Çarşamba, Haziran 12, 2013

uykusuz #direngezi özel sayısı'ndan

kesinlikle arşivlik sayı; bu günleri yaşayan her evde bulunmalı!
yarın yeni sayı çıkmadan, bu özel sayıdan bazı cümleleri blogumda kalıcı hale getirmek istedim. 
ben kin tutamam, unutuveririm yapılanları zira... ama hatırlamaya ihtiyacım var bu sefer... unutmamalıyım...

erman çağlar'dan:
"bir hafta önce bana birisi 'sütü sıvı talcidle karıştırıyorum, onu da bir sprey şişesine dolduruyorum' deseydi neden öyle manyakça bir şey yapıyorsun diye sorardım. şimdi biliyorum. gazı yediğin anda gözlerinden kıvılcımlar çıkıyor, nefes aldığında kafamı s.keyim neden nefes alıyorum dedirten bir yanma geliyor geniz kısmına. sıvı talcid (rennie de olur) süt karışımını gözlere ve ağzına sıkıyorsun, iyi geliyor. (...) sahi bunları nereden biliyorum ben? sırasıyla başbakana, istanbul emniyet müdürüne, istanbul valisine, istanbul belediye başkanına ve emeği geçen binlerce polise sormak isterim: ben talcid- süt karışımının biber gazına iyi geldiğini neden biliyorum? ben biber gazının tadını neden biliyorum?
(...)
bu insanlar suratına bir metreden biber gazı sıkılan bir kız için üzülmüyor. insani reflekstir, biri pis düşünce acısını kendinde hissedersin. insanlıkla ilgili en temel şeylerden biridir. anladım ki bu insanlar onu hissetmiyor. benim aklım ona yetmedi. mutsuzluğumun da öfkemin de sebebi budur."

yılmaz aslantürk'ten:
"sevilmeyen, sevişemeyen adam mutsuzdur, huzursuzdur, sinirlidir. ve bunlar tarafından yönetildik hep. onlar da yetmiş yaşından sonra parayı bulmuş ihtiyarlar gibi üstü açık arabayla hava atıp üzerimize sürdüler, korkutmaya çalıştılar. araba onlarınsa, yollar bizimdi, bunu unuttular."

barış uygur'dan:
"muhakkak ama muhakkak, tüm devlet memurları gibi hak ettiğinden çok az para alan ve günlerce uyumadan çalıştırılan polislerin onların haklarını amirlerine karşı koruyacak bir sendikaya ihtiyacı olduğunu öğrendik.
ve abdullah cömert. hiç merak etme, seni hiç unutmayacağız."

alpay erdem'den:
"bir kere sosyal medyayı kullanmayan insanların gezi parkı'nda hatta ülkede neler olduğundan uzunca bir süre haberi olmadı. medya ölümüne sustu. ölümüne ama. yani böyle bir susma yoktur."

vedat özdemiroğlu'ndan:
"ne ayıp şey 'yüzde elliyi evde zor tutuyorum' demek. güvenliğimizden sorumlu adam, hepimizi tehdit ediyor. hem de ne için, taksim'in göbeğindeki halkın yeşil alanını yerli- yabancı zenginlere sunabilmek için.
(...)
çapulcu olmaktan kıvanç duyuyorum. birilerine yağcılık, yancılık yapmaktansa, insanların artı değerini servete çeviren sermaye canlısı olmaktansa, komisyonculuk yapmaktansa, kitleleri mahveden kapitalist çarkın parçası, vidası olmaktansa, vahşi talancı neo girişimci kimlikleri taşımaktansa, faiz kovalamaktansa, çapulcu olmak bin kere evladır. yok malımız mülkümüz, çapulcuyuz, ezelden tahtacıyız, milyonların milyonda biriyiz, bize yeter. insanız, mahlukların güzeliyiz, yeter."

bir insanın hayatından daha kıymetli ne olabilir?

tarih yazılıyor 2 haftadır... 
tarih yazıyor yaşananları... 
"demokratikleşememe" sürecimize bir katliam,  insanı insan olmaktan utandıran bir acı daha ekleniyor...
toplumsal hafıza unutmayacak bu yaşadıklarımızı, hepimizi etkileyecek... 
bizden sonrakileri de...

şiddet durmuyor; durdurulmuyor...
lütfen söyler misiniz:
"bir insanın hayatından daha kıymetli ne olabilir?"
ve
"şu an bu yaşananları daha fazla kimseye zarar gelmeden durdurma gücünüz ve yetkiniz olsaydı durdurmaz mıydınız?"
bu soruların yanıtları çok basit gerçekler değil mi peki? nasıl oluyor da durdurulmuyor hala, nasıl oluyor da seyirci kalınıyor?


olaylara mesafeli bir duruş sergileyen halka gelince; lütfen bana biri neden desteklemediğine dair mantıklı bir açıklama yapsın! çünkü ben gerçekten anlayamıyorum; nasıl olur da böyle bir şiddete sessiz kalınır? 



ama n'olur şunu demeyin mesela bana:
"ama onlar da esnafa zarar verdi, camları kırdı."
olayların nasıl başladığına ve nasıl geliştiğine bakın bunu demeden önce...
kaldı ki, direnişe destek veren kimse yoktur ki şiddeti onaylasın... 
bizlerin de savunduğu şiddet falan değil yani. 
ben de istemezdim hiçbir şeye zarar gelmesini... 
ve fakat ben her şeyden önce- tüm maddi hasarlardan önce- isterdim ki "tek bir vatandaşımız, sokak hayvanımız, ağacımız zarar görmesin!"


son olarak, bir de direnişi destekleyip de "türkiyenin imajı sarsıldı"cılar, "dünyaya rezil olduk"çular var...
halk bu kadar acı yaşarken, bu kadar aşağılanma, değer görmeme yaşarken dışarıdan nasıl göründüğümüze odaklanmak benim yapabileceğim bir şey değil...

bitirirken dante- ilahi komedya'dan bir alıntı yaraşır diye düşündüm:
"cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır."