Pazar, Haziran 30, 2013

#direnayol

bugün de lgbt bireylerin hakları için meydanlardaydık!


anne ile direnmenin keyfi bambaşkaydı ;)




tüm bireylerin özgürce ve kendilerinin dilediği biçimde yaşayabildiği, kimsenin aşağılanmadığı, ayrımcılığa uğramadığı bir ülke istedik!


Perşembe, Haziran 27, 2013

kelimeler kifayetsiz...



ne desem yetersiz...
ne desem anlamı yok...
kimi yaşıtım, kimi kardeşim...
keşke görecek güzel günleriniz olsaydı...

Pazartesi, Haziran 17, 2013

gezim çocuk atölyesi...


direnülkem

20 gündür bir başka şey düşünemiyorum, yaşayamıyorum ve yazamıyorum...
son günlerdeki hislerimi tarif etmem ise zor...
ilk başta nasıl barışçıl ve umut vericiydi, ama her şey bir krize dönüştürüldü ve kriz iyi yönetilemedi...
maalesef şu an ülke bölünmüş durumda ve güvenlik tehditleri ile karşı karşıyayız...
çevreci olmayabilirsiniz, ağaçlar sizi ilgilendirmeyebilir, akp'li olabilirsiniz, başbakanı çok seviyor olabilirsiniz; tamam, evet, olabilir... ama, bunca şiddete karşı hala tepki göstermemek nasıl mümkün olabiliyor anlayamıyorum...
beni bu olayda en çok üzen şey; güvenliğimizi sağlamaya hizmet etmesi gerekirken akıl sağlıklarını yitirdiklerini düşündüğüm polisler (farz-ı misal tek bir adamı 6 kişi birden yerlerde tekmeliyenler) ve direnişçilere üzülmeyen, hatta dilim varmıyor ama "beter olsunlar" diye düşünen insanlar... siyasetçileri bir yere kadar önemsemeyebilirim (affedersiniz ama siyaset kalın bir surat ve olayları çarpıtma gerektirebilir çoğu zaman) belki ama sivil halkın bu derece duyarsız kalabilmesi karşısında gerçekten hayal kırıklığına uğradım..
sonra dün akp mitingi öncesi halka uzatılan mikrofon görüntülerini izledim. ve biraz anladım o duyarsız görünen halkı da.. twitter ya da alternatif bilgi alma kaynaklarını kullanamayan sadece ana akım ya da yandaş medyada verileni almaya mahkum olan halkı... başbakan misali "cehape de cehape, kılıçdaroğlu da kılıçdaroğlu"... ya ne alakası var arkadaşım, allahınızı severseniz?
bugün evimin dibindeki parkta, küçük çocuk annesine ülkedeki olayları soruyor ve anne şöyle açıklıyor mesela:
"biz allah'a inanıyoruz ya, onlar atatürk'e tapıyor, o nedenle de başbakanı istemiyorlar"
o tatlı çocuk da:
"allah akıl fikir versin onlara"
anne:
"hahaha"
içim nasıl acıdı anlatamam... "yemin ederim, hiç tanıyamamışsınız, hiç anlayamamışsınız" dedim içimden.. yıllardır aynı terhane, ne alıp veremediğiniz var atatürk'le... 
kaldı ki, nasıl dini inancımıza yönelik bir önyargıda bulunulabiliyor, ne zaman allah'a değil de atatürk'e inandığını söyledi akp'ye oy vermeyenler? allah'ın, müslümanlığın tapusunu size kim verdi ayrıca, belki ben daha iyi müslümanım, bunun takdirini kim verebilir allah'tan başka?"
yanlış anlaşılmak istemiyorum. zamanında aysun kayacı'ya ("dağdaki çobanın oyu ile benimki bir mi") ya da mine kırıkkanat'a ("beyaz atletliler..") çok öfkelenmiştim mesela. söylemek istediğim öyle bir şey değil yani..
sadece demek istiyorum ki, akp seçmeninin çok büyük bir kısmını eğitim ve gelir seviyesi düşük (ki toplumun çoğunluğu bu) kesim oluşturuyor. (hep hükümet yanında durması gereken kodamanları da biliyoruz tabi)
ve maalesef bu kesimin güvenebileceği bir başka alternatif de yok! o nedenle kişi başına düşen milli gelirden kendine yoksulluk sınırının fersahlarca altında bir miktar düşmesine rağmen alkışlıyor hükümeti... temelde eşitliği savunması beklenen sosyal demokratlar elitist görünümleriyle halka uzak geliyorlar... sağlam bir muhalefet yok yani. kendi adıma da belirtmem gerekirse bugün seçim olsa oyumu içim rahat bir biçimde teslim edebileceğim hiçbir siyasal oluşum yok...

velhasıl, sürekli yazılıyor, çiziliyor. "y kuşağı" deniyor, "hızlı değişim" deniyor... sanırım gerçekten de öyle... hala eski kafalarla ülke yönetimi de bizi gerçekten tatmin etmiyor. 
dileğim bir dahaki seçimlere, yurdun çoğunluğunu oluşturan gençleri temsil edebilecek dinamik, çağdaş, sakin, bütünleştiren ve adil bir siyasi partinin kurulması ve artık bir şeylerin değişmesi...

Çarşamba, Haziran 12, 2013

uykusuz #direngezi özel sayısı'ndan

kesinlikle arşivlik sayı; bu günleri yaşayan her evde bulunmalı!
yarın yeni sayı çıkmadan, bu özel sayıdan bazı cümleleri blogumda kalıcı hale getirmek istedim. 
ben kin tutamam, unutuveririm yapılanları zira... ama hatırlamaya ihtiyacım var bu sefer... unutmamalıyım...

erman çağlar'dan:
"bir hafta önce bana birisi 'sütü sıvı talcidle karıştırıyorum, onu da bir sprey şişesine dolduruyorum' deseydi neden öyle manyakça bir şey yapıyorsun diye sorardım. şimdi biliyorum. gazı yediğin anda gözlerinden kıvılcımlar çıkıyor, nefes aldığında kafamı s.keyim neden nefes alıyorum dedirten bir yanma geliyor geniz kısmına. sıvı talcid (rennie de olur) süt karışımını gözlere ve ağzına sıkıyorsun, iyi geliyor. (...) sahi bunları nereden biliyorum ben? sırasıyla başbakana, istanbul emniyet müdürüne, istanbul valisine, istanbul belediye başkanına ve emeği geçen binlerce polise sormak isterim: ben talcid- süt karışımının biber gazına iyi geldiğini neden biliyorum? ben biber gazının tadını neden biliyorum?
(...)
bu insanlar suratına bir metreden biber gazı sıkılan bir kız için üzülmüyor. insani reflekstir, biri pis düşünce acısını kendinde hissedersin. insanlıkla ilgili en temel şeylerden biridir. anladım ki bu insanlar onu hissetmiyor. benim aklım ona yetmedi. mutsuzluğumun da öfkemin de sebebi budur."

yılmaz aslantürk'ten:
"sevilmeyen, sevişemeyen adam mutsuzdur, huzursuzdur, sinirlidir. ve bunlar tarafından yönetildik hep. onlar da yetmiş yaşından sonra parayı bulmuş ihtiyarlar gibi üstü açık arabayla hava atıp üzerimize sürdüler, korkutmaya çalıştılar. araba onlarınsa, yollar bizimdi, bunu unuttular."

barış uygur'dan:
"muhakkak ama muhakkak, tüm devlet memurları gibi hak ettiğinden çok az para alan ve günlerce uyumadan çalıştırılan polislerin onların haklarını amirlerine karşı koruyacak bir sendikaya ihtiyacı olduğunu öğrendik.
ve abdullah cömert. hiç merak etme, seni hiç unutmayacağız."

alpay erdem'den:
"bir kere sosyal medyayı kullanmayan insanların gezi parkı'nda hatta ülkede neler olduğundan uzunca bir süre haberi olmadı. medya ölümüne sustu. ölümüne ama. yani böyle bir susma yoktur."

vedat özdemiroğlu'ndan:
"ne ayıp şey 'yüzde elliyi evde zor tutuyorum' demek. güvenliğimizden sorumlu adam, hepimizi tehdit ediyor. hem de ne için, taksim'in göbeğindeki halkın yeşil alanını yerli- yabancı zenginlere sunabilmek için.
(...)
çapulcu olmaktan kıvanç duyuyorum. birilerine yağcılık, yancılık yapmaktansa, insanların artı değerini servete çeviren sermaye canlısı olmaktansa, komisyonculuk yapmaktansa, kitleleri mahveden kapitalist çarkın parçası, vidası olmaktansa, vahşi talancı neo girişimci kimlikleri taşımaktansa, faiz kovalamaktansa, çapulcu olmak bin kere evladır. yok malımız mülkümüz, çapulcuyuz, ezelden tahtacıyız, milyonların milyonda biriyiz, bize yeter. insanız, mahlukların güzeliyiz, yeter."

bir insanın hayatından daha kıymetli ne olabilir?

tarih yazılıyor 2 haftadır... 
tarih yazıyor yaşananları... 
"demokratikleşememe" sürecimize bir katliam,  insanı insan olmaktan utandıran bir acı daha ekleniyor...
toplumsal hafıza unutmayacak bu yaşadıklarımızı, hepimizi etkileyecek... 
bizden sonrakileri de...

şiddet durmuyor; durdurulmuyor...
lütfen söyler misiniz:
"bir insanın hayatından daha kıymetli ne olabilir?"
ve
"şu an bu yaşananları daha fazla kimseye zarar gelmeden durdurma gücünüz ve yetkiniz olsaydı durdurmaz mıydınız?"
bu soruların yanıtları çok basit gerçekler değil mi peki? nasıl oluyor da durdurulmuyor hala, nasıl oluyor da seyirci kalınıyor?


olaylara mesafeli bir duruş sergileyen halka gelince; lütfen bana biri neden desteklemediğine dair mantıklı bir açıklama yapsın! çünkü ben gerçekten anlayamıyorum; nasıl olur da böyle bir şiddete sessiz kalınır? 



ama n'olur şunu demeyin mesela bana:
"ama onlar da esnafa zarar verdi, camları kırdı."
olayların nasıl başladığına ve nasıl geliştiğine bakın bunu demeden önce...
kaldı ki, direnişe destek veren kimse yoktur ki şiddeti onaylasın... 
bizlerin de savunduğu şiddet falan değil yani. 
ben de istemezdim hiçbir şeye zarar gelmesini... 
ve fakat ben her şeyden önce- tüm maddi hasarlardan önce- isterdim ki "tek bir vatandaşımız, sokak hayvanımız, ağacımız zarar görmesin!"


son olarak, bir de direnişi destekleyip de "türkiyenin imajı sarsıldı"cılar, "dünyaya rezil olduk"çular var...
halk bu kadar acı yaşarken, bu kadar aşağılanma, değer görmeme yaşarken dışarıdan nasıl göründüğümüze odaklanmak benim yapabileceğim bir şey değil...

bitirirken dante- ilahi komedya'dan bir alıntı yaraşır diye düşündüm:
"cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır."

Cuma, Haziran 07, 2013

Perşembe, Haziran 06, 2013

çapulcu musun vay vay/ eylemci misin vay vay


her durumda mizah yaratabilen yaratıcı gençlerimiz öyle umut verici ki!
iyi ki varlar.

"nasıl baş edeceklerini bilmedikleri tek şey şiddet dışı eylemler ve mizahtır"
john lennon

Çarşamba, Haziran 05, 2013

TÜRK PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK DERNEĞİ GEZİ PARKI DİRENİŞİ HAKKINDA BİLDİRİ

HEPİMİZ DAHA FAZLA SORUMLULUK ALMALIYIZ
Kamuoyuna,

Hükümetin Taksim Gezi Parkı’na yönelik kararı sonucunda 27 Mayıs 2013 tarihinden itibaren yaşanan sürecin hepimiz tanığı durumundayız. Kent merkezlerindeki ortak yaşam alanlarının




Toplumda farklı gruplar arasında tarafgirlik pozisyonuna girmek iktidarların asla başvurmaması gereken bir durumdur. Farklı düşünme ve ifade özgürlüğü, demokrasinin ve anayasamızın vazgeçilmez, temel unsurlarındandır. Demokrasilerde devlet görevlileri sosyal kimliği ve siyasal görüşü ne olursa olsun tüm vatandaşlarını kontrol etmeye ve yola getirmeye değil, dinlemeye çalışmalıdır. Empatik bir anlayışla tarafları dinlemeden hareket etmek sadece toplumsal travmalara hizmet etmekten öteye bir katkı getirmediği gerek insanlık tarihinde, gerekse ülkemiz tarihinde birçok acı örnekle görülmüştür.

Göstericilere: haklılığınızı meşru zemin dışına çıkmadan gösterilmesi olgunluğunu her zaman sürdürmelisiniz.


Güvenlik görevlilerine: bir meslek insanı olduğunuzu asla unutmadan, toplumda daha da derin yaralar açacak, acıların yaşanmasına zemin hazırlayacak orantısız güç kullanımından kaçınılmalı, insanlık için atom bombasından sonra en gayri insani bir buluş olarak kabul edilebilecek gaz bombası kullanımından vazgeçmelisiniz.


İktidara: yaşamda herkesin bir gerekçesi vardır. Gerekçeleri yok sayarsanız, yanlış analizlere ve yanlış sonuçlara ulaşırsınız. Toplum doğru okunmalı ve travmaların önüne geçilecek kararlar alınmalıdır. Başta İstanbul olmak üzere, çeşitli illerde ifade özgürlüklerini kullanmaya çalışanlara karşı gösterilen tahammülsüzlük ve polis şiddetini kınıyor, bir an evvel bu şiddetin bitmesini ve barışçıl eylem hakkını kullanırken gözaltına alınanların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

Psikolojik danışmanlara: Meslekdaşlarımız toplumsal duyarlılığını koruyarak, gelişmeleri yakından takip etmeli ve insan onurunu ve ruh sağlığını bozucu etkilere karşı toplumu ve bireyleri koruma ve bireylerin gelişimine katkı getirme konusunda üzerine düşeni yerine getirmelidir.

Dernek olarak toplumsal duyarlılığın artırılması ve bireylerin fiziksel ve psikolojik sağlıklarının ve iyilik hallerinin korunması adına üzerimize düşeni yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
 
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği
Yönetim Kurulu
 

diren gezi parkı 2


Cumartesi, Haziran 01, 2013

taksim gezi parkı- türk psikologlar derneği bildirisi

Gelişmeleri Üzülerek ve Endişeyle İzliyor, Kınıyoruz!


Kamuoyunun dikkatine;

İnsana mutluluk ve ilham veren doğa manzaraları, kent ortamının stresini azaltmaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalara göre doğanın insanlara ev ve iş ortamından uzaklaşma imkanı tanıma, yalnız kalma ihtiyacını karşılama, sessizlik ve sakinlik hissi verme gibi birçok duygusal katkısı bulunmaktadır. Aynı şekilde diğer insanlarla daha kolay tanışma ve ilişki kurma, toplum ruhu ve yerel doğal alanlar konusunda sorumluluk hissi geliştirme, sosyal sınıflar arasındaki sınırları kaldırarak kaynaşmayı destekleme gibi sosyal anlamda da insana birçok faydası söz konusudur. Yine yapılan bilimsel araştırmalar, doğa ile iç içe bulunmak kadar parktaki ağaçları, çiçekleri, yeşili seyretmenin hatta bu tür alanların yakında bulunduğunu ve istendiğinde kullanılabileceğini bilmenin bile psikolojik anlamda insanlar üzerinde olumlu etkileri bulunduğunu göstermektedir. Kent fiziksel, sosyal, kültürel, tarihsel bağlamda parklarıyla bir bütündür. Dolayısıyla kentin sahip olduğu özellik ve işlevleriyle kullanıcıların isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde korunarak düzenlenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir.


Kentler fiziksel, sosyal, kültürel, tarihsel bağlamda parklarıyla, binalarıyla birer bütündür. Dolayısıyla kentlerin; sahip oldukları özellik ve işlevleriyle kullanıcıların isteklerini ve ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde korunarak düzenlenmeleri ve geliştirilmeleri gerekmektedir. Kapitalizmin simgesi Amerika’da, emlak rantı oldukça yüksek olmasına rağmen Manhattan’ın göbeğinde bulunan ve dokunulmadığı gibi korunan Central Park ile İngiltere’de, Londra’nın en kıymetli arazisi olan Hyde Park işte tam da bu nedenlerle vatandaşlarının ve devletlerinin güvencesi altındadır.

Bu anlamda Taksim Gezi Parkı’na sahip çıkan kent halkını sonuna kadar desteklediğimize dair düşüncemizi dün sosyal medyada paylaştık. Ancak bu sabah, aynı dün sabah olduğu gibi, yaklaşık 100 yıllık ağaçların sökülmesini önlemek ve doğayı korumak için nöbet tutan grubu, bu uğurda çırpınan yürekleri dağıtmak adına halkın sağlığı kadar doğayı koruma ile de yükümlü olan güvenlik kuvvetleri tarafından yapılan şiddet içerikli müdahaleleri üzüntü ve endişeyle izledik.

Daha önce farklı durumlarda da belirttiğimiz gibi; kitlelere veya gruplara karşı devlet eliyle girişilen müdahaleler,  bireyler üzerinde fiziksel olduğu kadar psikolojik problemlerin yaşanmasını da tetikleyebilmektedir. Bu tür deneyimler müdahaleye maruz kalan bireyler, onların yakınları ve medya aracılığıyla bu tür görüntülere defalarca şahit olan toplum üzerinde üzüntü, korku, öfke, şiddet, güvensizlik ve çaresizlik gibi birçok olumsuz duyguyu harekete geçirerek toplumsal vicdan ve adalet duygusunda onulmaz yaralar açılmasına neden olabilmektedir.

Türk Psikologlar Derneği olarak Taksim Gezi Parkı’na ve içindeki ağaçlara sahip çıkan kent halkını tamamen haklı bulduğumuzu ve sonuna kadar savunacağımızı ayrıca temel insan hakları olan ifade, örgütlenme ve gösteri haklarının bastırılarak engellenmesini onaylamadığımızı ve asla onaylamayacağımızı bildiririz.