinizde âşinalık hissedecek, sadeliğin ihtişâmına teslim olmanın rahatlığıyla kendinizi akışta yolculuk ederken bulacaksınız."


Cuma, Kasım 16, 2012

Perşembe, Kasım 15, 2012

yarim istanbul/ gel öpeyim gerdanından



son zamanlarda, bir süredir görüşemediğim eski arkadaşlarımdan "izmir'e dönme çaban ne oldu?",  yeni tanıdıklarımdan da "burada 4. yılın demek, peki izmir'e dönmeyi düşünüyor musun?" sorularını pek sık duyar oldum..
ilginç olan bu değil de, pek de düşünmeden ağzımdan dökülüveren "sanırım buradayım bir süre daha" cümlesi!
böyle bir karar verdiğimi ben bile bilmezken,  içim bu yöne meyyal demek ki..

madem bu yönde bir adım atıyorum, yaşayacağım yere artık geçici değil, biraz daha sürecek gözüyle bakmalı ve istediğim yerde yaşamalıyım sanırım..
gel gör ki, karakterimin en sağlam özelliği olan "kararsızlığım" beni bu konuda da yalnız bırakmıyor elbette!
bir yandan istiyorum ki kendimi güvende hissedeceğim bir siteye taşınayım... 
bir yandan da diyorum "yuhh ezgi, yaşlı mısın sen la? çoluk çocuklu insan mısın? yooo yooo! gençsin, hayata karışmalısın!" beşiktaş'ta fındıklı'da oturasım geliyor... 
sonra karşı taraf hem deniz kenarı hem sakin diye "oraya mı geçsem?" diyorum...
vs vs...


sonra kariyer planımla ilgili karmakarışık düşüncelerime dönüyorum, ev işini geçici süre unutuyorum. :) 
(kariyer planı karmaşam, bir başka yazının konusu olacaktır)

Pazartesi, Kasım 12, 2012

Francoise Hardy - Le Temps De L'amour



bir süredir tatmin olamıyorum ne izlesem..
tam bir "film" izleyesim var oysa..
tam da mevsimi gelmişken "film izleme"nin..

yılın sonuna yaklaşırken, bu yıl izlediğim filmleri gözden geçirdim de, en çok etkilendiklerimden biri "moonrise kingdom" olmuştu.
bu şarkının çaldığı sahneye de bayılmıştım.
ve bu kısa şarkıyı sabaha kadar dinleyebilirim sanırım..

Cumartesi, Kasım 10, 2012

hayatımdakisevgiliinsan, pis ama hamarat ben, limonlu kek

bu haftaki uykusuzda fırat budacı'nın köşesinde şöyle bir paragraf var:
"(...) daha bir saat önce sevgilisini uğurlayan bir adam olarak başka kadınları süzmeye başlamam garipsenmemeli. 27 yaşındayım. üç senedir aynı kadınla beraberim. evlerimiz ayrı olmasına rağmen son bir yıldır neredeyse aynı evde yaşıyoruz (...)"

nasıl yaa??

@@@
o değil de, annem, ablamla beni temizliğe, ev işine, yemek yapmaya alıştırırken biz isteksiz davranınca, anneannem:
"ileride elin oğlu öyle bir laf söyler, o da öyle bir dokunur ki" derdi. biz de güler geçerdik..

dün akşam evin düzenini değiştirirken, hayatımdakisevgiliinsan evin temiz olmadığıyla ilgili birkaç cümle sarf edince, kalakaldım öyle.. anneannemim meşhur lafını hatırladım  ve ne kadar haklı olduğunu o an anladım :)

@@@
bu sabah da, limonlu kek yapma isteğiyle uyandım. daha önce hiç yapmadığımdan, yemek konusunda güvendiğim iki kaynak olan uzmantv ve sevgili mine'nin bloguna baktım hemen. sonra ikisini harmanlayıp kendimce bir tarif yarattım:


125 gr tereyağı (çırp)
3 yumurta (tereyağına teker teker kırıp çırp)
1,5 su bardağı şeker (karışıma ekle çırp)
1limonun suyu, 1 limonun rendelenmiş kabuğu, 1 su bardağı sütü ekle çırp.
başka bir kaba 3 su bardağı unu ele
una, bir paket damla sakızlı vanilin, bir paket de kabartma tozu ekle.
bu toz karışımı sıvı karışıma yavaş yavaş kat ve tahta kaşıkla karıştır.
yağlı kağıt serilmiş/yağlanmış tepsiye boşalt, önceden ısıtılmış 175 derece fırında 35 dk pişir.

gerçekten tam kıvamında ve çok lezzetli oldu, denemenizi tavsiye ederim!

neyse ki, hayatımdakisevgiliinsan, yaptığım yemekleri her zaman pek bir beğenerek yiyor ;)

Perşembe, Kasım 08, 2012

kubrick..

belki de
her şey güzel olduğunda
hiçbir şey güzel değildir...

Salı, Kasım 06, 2012

evim sensin- izlemeden önce bir kez daha düşünün!




bildiğiniz üzere, bir türkfilmisever'im ben.
buna rağmen evim sensin'e gitmeyi pek düşünmemiştim.  gerek fahriye evcen'e olan antipatim gerek fragmanına denk gelmiş fakat hiç etkilenmemiş oluşum gerek de vizyonda alternatif oldukça iyi filmler oluşu nedeniyle..
ve fakat, pazar günü söz verdiğimiz arkadaşlarımızla buluşmak için cevahir'e gittik ve onların aldığı biletlerle bu filme girmek durumunda kaldık! oysa ki skyfall, bulut atlası ve gergedan mevsimi hemen yanıbaşımızda akıp gidiyordu:(

velhasıl başladı film. tam bir klişeler yumağıyla, düzenli bir şekilde akmayan bir senaryoyla, yapay diyaloglarla karşılaştık.. özcan deniz yine dimdik yürüyüşü, kasları ve atletleriyle, artistik cümleleriyle karşımızdaydı. fahriye evcen'den zaten hiç hazzetmiyordum da, bu kadar da saçmasapan oynayacağını yine de düşünmemiştim. gülüşü mesela kulağınızı öyle tırmalıyor ki, karşınızda 12 yaşında bir çocuk var zannedebilirsiniz! film ikinci yarıdan sonra da tam bir ajitasyon, sanki ağlayasınız diye çekilmiş..

çok fazla film için söylemedim bunu sanırım, ama, gerçekten çok kötüydü film, neresinden tutsan olmuyordu yani.

her şeye rağmen, filmde beğendiğim bir nokta oldu! o da müzikleri... gerçekten güzeldi. bir de fahriye evcen'in türkü söylediği sahneler vardı ve inanamadım, gerçekten dokunaklıydı! "bu kızın da iyi yaptığı bir şey varmış demek ki" dedim:)

bir de filmin esinlendiği/ uyarlandığı (ben bu noktaya çok takılmıyorum. sinema tarihinin olağan işleri bunlar. herkes- yapımcı bulduğu ve yasal prosedürleri hallettiği takdirde- beğendiği bir filmi yeniden çekmekte özgür bence) "a moment to remember" oldukça iyi bir filmmiş! bilginize;)


Cuma, Kasım 02, 2012

takıntılı annenin takıntılı kızı;)

biz çocukken, annem çok kurallı, titiz bir kadındı. dağınıklıktan nefret eder, tüm evi sık sık yıkayıp paklar, yardım etmeyince ablamla beni azarlardı. hiçbir şeyin yerinin değişmesine tahammül edemezdi. 


ben yıllarca, annem dokunmasın, kendince düzen kurmasın diye, kendi eşyalarımı ona fırsat vermeden düzenleme peşinde koştum. örneğin giysiler konusunda hızlı olmalıydım, çünkü ben kendime göre yerleştirmezsem, o ilk fırsatta kendince yerleştirirdi ve ben de eşyalarımı arar dururdum, sonra tartışırdık vs.
özellikle de misafirler konusunda çok takıktı. yemeyen uyuz bir çocuk olduğumdan, normalde bir şeyler yiyeyim diye çırpınan kadın, misafirler için hazırladığı ikramlara, onlar gidene kadar dokundurtmazdı mesela.. evin düzeni kaçacak diye arkadaşlarımın gece kalması çok takdir ettiği bir şey değildi örneğin..

işte böyle böyle derken, ben, düzen konusunda hassas ve kontrolcü, kuralcı bir insan oldum.

sonra, babam vefat etti. annem pek düzenli yemek yapmaz oldu, temizliğe hayatında verdiği yer de yavaş yavaş azaldı. 
sonra ben yanından ayrılıp buraya geldim, ablam evlendi aynı dönemde. o yalnız kaldı, iyice sosyal bir insan oldu, dışarıda yiyen, arkadaşlarını eve yatıya davet eden, evin düzenini pek umursamayan bir kadına dönüştü..

bense, düzen konusunda hassaslıktan yavaştan obsessifliğe kayan bir insana dönüştüm farkına varmadan.. 

şimdi bende kalıyor mesela. rolleri değiştik, çok komik:
çıktığı her odadan sonra, çaktırmadan peşinden gidip kontrol ediyorum, düzenli bırakmış mı bırakmamış mı diye:)
o da farkında durumumun, "beni sen böyle yaptın" diyorum, "doğru yolu bulmak için benim gibi 50'ye kadar beklemene gerek yok, boş şeyler için kendini yorma" diyor o da.
haklı, haklı elbette, ama, kolay değil değişmek, bilirsiniz..