Salı, Temmuz 16, 2013

demokratikleştiremediklerimizden misiniz...

fanatizm hiçbir zaman çok anlayabildiğim bir mevzu olmamıştır. bir psikolojik danışman olarak baktığımda da çok "sağlıklı" bulduğum bir tavır değil esasen... 
şimdi düşününce benim gözümü kırpmadan savunabileceğim tek şey, insani hak ve özgürlükler olabilir sanırım.
ve ülkemizi 1,5 aydır saran gezi direnişini de bu nedenle savunuyorum.
açıkçası, kimseyi aşağılamak ve incitmek istemem ama, içinde insani değerler barındırıp da savunmayanları da anlayamıyorum... 5 can, kör olan onlarca genç, binlerce yaralı... nasıl sessiz kalınabilir?
oyunu verdiğin partiyi/ kimseyi ne kadar fanatikçe desteklesen de yanlış uygulamaları varsa susmamak, tepki vermek gerekmez mi? dünya üzerinde bir şey nasıl %100 doğru olabilir hem?


ayrıca -artık süreci, nasıl başladığını nasıl geliştiğini anlatmaya gerek yok- en azından başlangıç itibariyle, akp/hükümet karşıtı falan da değildi bu mesele. 
gel gör ki olaylar öyle kontrolden çıktı, hükümet -ve bence muhalefet de- öyle yönetemedi, vatandaşa öyle bir devlet şiddeti uygulandı ki, olay bu şiddeti uygulayan ya da uygulanmasına göz yuman tüm taraflara da karşı bir eyleme dönüştü.
ancak olay asla "darbe" değildi inanın! aklıselim hiç kimse (ki gezi eylemini destekleyenlerin eğitim kültür seviyesi belli) darbeyi desteklemiyor zaten. 
bir de, bana kalırsa "28 şubat mağdurlarının darbe korkusu=ulusalcıların laiklik elden gidiyor korkusu". ikisi de fazlasıyla kullanıldı, eskidi ve gerçekten artık sıktı...
kimsenin amacı hükümeti düşürmek de değil, bunun ülkeye yararı olmayacağının da bilincindeyiz, kaldı ki yerine geçebilecek adamakıllı bir gücün olmadığının da farkındayız... ve başbakanın sürekli dediği gibi "sandıkla gelen sandıkla gidecek" elbet; ama...
bu demek olmuyor ki, sandıkla gelen sandıkla gidene kadar istediği her şeyi yapabilecek. 
demokrasilerde halkın seçimden seçime değil de, aksine, kendilerini ilgilendiren tüm süreçlerde aktif söz sahibi olmaları esastır.
ve seçilenler, kendilerine oy verenler kadar oy vermeyenlerin de haklarını, fikirlerini önemsemekle mükelleftir... oysa durum böyle mi? bu noktada geçtiğimiz günlerde okuduğum bir haberi paylaşmak istiyorum:
"AK Parti’nin 50 önergesi de TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş. Muhalefette rakam ne? CHP’nin 103 önergesinden 0’ı, MHP’nin 59 önergesinden 0’ı, BDP’nin 54 önergesinden 0’ı kabul görmüş. Bir-iki filan değil, sıfır ya sıfır. "


gezi direnişçilerinin en çok duydukları eleştirilerden biri de "bilmem ne bilmem ne olurken neredeydiniz, niye ses çıkarmadınız?". bu eleştiriye "ana okulundaydım" diye cuk oturan pankartlar açtı zaten gezideki güzel çocuklar da, ben de kendi adıma şöyle söyleyeyim:
akp iktidar olduğunda 14 yaşındaydım ben, liseye henüz başlamıştım. bu nedenle önceki hükümetleri akp kadar tanımıyorum. elbette biliyorum biraz, okuyorum zira, annemlerden çevremden duyuyorum; ama, ben bizatihi, belli bir düşünebilme düzeyine ulaştım ulaşalı bu hükümetle yaşıyorum. dolayısıyla bunları değerlendiriyorum, eleştiriyorum... 

en çok bildiğim, bizzat içinde olduğum "milli eğitim"i eleştiriyorum mesela. çok değil bir yıl önce paldur küldür, hiç hazırlık yapmadan, pilot uygulama dahi yapmadan getirilen 4+4+4 sistemini eleştiriyorum mesela. ki özet sayılabilecek bilançosu için buraya bakabilirsiniz... 
o kadar akademisyenin, uzmanın hiçe sayılmasını, muktedirlerin her şey gibi gelişim psikolojisini de en iyi kendileri bilebilirlermiş gibi davranmalarını eleştiriyorum...

sonra, yok efendim, ekonomik büyüme! hadi yaa?!
kim kalkındı söyler misiniz? işsizler mi, işçi mi, çiftçi mi, köylü mü, memur mu, esnaf mı...
ve son söz: üretim yapmadan, onu bunu satarak ödenen borçların, geçici ve sözde ekonomik yükselmelerin acısını bizler değilse de, çocuklarımız, torunlarımız görecek... 
maalesef...