Cumartesi, Şubat 15, 2014

siz gerçekler ortaya çıkmaz mı sandınız?


"muhyiddin ne der:

hak kadir/ görünür her şeyde hazır/ 

insan nedir şimdi bildim"


geçtiğimiz günlerde paylaştığım o güzel dizeler nasıl da habercisi gibi olmuş bugünlerde yaşadıklarımızın... 13 şubat perşembe günü, "gezi direnişi sırasındaki, akp belediye başkanının gelinine başörtüsünden ötürü gerçekleşen sözde kabataş tacizi" görüntüleri sızdı(rıldı) medyaya bildiğiniz üzere...

beni bu olayda en çok rahatsız eden nokta "medyanın gücü" ve halk olarak bizim oynanan tiyatrolar karşısındaki bunca acz halimiz... yani, neden şimdi izleyebiliyoruz mesela bu görüntüleri, yani eğer akp şu an belli gruplarla arayı bozmamış olsaydı, affedersiniz ama biz n.h izliyor olurduk bu görüntüleri... böylesine dürüstlükten uzak medya organları... her şey işlerine geldiği gibi... her şey biliniyor ama bilgiler halka istenilen zamanda istenildiği kadar istenildiği gibi veriliyor... yalan yanlış bilgiler hızla yayılıyor...

bu sözde taciz hadisesi, en başından sürreal olduğu bas bas bağıran bir yalandı bana kalırsa... bu görüntülere hiç gerek yoktu arif olan için... gezi direnişinin temiz insanlarını karalama çabasıydı sadece... peki "dear prime minister" inanmış mıydı ülkesinde böyle bir olayın gerçekleşebilmiş olduğuna? inanmadıysa yalan olduğunu bile bile meydanlardan bağırmış mıydı yani? halkı kışkırtmaya bunca muktedir olduğunu bile bile hem de? bunu istemiş olabilir miydi? halkının bölünerek birbirine düşman olmasını... "nasıl" diyorum, "neden" diyorum? ama sonra hatırlıyorum, aynı "dear prime minister" "%50'yi evde zor tutuyorum" diyerek gençleri galeyana getirmiş ve o gençler de kasımpaşa'da satırlarını alarak sokağa dökülmüştü... ya da "camide içki içtiler" yalanı ile gezi direnişçileri toplumun nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştı... ya da 31 mayıs'ta izmir'de polisin rasgele dayağı karşısında "dear prime minister"ın 21 yaşındaki başörtüsüz bacısı feci şekilde darp edilmişti de, hiç savunası gelmemişti onu...



velhasıl, düşünüyorum da, nasıl bunca alçalabiliyor bu insanlar? para, mevki her ne haltsa, nasıl bunca başlarını döndürebiliyor insanların da; onları bunca şeref yoksunu, vicdan yoksunu, ahlak yoksunu yapabiliyor...

inönü'nün sözüne katılmamak mümkün değil:
"bir ülkede ahlaklılar da ahlaksızlar kadar cesur olmalıdır."

8 yorum:

  1. ""medyanın gücü" ve halk olarak bizim oynanan tiyatrolar karşısındaki bunca acz halimiz." işte işin özü bu dediğiniz gibi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili Hüseyin Güzel,
      hiçbir duyduğuna inanamaz güvenemez oldum... çok can sıkıcı... minicik ve güçsüz hissediyorum kendimi koca koca güçlü adamlar ne istiyorsa o oluyor yurdumda, dünyamda...

      Sil
  2. koltuk/mevki/makam sevdası baş döndürücü olsa gerek...

    insanın ar damarı bi kere çatlamasın, ne vicdan bırakıyor demek ki ne ahlak!!!

    dürüstlük bunca mı zor şey, kim bilir?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili zeze,
      dediğin gibi bir kere çatlayınca ar damarı sonu yok belki de...

      Sil
  3. Rahmetli Barış Manço "Dıral Dede'nin Düdüğü" isimli parçasını sanki bugünler için yazmış..Keşke birileri de dinleyip ibret alsa..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sevgili Culturella,
      barış manço ve agresif olmayan barışçıl hicivleri çok başka. tam da toplumuza gereken.
      allah rahmet eylesin...

      Sil
  4. Körü körüne inanmak isteyen bir kitle varken söylenenin içeriği çok da önemli değil aslında.Benim üzüldüğüm son olaylardan,tape'lerden sonra hiçbirşeyin değişmeyecek olması.Zira herşey çabuk unutuluyor,tüketiliyor ve kılıfına uyduruluyor.

    YanıtlaSil
  5. sevgili hümeyra Mutlu,
    aynen öyle... hiçbir şey değişmiyor...
    öyle hızlı bir gündem var ki, geçip gidiyor tüm haksızlıklar...
    halkın çoğu da "şükür ki hizmet var ve dini bütün adamlar tarafından yönetiliyoruz" diye diye katlanmaktan yana her şeye.
    demokrasilerde zaten hükümetin görevi devleti yönetmek ve halka hizmet etmek değilmiş gibi...

    YanıtlaSil