Salı, Temmuz 16, 2013

demokratikleştiremediklerimizden misiniz...

fanatizm hiçbir zaman çok anlayabildiğim bir mevzu olmamıştır. bir psikolojik danışman olarak baktığımda da çok "sağlıklı" bulduğum bir tavır değil esasen... 
şimdi düşününce benim gözümü kırpmadan savunabileceğim tek şey, insani hak ve özgürlükler olabilir sanırım.
ve ülkemizi 1,5 aydır saran gezi direnişini de bu nedenle savunuyorum.
açıkçası, kimseyi aşağılamak ve incitmek istemem ama, içinde insani değerler barındırıp da savunmayanları da anlayamıyorum... 5 can, kör olan onlarca genç, binlerce yaralı... nasıl sessiz kalınabilir?
oyunu verdiğin partiyi/ kimseyi ne kadar fanatikçe desteklesen de yanlış uygulamaları varsa susmamak, tepki vermek gerekmez mi? dünya üzerinde bir şey nasıl %100 doğru olabilir hem?


ayrıca -artık süreci, nasıl başladığını nasıl geliştiğini anlatmaya gerek yok- en azından başlangıç itibariyle, akp/hükümet karşıtı falan da değildi bu mesele. 
gel gör ki olaylar öyle kontrolden çıktı, hükümet -ve bence muhalefet de- öyle yönetemedi, vatandaşa öyle bir devlet şiddeti uygulandı ki, olay bu şiddeti uygulayan ya da uygulanmasına göz yuman tüm taraflara da karşı bir eyleme dönüştü.
ancak olay asla "darbe" değildi inanın! aklıselim hiç kimse (ki gezi eylemini destekleyenlerin eğitim kültür seviyesi belli) darbeyi desteklemiyor zaten. 
bir de, bana kalırsa "28 şubat mağdurlarının darbe korkusu=ulusalcıların laiklik elden gidiyor korkusu". ikisi de fazlasıyla kullanıldı, eskidi ve gerçekten artık sıktı...
kimsenin amacı hükümeti düşürmek de değil, bunun ülkeye yararı olmayacağının da bilincindeyiz, kaldı ki yerine geçebilecek adamakıllı bir gücün olmadığının da farkındayız... ve başbakanın sürekli dediği gibi "sandıkla gelen sandıkla gidecek" elbet; ama...
bu demek olmuyor ki, sandıkla gelen sandıkla gidene kadar istediği her şeyi yapabilecek. 
demokrasilerde halkın seçimden seçime değil de, aksine, kendilerini ilgilendiren tüm süreçlerde aktif söz sahibi olmaları esastır.
ve seçilenler, kendilerine oy verenler kadar oy vermeyenlerin de haklarını, fikirlerini önemsemekle mükelleftir... oysa durum böyle mi? bu noktada geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberi paylaşmak istiyorum:
"AK Parti’nin 50 önergesi de TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş. Muhalefette rakam ne? CHP’nin 103 önergesinden 0’ı, MHP’nin 59 önergesinden 0’ı, BDP’nin 54 önergesinden 0’ı kabul görmüş. Bir-iki filan değil, sıfır ya sıfır. "


gezi direnişçilerinin en çok duydukları eleştirilerden biri de "bilmem ne bilmem ne olurken neredeydiniz, niye ses çıkarmadınız?". bu eleştiriye "ana okulundaydım" diye cuk oturan pankartlar açtı zaten gezideki güzel çocuklar da, ben de kendi adıma şöyle söyleyeyim:
akp iktidar olduğunda 14 yaşındaydım ben, liseye henüz başlamıştım. bu nedenle önceki hükümetleri akp kadar tanımıyorum. elbette biliyorum biraz, okuyorum zira, annemlerden çevremden duyuyorum; ama, ben bizatihi, belli bir düşünebilme düzeyine ulaştım ulaşalı bu hükümetle yaşıyorum. dolayısıyla bunları değerlendiriyorum, eleştiriyorum... 

en çok bildiğim, bizzat içinde olduğum "milli eğitim"i eleştiriyorum mesela. çok değil bir yıl önce paldur küldür, hiç hazırlık yapmadan, pilot uygulama dahi yapmadan getirilen 4+4+4 sistemini eleştiriyorum mesela. ki özet sayılabilecek bilançosu için buraya bakabilirsiniz... 
o kadar akademisyenin, uzmanın hiçe sayılmasını, muktedirlerin her şey gibi gelişim psikolojisini de en iyi kendileri bilebilirlermiş gibi davranmalarını eleştiriyorum...

sonra, yok efendim, ekonomik büyüme! hadi yaa?!
kim kalkındı söyler misiniz? işsizler mi, işçi mi, çiftçi mi, köylü mü, memur mu, esnaf mı...
ve son söz: üretim yapmadan, onu bunu satarak ödenen borçların, geçici ve sözde ekonomik yükselmelerin acısını bizler değilse de, çocuklarımız, torunlarımız görecek... 
maalesef...

19 yorum:

  1. Aklı başında her insan aslında söylediklerini düşünüyor, değerlendiriyor. Bu insanlar da kendi kişisel gelişimini sağlayan, sistemden bağımsız okuyan, hareket edebilen kişiler. Fakat toplumumuzun çoğu eleştirel düşünmeyi körelten bu sistem içinde yetişti yıllarca. Bütün manevi değerleri kullanılıp yönlendirilerek bu zamana gelindi. (Bkz. din, laiklik, atatürk) Bu manevi değerlere körü körüne bağlı olan kesimler bir diğerini asla kabul etmiyor, kendini, savunduğu şeyi asla sorgulamıyor. Hayata at gözlükleriyle bakmak deyiminin canlı örnekleri oluveriyorlar. Şu an bu gezi parkı olaylarına destek vermeyen kesimin düşünme tembeli olduklarını düşünmeme sebep olan bu kesimin, sosyal medyada her şeyi kendi çıkarlarına uygun gösteren sayfaları takip edip doğruluğunu sorgulamamalarından ileri geldiğini düşünüyorum... Umarım gerçek anlamda demokratikleşmeye bir yerlerden başlayabiliriz artık. Eğitim sistemimiz hâlâ umutsuz görünüyor bana ama karamsar olmanın da bir faydası yok...

    Eline sağlık bu güzel yazı için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili kusyuvam,
      teşekkür ederim.
      senin tespitlerin de bir o kadar güzel ve doğru...

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. sevgili mine,
      ahh ki ne ahh hem de...
      giden gitti, kaç evde yangınlar var şimdi...

      Sil
  3. Çok uzak değil, yakında seni ciddi bir gazete veya dergide yazılar kaleme alırken görürsem hiç şaşırmayacağım! :))

    Bir uyarı; Gençliğini yaşamadan ciddi meselelere derin dalma! Senin gibi gençler sayesinde "gençliğimizin" hiç te boş olmadığını görmekten mutlu oluyorum, ama kendi gençliğimi düşününce neden hep yalnız hissettiğimi de biliyorum :)

    Daha fazla gecikmeden bir hafta sonu ekinde falan yazmaya başlamalısın bence, ama omuzlarına fazla yük yüklemeden! :)Gençlerin değerlendirmeleri ile ilgilenen gazete ve dergiler mutlaka vardır!

    Sn Cumhurbaşkanımıza http://cbsorun.tccb.gov.tr/sorular uygulaması sayesinde gönderdiğim 3 soru oldu; 4+4+4 uygulamasına neden bu kadar hazırlıksız geçilmesine onay verdiniz? - Çamlıca Tepesine Dünya'nın en yüksek minareli camisini yaparak ne elde edeceğiz? - Suriye'deki sorunları aşmak için silahlı mücadeleyi destekleyen hükümeti başkomutan olarak neden uyarmadınız?

    4+4+4 ile ilgili sorum yayınlandı, 5000 den az fazla oy biriktirebildim ancak. Sonuçta yeterli oy alamadığım için sn Cumhurbaşkanı ile tanışıp hissettiklerimi ve öngörülerimi sıradan bir vatandaş olarak doğrudan aktaramadım. Ancak #gezi olayları da dahil son dönemdeki gelişmelere bakınca, sorduğum 3 sorunun da ne kadar isabetli olduğunu daha iyi görebiliyorum! Gelişmeler ortaya çıktıkça, yapılan hatalardan dönebilmek için zaman daha da geç oluyor! Hükümet veya başkaları, ama birileri artık siyasetin sadece aynı takımı tutanların çıkarlarını gözeterek yapılamayacağını görmeli! Siz gençlerin buna katkısı olacak!

    Kalemine sağlık! Gerçekten güzel, yeni nesilleri ve onların geleceğini düşünenler için anlamlı ve öğretici bir yazı olmuş!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili cengiz,
      teşekkür ederim.
      ben sadece naçizane görüşlerimi, düşüncelerimi, yaşadıklarımı yazıya dökmeye çalışıyorum...
      bu arada, yaşını merak ettim;)
      soruların bence de oldukça isabetliymiş...

      Sil
    2. Yaş dediğin ne ki, bu gün 25 yarın 35 :)

      Şimdi dikkatimi çekti, DİLVİN benden de doluymuş :) Her ikinizin de yazdıklarını okuyacağım, ama şimdi vaktim yok. Anladığım kadarı ile DİLVİN #gezi ile alakası olmayanların eylemlerinden rahatsız olmuş ve olanlardan dolayı gezicileri de suçlamış. Belki tam öyle değildir ama kabaca şöyle bir göz attığımda öyle anladım.

      Para parayı çeker misali,"dolu" insanların birbirini bulması güzel! DİLVİN in de seni takip ediyor olması hoşuma gitti. 20 yaşında olduğunu yazmış ama o kadar dolu bir 20 yaş! Onun da sayfasına bir göz atmak lazım ama şimdi değil!

      Güzel düşünen ve kendisini ifade etmekte başarılı olan insanlara çok ihtiyacımız var! Anladığım kadarı ile DİLVİN de onlardan biri.

      Gezi olaylarının başlangıcını takip edemediği için olayı iktidar partisine karşı planlı bir eylem olarak yorumlamış sanırım. Öyle olmadığını, tam tersine gezi nin başladığı gün orada toplanan gençlerin de kendisi gibi düşündüğünü bilmesi gerek! Bir Askeri kışla için ağaçların ve Taksim'in dokusunun feda edilmek istendiğini de düşünmeli!

      Düşüncesini özgürce paylaşabilen herkese ihtiyacımız var! İyiki varsınız!

      Sil
    3. sevgili cengiz,
      öyle.. geliyor geçiyor zaman/ dönüyor durmuyor dünya ;)

      güzel özetlemişsin:
      "Güzel düşünen ve kendisini ifade etmekte başarılı olan insanlara çok ihtiyacımız var! Anladığım kadarı ile DİLVİN de onlardan biri. "
      "Düşüncesini özgürce paylaşabilen herkese ihtiyacımız var! İyiki varsınız!"

      sen de iyi ki varsın!

      Sil
    4. Doğru düşünmüşüm, Temmuz da olmalıydı o yazı dedim ve aradığım yazıyı hemen buldum :) Sanırım Dilvin'in Temmmuz 2013 te benden sonra yazdığı yorumların tamamını okumam gerekecek. Şimdi farkettim, baya uzun yorumlar eklemiş bu yazıya :))

      Dilvin'in yorumlarını okuyup daha sonra da 17 aralık süreci sonrasında gelişen olayları, bir zamanlar "beraber yürünenlerin" nasıl birden haşhaşi oluverdiğini sormak istiyorum kendisine! Ama önce bir okuyayım bakayım ne demiş o zamanlarda!

      Tekrar sağlıcakla, selamlar :)

      Sil
  4. bu tespitlerin farkında olan azımsanmayacak bir kitle olduğunu düşünüyorum.

    öyleyse niye değişmiyor ki birşeyler?

    eksik olan ne?



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili zeze,
      keşke değişse bir şeyler...
      öyle özlemini çekiyorum ki, her kesimden ve görüşten insanın insanca ve eşit yaşayacağı günlerin...

      Sil
  5. Sevgili Ezgi,
    Yazılarını denk geldikçe okuyan bir insan olarak, yazmak istediklerim var. Ne yazık ki oldukça tek taraflı bir bakış açısıyla yazmışsın. Burada amacım seni suçlamak değil, yalnızca farklı bir bakış açısını, bakış açımı göstermek.
    "açıkçası, kimseyi aşağılamak ve incitmek istemem ama, içinde insani değerler barındırıp da savunmayanları da anlayamıyorum..."
    anlayabilmen için bizi, bizim gibi düşünüp eyleme destek vermeyenleri. Çünkü bugüne kadar yazılarından edindiğim fikirle anlayabilecek, evet kardeşim ben burayı es geçmişim şurada haklısın diyebilecek birisi olduğunu düşündüğüm için yazıyorum. Yoksa hiç nefesimi tüketmem misali parmakları yormazdım inan.

    “bir de, bana kalırsa "28 şubat mağdurlarının darbe korkusu=ulusalcıların laiklik elden gidiyor korkusu". ikisi de fazlasıyla kullanıldı, eskidi ve gerçekten artık sıktı...”

    Öncelikle bu ikisini aynı kefeye koymak hangi taraftan olursa olsun, olaylara tek taraflı bakmayan birisinin yapmaması gereken bir şey. Ben çok değil üç sene öncesi yaşıtlarımın hislerinden, kaygılarından çok daha farklı bir boyutta acaba üniversite sınavına perukla girebilir miyim diye düşünürken, kaygılanırken, üniversite ve bölüm tercihlerini başörtülü olarak hangi bölümde, hangi üniversitede “daha az” sıkıntı yaşarım diye yapmışken ve hala ve hala ve hala çalışma konusunda başörtü sorunu yaşıyorsam, acaba başörtülü çalışabilir miyim? acaba yüksek lisans mülakatında başörtülü olduğum için olumsuz ve/veya haksız bir muamele görür müyüm? acaba kabul edilsem bile yüksek lisansta başörtüsü sorunu yaşar mıyım diye düşünüyorsam, düşünmek zorunda kalıyorsam, düşünmek zorunda bırakılıyorsam 28 şubat çok da geride kalmış değil demektir. Hatta 28 şubat bitmiş değildir demektir. Benim annem 28 Şubat döneminde istifa etmek zorunda kalmışken, annem başörtülü olduğu için babam işyerinde sıkıntı yaşamasın diye birlikte gezememişken birileri görmesin annemi babamın yanında başörtülü diye -çok garip ama öyle- ve bunların olumsuz etkilerini-psikolojik danışman olarak bu duyguları özellikle daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum- hala ilişkilerinde, günlük hayatımızda hissederken ve binlerce insan irtica denilerek haksız yere, aslında sadece dindar insanlar oldukları için, sadece bir şeylere inandıkları ve yaşamaya çalıştıkları için, sadece böyle inanırken böyle yaşamamak onlara yanlış geldiği için, sadece namaz kıldıkları için haksız yere işlerinden atılmışken, fişlenmişken ve bunun sonuçlarını maddi ve manevi anlamda hala taşıyorken 28 şubat mağdurlarının darbe korkusunu çok görmemek lazım.

    Bu ülkeye-türkiye cumhuriyeti- şeriat hiçbir zaman gelmedi, gelemez de. Sağ "çoğunluğun" dahi çoğunluğu şeriat düzenini-bunun da milletçe ne olduğunu bilmiyoruz ya, beynimize yerleştirdikleri önyargılarımızla ve bazı ülkelerde gördüğümüz yanlış sözde şeriat uygulamalarıyla değerlendiriyoruz ya neyse bu başka bir yazının konusu- benimseyecek bir yaşam stiline sahip değil zaten. Kendi milletinin eğilimlerine dair bu kadar basit bir sosyolojik gözlemi yapamayıp, böyle bir korku içine girmeyi mantıklı ve anlamlı bulmuyorum ama duygusal buluyorum ve dolayısıyla o insanları da anlayabiliyorum ve hükümetin onların korkularını alevlendirecek davranışlardan, söylemlerden kaçınması gerektiğini düşünüyorum. 28 şubat korkusuyla karşılaştırmaya gelirsek, hiç olmamış ve olmayacağı gün gibi ortada bir şeyden korkmakla, bugün hala etkileri özellikle biz kadınları derinden etkileyen bir durumdan korkmak asla ve asla bir keseye konulamaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O gün yazdıklarınız dikkatimi çekmişti, şimdi daha da önemli olmaya başladı benim için :)

      O yüzden Ezgi'nin sayfasına girip bu gün olan bitenlerin ışığında ( 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk iddiaları ve "beraber yürünenlerin" birden haşhaşi olması sürecinde) benden sonra neler yazdığınıza bakmak istedim.

      Cesaretiniz ve kendinizi ifade etmekteki özgüveniniz Ezgi'nin yazısına eklediğiniz yorumların tamamını okuma isteğimi daha da artırdı :)

      Okuyorum şimdi hepsini :)

      Sil
  6. Ben gezi olaylarının başladığı günlerde şehir dışında yoğun bir programın içinde olduğum için takip edemedim. Hatta ilk tencere tava gecesi -ki benim o gün bulunduğum semtte gece 2'de başlayıp 3lere kadar sürdü- öğrendim protestoların sebebini. Ve o an içimden düşündüğüm "tabi ki kesilmesin ağaçlar"dı. Her ne kadar fiziksel olarak eylemlerde bulunarak desteklememiş olsam da düşünsel olarak gezi yanlısıydım diyebilirim. Çok değil 2 haziran'da evime döndüğümde kendi semtimde-ki kültür seviyesi yüksek-bunu söylememin sebebi insanların farklı görüşteki insanlara daha saygılı-tabi bizim ülkemizde ne yazık ki ne kadar saygılı olunabiliyorsa- olduğunu ifade etmekti.- ve muhafazakar insanların yoğunlukta olduğu bir semtte oturuyorum- marketten dönerken, başörtülü olduğum için laf yedim ki eylem yapan bir grup, kalabalık falan yoktu ortada. O zaman düşündüm ki haaa mesele başkaymış. İşte o zaman yirmi yaşında bir insan olarak korktum ve hiçbir zaman kendimi bu ülkeye ait hissedemeyeceğimi bir kez daha anladım.

    Vatandaşa şiddet uygulanması konusunda da bir şeyler söylemek istiyorum. Orantısız şiddetin kullanıldığı yerler ve zamanlar olduğunu ama tamamen de polise suç atmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Eylem yapmak, protestolar düzenlemek demokratik bir haktır ama uygulanması “kafamıza göre” olamaz. Ben 20-30 arkadaşımı topluyum Eskişehir yolunu kapatayım, bir başkası 20-30 kişiyle Konya yolunu kapatsın, eylem yapıyorum diye. Nolacak o trafiğin kilit durumu, işlerine, okullarına, hastanelere giden, bir şekilde dışarıda bulunmak zorunda olan insanların hali? Dünya bizim çevremizde dönmüyor, eylem yaparak bir hak kullanılırken başka insanların hakları ihlal edilemez. Bu sebeple böyle başkalarının haklarına zarar verecek eylemlere polis müdahalesinin –tabi ki belirli çerçevede- gerekli olabileceğini düşünüyorum. Ki artık olayı polisle fiziki bir savaşa götürenler de oldu. Ayrıca başbakanın yerlerde sürüklenen başörtülü kadın örneğinin de yaşanmış olması ütopik değil. Belki abartılar olmuştur belki olmamıştır ama böyle birçok şey yaşandı. Bizzat kendi çevremde bir sebeple eylem yapılan yerlerde bulunmak zorunda kalan insanlar zor durumlar yaşadılar. Kimisinin başörtülü olduğu için arabasına kaldırıma taşları atıldı, yaralandı-arabasının fotoğrafını gördüm- kimisi hakarete uğradı. Çünkü kendilerine gezi eylemcileri diyen herkes senin gibi tüm insanlarla barış halinde yaşama derdinde değildi. Bazılarının savaşı bir zihniyetleydi, o yıllardır yok etmek için ellerinden geleni yaptıkları ama bir türlü başarılı olamadıkları için hınçla dolu oldukları bir zihniyetle, inançla, yaşam tarzıyla… Çünkü cumhuriyet döneminde göklere çıkarılan, örnek gösterilen, özendirilen “onların” yaşam tarzı artık eski “üstünlüğüne” sahip değildi. O küçümsedikleri, takunyalı dedikleri, göbeğini kaşıyan adam dedikleri, sıkma baş dedikleri dindar insanlar da artık bir yerlere gelip, başarılı olabiliyordu. Artık öyle kolayca ezilmiyorlardı. Gezi eylemcilerinin arasında samimi olarak insan hakları, çevrecilik derdinde olanlar olduğu kadar, belki daha fazla böyle insanlar da vardı. Bunu eylemlerin içinde bulunan bir insan olarak senin de gözlemlemiş olduğunu tahmin ediyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "...Ki artık olayı polisle fiziki bir savaşa götürenler de oldu. Ayrıca başbakanın yerlerde sürüklenen başörtülü kadın örneğinin de yaşanmış olması ütopik değil..."

      Sanırım yukarıdaki cümlenizde bahsettiğiniz olay artık bir düzmece olduğundan kimsenin şüphesi kalmadığı, en azından o görüntüleri izledikten sonra benim şüphemin kalmadığı şu meşhur "Kabataş Gelini" sanırım :)

      O olayın gerçekleşmesinden, yani o anlattığı travmadan 1 gün sonra Face sayfasında yazdıklarını okudunuz mu acaba? Yoksa ben bir şekilde yanılıyor olabilir miyim?! Yani siz hala üstü çıplak deri eldivenlilerin hanımefendi nin üzerine def-i hacet yaptığına inanıyor musunuz?!

      Türban lı kadınları asıl sömürenlerin kim olduğunu daha doğru analiz edebilmenizi dilerim. 28 Şubat herkesin gözü önünde oldu, biz de gördük ve anladık o dönemdeki kumpasın iç yüzünün göründüğü gübü olmadığını. Ama sorarım size şu anda hakimler, savcılar, polisler sürülmeden de kumpasa kurban gidenler haklılıklarını ispat edemezler miydi? Yoksa aylarca ıslak imza peşinde koşulurken, askerler sadece dijital kayıtlarla içeri tıkılıp, uydurma hikayeler anlatılırken olanları bu gün nasıl yorumlarsınız?!

      Genç insanları anlamak ve takip etmek, sıkıntılarını hissedebilmek benim için çok önemlidir! Bir yeğenim Türban yüzünden okulunu bırakacak iken biz itiraz ettik, kapanmanın dinin en önemli emri olmadığını anlattık. Eğer bize hakvermese idi elbette kendi tercihini yapacak ve okulu bırakacaktı. Biz de kesinlikle itiraz etmeyecektik çünkü o yaştaki bir kadının hayatı ile vereceği bu kadar önemli bir karar daha sonraki yaşamında travmalara sebep olabilirdi ama o bize itimat etti ve okulunu perukla tamamaladı. Çok komikti o uygulama zaten sizinle tamamen aynı fikirdeyim kapalı genç kadınların da açık kadınlarla aynı haklara sahip olması konusunda. Hatta daha da ileri gidip şunu söyleyebilirim; Ordu'nun muharip kısmı hariç her kademesinde dahi görev alabilirler! Neyse o mevzu biraz uzun , ona girmeyeyim ama şu nu bilin ki o yeğenim şu anda gayet başarılı bir meslek sahibi kadın oldu ve çalıştığı ortamda kapalı çalışıyor. Ayrıca oldukça iiy bir anne!

      Şimdi şu soruyu sormak isterim size; 28 Şubat dönemindeki temel uyarı neydi? "Türban siyasi bir kadrolaşmaya zemin hazırlamak için kullanılıyor, o nedenle temel insan hakkı olan bir konu kullanılarak toplum bir kamplaşmaya doğru sürüklenmektedir" değil miydi?!

      Bir bakın şu son dönemde edilen laflara; Kendisine muhalif olan herkesi Haşhaşi gibi iğrenç bir benzetme ile aşağılayan Müslüman Dindar bir siyasetçimiz var.

      Siz ya da biz, sağcı ya da solcu, bu memlekette sokaktaki sıradanm vatandaşın ne Türban ile ne de sadece Dini inançlarını özgürce yaşamak isteyenle bir sorunu olmadı. Ama şunu kabul ederim, aşka birileri de sizi, yani kapalı kadınları öcü gibi göstermeye çalışarak Cumhuriyete sahip çıktığını göstermeye çalıştı. Oysa onlar da büyük bir yanıulgı ve kasıt içinde hareket ediyordu ama bu gün olan biteni görünce şunu artık sormak zorunda kalıyorum;

      Cumhuriyet Mitinglerine katılanlar, bu gün "milli irade" mitinglerine katılıp, fotoğraf çekimi bittikten sonra dağılan parti yandaşlarından daha mı sahtekardı?!

      Sanırım sizn yazdıklarınızı da takip edeceğim. Hala aktif misiniz bilmiyorum ama takip edebileceğimi düşündüm sizi! Samimi olarak yukardaki gibi kendinizi ifade edebiliyor olmanız benim için çok önemli.

      Sil
  7. Ha hükümet bu olayı yönetemedi mi? Evet. Buna ben de katılıyorum. Zaten üsluptan rahatsız olan insanlara aynı üslupla cevap verilince işler inada bindi. Ben başbakanın daha ılımlı yaklaşıp, daha kucaklayıcı olmasının yalnızca bu olayları yatıştırmaya değil, toplumsal hafızada bulunan ve çok kolay alevlendirilen sağ-sol kavgasında da bir tür barış imzalamak olacağı görüşündeydim. Ve bu, uzun vadede sağ görüşlülerin de sol görüşlülerin de yani millet olarak “bizim” işimize gelecek bir yaklaşım olurdu, hepimizin korkularını dindirmeye yönelik olurdu. Başbakanın tavrı ise ona ve partisine ancak kısa zaman için bir başarı sağlayacaktır sağlayacaksa da. Erdoğan keşke öyle yapsaydı ama öyle yapmadı. Neden? Bunun için bir sürü teori üretmek mümkün. Ama bence bazılarının-o eğitim kültür seviyesi belli gezi eylemcilerinin- aşağıladığı gibi aptal bir insan değil Erdoğan ve gezi eylemi de eylemciler de başbakanın belki kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar çok işine geldiler. Eylemleri öyle bir seviyeye getirdi ki bazı insanlar, ak parti aylarca seçim propagandası yapsa belki bu kadar oy toplayamazdı.

    Ayrıca eklemek istediğimse insanlar sadece bir üslup rahatsızlığıyla böyle sokaklara dökülüp eylemler düzenleyebiliyorsa bu zaten demokratikleşme seviyemizde bir artış olduğunun göstergesidir. Daha önceki dönemlerde çok daha büyük olaylarda, insan haklarına tamamen aykırı uygulamalara karşı bile böyle eylemler düzenlenmedi, ”düzenlenemedi” Bu ülkede insanlar, ülkenin başbakanı için O.Ç. Tayyip diye duvar yazıları yazabiliyorlarsa, hatırlayamadığım türlü türlü ağır hakaretlerde bulunabiliyorlarsa, o ülke söyledikleri gibi tiranlık, diktatörlük sistemlerinden çok uzak bir sistemle yönetilmektedir.

    “ve seçilenler, kendilerine oy verenler kadar oy vermeyenlerin de haklarını, fikirlerini önemsemekle mükelleftir... “
    Buna katılıyorum ve yukarıda başbakanın daha ılımlı bir söylem kullandığı, “öteki”leri de dinlediği takdirde olabilecekleri yazdım zaten. Ayrıca aklıma gelmişken ak partiye oy veren insanlar başbakana katıksız, körü körüne inanıyor diye bir genelleme yapmak yanlış. Evet kazlıçeşme’de böyle insanlar vardı belki ama başbakanın üslubundan rahatsız olan, yaptığı bazı uygulamaları beğenmeyen, eleştiren ama çeşitli, başka sebeplerle ak partiye oy vermiş ve vermeye devam edecek olan insanlar da ak parti seçmen kitlesi içerisinde göz ardı edilemeyecek bir yüzdeye sahip.

    Ekonomik büyüme konusunda da işin uzmanı olmadan yorum yapmanın hani nerede ekonomik büyüme demenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ben de ekonomi’den pek anlayan bir insan değilim ama akp öncesi dönemlerle kıyaslama yaptığımda halkın refahında artış, yaşam seviyesinde yükselme olduğunu düşünüyorum. İşçi mi işsiz mi, köylü mü diye sormadan önce zaten bir köylüyü, bir işçiyi çevirip sorsanız bağnazca ideolojik bir görüşe saplanmamış ve akp karşıtlığı popülarizmine yakalanmamış, insaflı olan herhangi biri-sağ görüşlü, akp seçmeni olmasına gerek yok- bunu kolayca söylerdi. Zaten ülke seçimlerinde insanların oy verme sebeplerinin en önemlilerinden biri ideolojik görüşse, bir diğeri ve kimi zaman daha da önemlisi ülkenin ekonomik durumudur. Ak parti bugün yüzde elli oy alıyorsa, bunu makarnaya kömüre bağlayıp insanları aşağılamaktansa durup bir düşünmek gerekiyor çünkü yüzde ellinin hepsi makarnaya oyunu satabilecek kadar aç olmadığı gibi, sadece sağ parti diye ak parti’ye oy verebilecek kadar da muhafazakar değil.

    Üç sayfa yazı yazdım, başını şişirdim, kusura bakma ama içimden gelen o yazma isteğini tutamadım, birbirimizi daha iyi anlamak, anlaşmak için.

    Sevgiyle,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili dilvin,
      öncelikle bu kadar özen göstererek ve içtenlikle görüşlerini paylaştığın için teşekkür ederim. benden farklı düşünen birinin fikirlerini duymak gerçekten çok değerli benim için.
      yoğun olarak başörtüsü ile ilgili yazmışsın. bu konudan başlayayım ben de; bu konuda içim kendi adıma gerçekten rahat diyebilirim; zira yıllardır her mecrada -laikliğin de gereği olarak- herkesin inancını özgürce yaşayabilmesini savundum, savunuyorum.
      http://pinkket.blogspot.com/2012/03/halkn-iyiligi-icin-halkn-istediklerini.html
      kaldı ki feminist bir kadın olarak, aynı düşüncedeki inançtaki adamın karşılaşmadığı engellerle sırf başörtüsü nedeniyle kadının karşılaşıyor ve eğitim, çalışma, sosyalleşme haklarının elinden alınıyor oluşu takdir edersin ki, beni çok rahatsız etmektedir zaten...
      kendini yaşadığın ülkeye ait hissetmemen gerçekten çok üzücü; bunu kimseye yaşatmaması gerek hiç kimsenin...
      ancak, bu noktada yalnız olmadığını hatırlatmak isterim. başı açık kadınlar da her türlü tacize maruz kalıyorlar; hayat kadınına tecavüze indirim vardı bu ülkede, öyle düşünmek lazım!!! açık giyindiği için -çok affedersiniz- "istiyor demek ki orospu" damgası yediğim de çok oldu benim, alkol aldığım için de... oruç tutmama şaşanlar da oldu... kaldı ki sadece kadınlar da değil; muhafazakar olmayan vatandaşlar da uğruyor bu tarz tacizlere, ramazanda kamusal alanda bir şey yerken içerken küfür duymak gibi, geçen sene kütahya'da bir arkadaşım dövüldü bunun için mesela..
      ya da yine anadolu'da üniversite yurtlarında kütüğe göre öğrencileri toplayıp döven sözde "milliyetçiler" var bu ülkede...
      bunların hepsi insanlık için çok utanç verici, çok fena şeyler...
      demek istediğim, ayrımcılık herkes için ve her yerde!
      ve polis şiddetine gelince; polisten önce muktedirlerin tasarrufundaydı aslında her şey... ve çok ciddi orantısız güç uygulandı, net. oradaydım, biliyorum. her şeyi geç, gencecik insanlar öldü, bir özür dilenmedi, bir başsağlığı dilenmedi... niye, düşman mıydı onlar, ne suçları vardı? lobna'nın tek tarafı tutmuyor artık, bunu mu hak etmişti o?
      demokratikleşme seviyemizdeki artışı "dönemin ruhu"na bağlıyorum ben... zaman değişiyor, zira. yoksa başbakan çok hoşgörülü olduğundan falan değil.
      akp'ye oy veren herkes tabi ki körü körüne bağlı olamaz. dediğim gibi, alternatifsizlikten veren de çok. ama körü körüne bağlılık, ne yapsa desteklemek benim eleştirdiğim... ben kendi açımdan bakıyorum, mecliste öyle bir parti olmamakla beraber, desteklediğim bir parti başta olsaydı ve bu tarz bir ülke protestosuna "şiddete şiddetle karşılık veririz" diye baksaydı tepki verirdim... ayrıca, yazımda da dediğim gibi, sadece akp'yi de sorumlu görmüyorum;tüm meclis, bakanlar, yerel yönetimler... gücü elinde bulunduranlar, bir şey yapabilecekken yapmayan herkes ödeyecektir bunun vebalini bence...
      ekonomik büyüme konusundaysa, evet uzmanlık alanım değil ekonomi; ama okuyorum, takip ediyorum, çevremdeki uzmanlara soruyorum, dediğin gibi halktan insanlara soruyorum, ya da işsizlik rakamlarına bakıyorum...
      eğer ülke olarak da ekonomi büyüdüyse- ki bundan halka yansıyan bir şey yok, yani alım gücü yükselmedi- de bu kamu mallarını satarak oldu ve bu gerçekten çok tehlikeli bir şey...

      sonuç olarak; atlamayalım, gezi parkı=akp karşıtlığı değil; ama dediğin gibi başbakan hiç aptal olmadığından bu konudan bile kendine mağduriyet çıkarabilmeyi başardı...
      ve yazık çok yazık, baştakilerin fütursuz tavırları nedeniyle insanlar ÖLDÜ, ötesi yok bence... insan hayatından önemli hiçbir şey yok...

      ve teşekkürler, iyi ki yazdın, ancak bu şekilde tanıyabilir, öğrenebilir ve gelişebiliriz...

      Sil
  8. "...ve teşekkürler, iyi ki yazdın, ancak bu şekilde tanıyabilir, öğrenebilir ve gelişebiliriz..." demişsin ve bu görüşünü ben de desteklemek istedim :)) Dilvin gerçekten harika 3 yazı paylaşmış seninle. Kendisinin diğer görüşlerini ve yazılarını merak ettim şimdi, onuda takibe alacağım :))

    İyiki okumuşum yazdıklarını ve hissettiklerini. Benim de kesinlikle doğru bulmadığım ve sert bir şekilde eleştirdiğim gibi kendisini bu memlekete ait görmeyen bir genç arkadaşım varsa bizim yaptığımız çok büyük hatalar olmalı! Onları artık açık açık ifade edebilmeli, ve rant için kimsenin arada harcanmasına izin vermemeliyiz.

    Kendisini çok taktir ettim yazdıklarından sonra. O kadar önemli ki o yazdıkları bizim, hepimiz için, #gezi de de gördüğümüz ve iyiki de gördüğümüz gibi, ülkemizdeki hiç bir genç insana mesafeli durmamalıyız!

    İyiki seni, Ezgi'nin Günlüğü'nü :) tanımışım, iyiki Dilvin'in yazdıklarını sayfanda okumuşum. İkinize de selam ve sevgiler :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili cengiz,
      Dilvin'in yorumlarını içtenlikle paylaşması beni de çok mutlu etmişti.
      çok teşekkür ederim övgülerin için. sen de uzak kalmasana;) yaz, buralarda ol!

      Sil