Perşembe, Haziran 11, 2015

herkes kendi "zenci"sini yaratıyor...

insanları kategorize etme hastalığı var hemen hemen hepimizde...
bugün ekşisözlük'teki bir tartışmada dikkatimi çeken bir yorumu paylaşmak istiyorum.
yer yer, eleştirdiği şey, yani ötekileştirme koksa da, çok yerinde tespitler maarri'den:

"bu ülkenin, kendine özgü en ciddi sorunu, ırkçı fikirlerin marjinal değil, alabildiğine normalleşmiş olması.
madem bu insanlar ülkenin çoğunluğu, madem onlardan kaçamıyoruz, elimizden geldiğince laf anlatmaya çalışmaktan başka çaremiz yok gibi. çünkü pek çoğu hiçbir zaman bu "iyi niyet"le sorduğu ve güya cevabını gerçekten öğrenmek istediği mevzularla ilgili iki tane kitap okumayacak. internet bu ülkede zaten olmayan okuma alışkanlığını iyice kötü etkiledi, onlara ulaşabileceğimiz tek yer sözlük, twitter, feysbuk vs. o yüzden bu sosyal medyayı elimizden geldiğince kullanmak zorundayız.
"kürtleri savunmak"tan ziyade, kürtlerin haklarını savunmak olarak algılarsak işimiz daha kolay olacak. her türlü hak savunusunda bu tip ithamlarla illaki karşılaşıyoruz, "soykırım diyosunuz ama ermeniler çok mu iyi sanki, onlar neler neler yapmadı mı?", "eşcinsellerin hepsi çok mu iyi insanlar sanki", "erkekler zulmediyor da kadınlar hiç zulmetmiyor mu sanki" vs.
bir azınlık veya dezavantajlı gruba karşı yapılan bir haksızlığa, bir adaletsizliğe karşı çıkmak, onların gasp edilen haklarını savunmak, o azınlık veya dezavantajlı grubun "iyi" insanlar olduğunu savunmak değildir. o azınlık veya dezavantajlı gruptan olmayanların "kötü" insanlar olduğunu savunmak da değildir. yani kürtlerin, gayrimüslimlerin, eşcinsellerin, kadınların haklarını savunurken, onların "iyi" insanlar olduklarını, çok yüce, çok güzel, çok masum, çok cici insanlar olduğunu, türklerin, müslümanların, heteroseksüellerin, erkeklerin de kötü insanlar olduğunu, kaka insanlar olduğunu söylemiyoruz. sadece, ortada bir adaletsizlik var diyoruz, bir hak gaspı var diyoruz, bir ayrımcılık var diyoruz, ve bu, adaletsizliğe maruz kalanların "iyi" insanlar olup olmamalarıyla tamamen alakasız. adaletsizliği yapan da, türkler değil, devlet. türklerin çok büyük kısmı bu adaletsizliği savunuyor veya göz yumarak, sessiz kılarak rıza gösteriyor olsaydı da bundan dolayı "türkleri" suçlamaya hakkımız olmazdı, çünkü insanların adaletsizliği savunması da "türk" olmalarından kaynaklanmaz.
adalet ve temel haklar savunusu, insanların iyiliğinden, kötülüğünden bağımsız olarak, ilkesel olarak sahiplenilir ve savunulur. cezaevlerinde işkence yapılmasına karşı çıkmamızın sebebi, cezaevinde bulunan insanların iyi ve masum insanlar olduğunu düşünmemiz değildir. dolayısıyla işkenceye karşı çıktığımız zaman, "neden bu mahkumların kötülüklerinden, hatalarından hiç bahsetmiyorsunuz" gibi bir soru sormanız ne kadar anlamlıysa, kürtlerin ayrımcılığa, adaletsizliğe maruz kalmaması gerektiğini savunduğumuz zaman da bize niçin kürtlerin hatalarından bahsetmediğimizi sormanız o kadar anlamlı oluyor. "kürtler" bir kamu tüzel kişiliği değil. hangi kürt neyin özeleştirisini verecek? her bir kürdü, bütün kürtlerin kanuni temsilcisi mi addedeceksiniz?

medeniyet, üzerinde bütün dünya milletlerinin yarıştığı ve öne geçtikleri zaman diğerlerinden ahlaki açıdan daha üstün oldukları ve diğerlerini aşağılama hakkı elde ettikleri bir koşu parkuru değil. isviçreliler en önde, türkler onun arkasında, kürtler daha da arkada, en arkada somali gelmiyor. size yanlış bellettiler hep. öylesine yanlış bellettiler ki, doğrusunu öğrenmek için en ufak bir arzu duymuyorsunuz. medeniyet dediğin şeyin zirvesi batı medeniyetiyse eğer, batı medeniyetinin ulaştığı en son nokta, evrensel insan hakları felsefesi, o da her şeyden önce ırkçılığı en büyük düşman belliyor ve lanetliyor. farklılıklara saygıyı, azınlıkların haklarını çoğunluğa karşı korumayı, birlikte yaşama kültürünü, demokratik toplum düzenini, insanlık onurunu ve herkesin kendi varlığını eşit bir şekilde geliştirme hakkını önemsiyor ve buna yönelik politikalar geliştirmeyi, lafta bile olsa, öncelik ediniyor. kapitalist modernitenin yarattığı ırkçılıkla, milliyetçilikle, faşizmin yarattığı dehşetle aklı başına gelen batı, kendi yarattığı canavarla baş etmeyi en önemli önceliği olarak görüyor şu an.
kaçak elektrik sorununun en büyük sebebi, bizzat devletin buna göz yumması. devlet kürt sorununu en başından beri, ekonomik temelli algıladığı veya öyle görmek istediği için, ekonomik açıdan geri bıraktığının, sürgün yeri haline getirdiğinin farkında olduğu doğuyu, kendince bir pozitif ayrımcılığa tabi tutarak "kalkındırma" arayışına girdi, bu arayışın başlangıcının izi cumhuriyetin en başlarına kadar sürülebiliyor, 60'lardan sonra devlet planlama teşkilatının kurulması ve kalkınma planları ile ağırlık kazanıyor, bugüne kadar süregeliyor. saçma sapan bir "sosyal yardım" politikası ile, özellikle akp döneminde zirveye ulaşan bir sadaka kültürüne mahkum ediliyor insanlar, kaçak elektriğe de devlet gayet bilerek göz yumuyor, bir çeşit sübvansiyon gibi, bilinçli bir politika olarak kullanılıyor bu göz yumma olayı. akp türkleri de kürtleri de sadakaya alıştırarak, minnet borcu altında bırakmaya çalışarak oy satın aldı yıllardır. devlet, bekçisi olduğu kapitalizmin yarattığı adaletsizlikleri böyle kontrol altına almaya çalışır, eşitsiz gelişime, yoksulluğa, cehalete mahkum ettiği kitleleri, toplumsal gerilimleri azaltmak için sadakayla zapt etmeye çalışır. kendi ürettiği adaletsizlikleri yamama çalışmasını lütuf gibi sunar, zaten yapması gereken şeyleri lütuf gibi sunar, aç kalmasına sebep olduğu insanlara yemek verip minnet bekler.
bu devlet icabında iki liralık alacağı için binlerce lira masraf yapıp avukatıyla mahkemesiyle icra müdürüyle haciz memuruyla peşine düşen bir devlet, yıllar önce ödediğiniz bir borcun gözden kaçan 15 kuruş artığını, yıllar sonra sırf tebligatına onlarca lira masraf yaparak takip eden bir devlet. istese hemen yarın ülkede ne bir ödenmemiş elektrik borcu, ne de ödenmemiş bir vergi borcu bırakır, bütün sorumluları saniyesinde bulur, saniyesinde boğazına çöker. Ama, devletler, milyonlarca parametrenin hüküm sürdüğü ekonominin kaosunda, uyguladığı politikaların kaçınılmaz olarak yarattığı pek çok sorunu çözmek için, bizzat yasayı deler, veya daha çok, delinmesine göz yumar. devlet, o pek kutsal kamu düzenini muhafaza etmek için, bu düzen açısından tehlike çıkarmaya meyyal gruplara, yoksullara, işsizlere vs. yönelik böyle küçük sürprizler yaparak onları zapt etmeye çalışır.
"


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder