Pazar, Eylül 29, 2013

dünya çok güzel ve zalim!

yakın zamanda yazmıştım aslında; biraz tekrar olacak belki... 
ama bir de özen yula aracılığıyla anlatayım derdimi:
"bu dünyanın içkileri iç iç bitmiyor, sevgilileri sev sev bitmiyor, kitapları oku oku bitmiyor
o sebepten bu dünya çok güzel ve zalim."

zaman hiç yetmiyor...
saatler günler geçip gidiyor...
bu cümleleri, düşünceleri dilime dolamayı da hiç istemiyorum aslında; ama öyle...
siz nasıl yaşıyorsunuz, nelere nasıl yetişiyorsunuz?

bugünün şarkısı ile, modern çağın mozart'ıyla tanıştırayım bilmeyenleri. ilk defa dinledim ben; epey geç kalmışım:


keyifle dinleyiniz;)

Salı, Eylül 24, 2013

kitapçı ziyaretim

bir "mephisto" değil elbette ama "inkılap kitabevi" de sevdiğim kitabevlerindendir. evime yakın oluşu nedeniyle metroport'takine sıklıkla uğrarım. 
bugün de epey zaman geçirdim orada. pek çok şeye baktım, baktıklarımın hepsini satın almak istedim ama maalesef hiçbir şey alamadan çıktım. sebebi ise oldukça yoğun bir dönemde olmam ve keyfi okumalarım dışında, tez zamanda bitirmem gereken en az 4 mesleki kitabın bulunuyor olması...

gözüme takılanları paylaşmak isterim sizinle:

depresyon tedavisinde etkililiği bilimsel olarak kanıtlanmış "iyi hissetmek" indirimde ve 15 lira.
psikoloji alanında çalışanlarda zaten vardır diye tahmin ediyorum;) ama psikoloji alanında çalışan çalışmayan ve evinde bu kitap olmayan herkese öneririm naçizane.


sonra "psikeart"ta gözüm kaldı! bu sayının konusu "uzlaşma". 
maalesef elimde hala bitirmediğim sayılar olduğundan alamadım.


aynı şekilde "milliyet sanat"ta da gözüm kaldı. bilirsiniz, dopdoludur eylül ayı; bir sürü önemli konu vardır. ama bu ara okumaya fırsat bulamayacağımı ve elimde sürüneceğini bildiğimden almadım...

freud'un "totem ve tabu"su elimde yok ve okumayı istediğim kitaplarından. 
araf yayınları çok güzel bir baskı yapmış. en yakın zamanda edinmeli!


vedat türkali romanlarını hep çok beğenerek okudum... 
10 liralık cep boyda özel bir baskı yapmış. bir tarafta romanı "tek kişilik ölüm" arkasında anılarını yazdığı "komünist". bundan da en yakın zamanda edinmeli!


sonraa patti smith'in "çoluk çocuk" ile "hayalperestler"ine bakıp bakıp iç geçirdim.






















son olarak raflarda boy boy yerini almıştı "çalıkuşu"; malum, dizisi çekiliyor;) 
güzel bir şey tabi aslında, diziler ve televizyon vasıtasıyla değerli yapıtların kitlelere ulaşabilmesi. 


gel gör ki, ben yakın zamanda, "aaa daha dizi başlamadan kitabı çıkmış" şeklinde yorumları duyma ihtimalimizin yüksek olduğunu düşündüğümden biraz acıklı buluyorum bu hali...

Pazartesi, Eylül 23, 2013

insanı fransızca bilmediği için kendinden nefret ettiren o şarkı! (yine:))



belli aralıklarla bu şarkıya takılı kalmaktan vazgeçemiyorum!
ve sizlerle de paylaşıyorum;)
siz de çok seviyorsunuz di mi?

bu arada, gerçekten çok mu geç?
yoksa hala fransızca öğrenme şansımız var mı?

Pazar, Eylül 22, 2013

mutlu pazarlar!

bugün pek çok güzel müzik dinliyorum, hepsi farklı tarzlarda. sizlerle de paylaşmak istedim.

eskilerden pek sevdiğim sert şarkı:


eskilerden pek sevdiğim mutlu şarkı:


yeni keşfettiğim türk grup:


ve son olarak, yine, yeni keşfettiğim fin regina lund:


Perşembe, Eylül 19, 2013

gregor samsa misali "dönüşüm" :)

allah'ım biz ne zaman, akşam mahallenin balıkçısında balık yiyen ve sonrasında öğretmenevinde kahve içen sakin bir çift olduk? :)

günün şarkısı yine ca'nım yaşar'dan:



"...
bir varmışsın

bir yokmuşsun
..."

Çarşamba, Eylül 18, 2013

özgürlük, nazım ve piraye...

bu aralar hapishanedekiler üzerine düşünüyorum.
(genel olarak yargılama, insanı yine bir insanın yargılıyor oluşu, yasaları yapanın  da insan oluşu, her suçlunun aslında nedenleri olduğu vs değil. bu konuyu da çok düşünüp tartışmıştık zamanında. ama bu ara düşündüklerim, fikir ve görüşleri nedeniyle haksız bir biçimde yıllarca dış dünya ile bağı koparılanlar.)
allah'ım nasıl zor bir şey olmalı! 
yaşamayı bunca seven bir insansın, düşünüyor, tartışıyor, üretiyorsun; ve koparılıp alınıyorsun dünyandan...

hafta sonu, deniz kıyısına gittik mesela... bağımlısı olduğum kokuyu çektim içime, dalgaları izledim, kayalıklarda yattım. bu zevkten mahrum olmayı düşündüm... 
sabahattin ali geldi aklıma hemen:
"dışarda deli dalgalar/ gelip duvarları yalar/ seni bu sesler oyalar"...

sevdiğin herkesten, her şeyden uzak olmak... değer verdiğin, yıllarca biriktirip kurmaya çalıştığın hayatın uzağında olmak...
yalnız, yapayalnız olmak... duvarlar konuşmuyor zira...
nasıl yaşanır... nasıl katlanılır... 

 günün şarkısı ile çok değerli nazım'ı anmak icap eder şimdi:


"benim bağırasım gelir
piraye diye..."

bütün değerler aynı hızla kirleniyordu/ birinciliği saygıya verdiler...

üç gündür hasta yatıyorum ve ancak bugün bilgisayarımı açabiliyorum.
ve açtığımda 2010'daki yazılarıma "adsız" adıyla 13 adet hakaret içeren yorum geldiğini gördüm.
ilk defa başıma geldi ve çok üzüldüm.
merak ettim, daha önce başına gelen var mı? 

sevgili "adsız" başta olmak üzere tüm okuyanlara söylemek isterim ki:
blog yazmaya başladığımdan beri "ezgi burası sadece senin okuduğun bir yer değil, insanlara ulaşıyor yazıların, kimseyi incitecek bir şey yazma" diye kendime hatırlatarak yazmaya çalıştım hep. hiçbir zaman da, bilinçli olarak kimseyi üzmek, kırmak için yazmadım. ancak, belli ki "adsız"ı rahatsız eden bir şeyler yazmışım... bu gibi rahatsızlıklara sebebiyet verdiysem affola... dediğim gibi, evimde sadece kendimin okuduğu bir günlük yazmadığımın sorumluluğunu taşıyarak yazmaya çalıştım hep... 

sevgili "adsız", yorumlarını yayınlamamayı tercih ettim. 
daha önce de olumsuz eleştiri geldiği oldu ve onları yayınlamıştım; ama tarzın blogumla uyumlu olmadığından yayınlamamayı uygun buldum. 
sanki eleştirmek için değil, beni üzmek için yazmışsın gibi geldi. 
ben mi alınganlık ediyorum?

Pazar, Eylül 15, 2013

alper canıgüz'e ve sonbahara methiyeler ;)

tatlı rüyalar'dan sonra hemen oğullar ve rencide ruhlar'ı okudum, üzerine de gizli ajans'ı atlayıp alper kamu- cehennem çiçeği'ne devam ettim.
allah'ım nasıl mutluyum alper canıgüz ile tanıştığım için!
nasıl güzel, nasıl kendine özgü kitaplar öyle, keyifle okunup giden... 
yine de gizli ajans'ı biraz daha erteleyerek, araya başka kitaplar aldım. zira aynı yazarın kitaplarını üst üste okuyunca, ileride hangisinin hangisi olduğunu hatırlamakta zorlanabiliyorum:)


bu nedenle intihar dükkanı'nı okumaya başladım hiç hız kesmeden.
ca'nım sonbahar gelmiş, yılın bitmesine 3,5 ay kalmışken, 6 kitap daha okumak ve 2013'ü 20 kitapla kapamak var aklımda. 
bir de vikitap'ı keşfettim. kitaplarla ilgili organizasyonları sevenlere tavsiye ederim ;) 

bu arada fark etiğiniz üzere blogumun dizaynını değiştirip daha sade ve düzenli bir forma sokma çabalarındayım. büyüyorum galiba :)
hem değil midir ki, eylül demek, sonbahar demek, yenilenme demektir en çok da?

aa bir de elbette, sonbahar demek;
filmekimi demek
bienal demek (hem de ücretsiz bu yıl !!!)
contemporary istanbul demek
tiyatroların perde açması, kaliteli yapımların vizyona gelmesi
demektir biraz da!

günün sakin ve güzel şarkısı the killers'dan:


Cumartesi, Eylül 14, 2013

Çarşamba, Eylül 11, 2013

her şey değişiyor... bir şey değişmiyor...


canım sıkkın...
hem iç dünyam hem yurdun ve dünyanın gündemi ağır...

ben de -alakasız da olsa- bu ara düstur edindiğim iki tavrı sizlere de öğütleyip kaçıyorum:

* insanlar size fikrinizi sormadan, görüş belirtmekten imtina ediniz!

*bir şey söylemeden önce gerekli mi/ önemli mi/ bi faydası olacak mı gibi süzgeçlerden geçiriniz!

Salı, Eylül 10, 2013

gence kurşun sıkılmaz...


bizler küçük ve sıradan hayatlarımızın gündelik dertleriyle yuvarlanıp giderken; yine kimilerinin ocağına ateş düştü bu topraklarda...
göğsüm daralıyor, artık yeter...
kaç genç canı daha almak istiyorsunuz bu hayattan?
böyle olmuyor işte, öldürmekle bitmiyor; başka bir yol bulmak gerekiyor demek ki (insanları önemsemek, dinlemek, yok saymamak mesela???), neden anlamak bu kadar zor?

bir de şu var:
evet, dünya üzerinde herhangi bir yerde birilerinin ölüyor olması (müslüman olup olmamasına hiç bakmadan) beni de üzüyor. bu duruma tepki vermek, evet, anlaşılabilir bir durum.
ama; kimilerinin, sadece bazı coğrafyalardaki ölümlere ağlayıp da, gözünün önündeki, kendi ülkesindeki ölümleri bunca görmemesi de gerçekten fazlasıyla samimiyetsiz ve can sıkıcı...

Pazartesi, Eylül 09, 2013

run ezgi run

hep bir şey eksik kalıyor...
çok gezdiğim dönemlerde kitap okuyamıyorum mesela;
kitap okumaya zaman ayırdığımda yeterince film/ dizi izleyemiyorum;
bir süre evde kalıp mesleğimle ilgili çalışsam, okusam, araştırsam mesela, sosyallik, arkadaşlarımla görüşmekten fedakarlık etmiş oluyorum;
evime, düzenlemeye ve temizliğe hiçbir zaman içimi rahat ettirecek oranda zaman ayıramadım zaten; durumu hoşuma gitmese de hep başka önceliklerim vardı...


sanırım ben yaşamdaki pek çok şeyi çok seviyor ve istiyorum...
hey hat!
zaman hızlı!
ömür kısa!


bu da günün neşe dolu şarkısı ;)

Pazar, Eylül 08, 2013

özel günleriniz için özel kurabiyeler;)

yaklaşık iki yıl ev arkadaşım olan (bu nedenle elinin lezzetini de yakından bildiğim ve güvenerek tavsiye edebileceğim) sevgili arkadaşım övgü güzel bir işe girişmiş:
http://kurabiyecanavariovgu.blogspot.com/

ilgilenenlere tavsiye ederim;)

birkaç örnek:






bu arada ca'nım eylül ve sonbahar gelmiş, ben hala methiyeler dizememişim:)
bugünün şarkısı bahara ithaf olunsun o halde!
bahar denince akla "ilkbahar" gelir esasen; ama bana kalırsa sonbahar da ilkbahar da aynı oranda güzeldir ve her ikisi de yenilenmeyi, tazelenmeyi çağrıştırır.
keyifle dinleyiniz:


"...
gizli bir kaynaktır içim
kendime bir yol bulurum
taşar içimden ruhum
..."

Perşembe, Eylül 05, 2013

bugünün şarkısı; yine eskimeyenlerden...




siz de çok duygulanıyor musunuz bu şarkıda?

Çarşamba, Eylül 04, 2013

değer görmek isteriz hepimiz...

ne kadar pamuk ipliğine bağlı egolarımız...
en ufak darbede yara almaya meyyal...
hep sevilmek, beğenilmek, takdir edilmek istiyoruz; kendi çok sevmediklerimiz, önemsemediklerimiz tarafından bile... şahsımıza gelen en ufak bir eleştiride bile günlerce kafamıza takıp, kendimizi üzebiliyoruz.

insan sosyal varlık, vesselam!
iletişim, ilişkiler çok önemli yer tutuyor hayatımızda.
hatta, naçizane gözlemim; insan çevresiyle iyi ilişkiler kurabildiği oranda mutlu ve psikolojik olarak iyi.
haa tabi mutlu ve psikolojik olarak iyi olduğu oranda da çevresiyle iyi ilişkiler içerisinde...
hangisi sebep hangisi sonuç; iç içe geçmiş biraz.

mutsuz, olumsuz insanlarsa çok zor; enerjini, yaşama sevincini emiyorlar çevresindekilerin. iletişim kurmak da güçleşiyor o zaman...
ne diyim, hepimize mutlu olmayı ve ayrıca herkesin çevresindekilerin de mutlu olmasını diliyorum.
ve sizleri her dinleyişimde içimi neşelendiren bir "bir zamanlar" şarkısıyla başbaşa bırakıyorum:




Salı, Eylül 03, 2013

annem biz birbirimize kalanız...


bugünün şarkısı, eskilerden ama hiç eskimeyen o güzel şarkılardan...
kendime, hikayemize yakın bulduğum; her dinleyişimde az biraz da duygulandığım...

Pazartesi, Eylül 02, 2013

gezi'den sonra devam eden güzellikler

oldukça yoğun günler geçiriyorum.
bloğuma her gün uğramak için kendimce oluşturduğum "her güne bir şarkı" uygulamamı da aksatıyorum- özellikle de nedense hiç evde kalınamayan hafta sonları-...

anlatmak istediğim epey şey var aslında; ama, bugünlük sadece, güzel ve yararlı bir paylaşımdan haberdar edeyim duymamış olanları:

vee çok çok sevdiğim, her dinleyişimde kendimi çok iyi hissettiğim o güzel şarkıyı takdim edeyim;)