Çarşamba, Ocak 07, 2015

başarısız boktan bir kış geçirdik

ilk haftasını devirmiş bulunduğumuz yeni yılın pek de hoş geldiğini söyleyemeyeceğim ne yazık ki...
ilk iki gün yattım zaten yılbaşından mütevellit baş ağrımı atmak için.
hafta sonu geldi geçti sonra.
pazartesi günü çok severek takip ettiğim, yaşam enerjisine hayran olduğum blogger benokız'a lenfoma teşhisi konduğunu öğrendim... ki kendisi babamı alan hastalık olduğundan alt üst eder beni her duyuşumda... ağladım ağladım, dualar ettim, ediyorum... inanıyorum ki o gencecik biri ve henüz çok başında hastalık; bu nedenle atlatacak!
aynı gün doğum günüydü berkin elvan'ın. yaşamasına izin verilseydi 16'sına basacak olan, ve fakat, 14 yaşındayken devlet eliyle vurulan ve 269 gün komada kalıp, en nihayetinde can veren çocuğun... sosyal medyada insanların en çirkin yüzleri ile karşılaştım yine... vicdanların kuruduğunu, bazı yürekleri nefret sardığını gördüm... 
ertesi gün instagramda çok severek takip ettiğim, otizmli çocuğu olan bir annenin, aslında iş dolayısıyla tanıdığım biri olduğunu fark ettim... sızım sızım oldu içim... bazen duyarlılığımı kaybediyorum, farklı gelişenle çalışmak "iş" olunca böyle oluyor bazen... insani yanım olması gerektiği kadar olamıyor bazı zamanlar... oysa bu kadar açık, yalın ve yoğun yaşıyor her biri her gün. ama bazen ben hak ettikleri kadar ilgili, özenli olamıyorum galiba... suçlu hissettim kendimi...
akşamına bomba patladı sultanahmet'te. bir polis hayatını kaybetti...
bugünse, önce fransa'da bir mizah dergisinin bombalandığı haberini aldım... dini terör... ilcemizdeki bir öğrencinin babasının kendini astığı ve durumun çocuktan saklandığı haberini aldım sonra... (evet çok zor cocuklara ölümü anlatmak, ama saklamak nedir hiç anlayamıyorum ben...)
sonra babaannemin vefat ettiği haberini aldım... babamı kaybettikten sonraki 15 yıl içinde yavaş yavaş zayıfladı ilişkilerimiz babaannemle... uzakta olmak çok garip... gidememek, orada olamamak... cenaze kalkarken, gömülürken... 89 yaşında çok acılar görmüş, çok uzun zamandır da epey hasta olan biriydi ve "beklenen" bir ölümdü... "allah rahmet eylesin" diyebiliyorum sadece... 
her ölümde, en çok da kendi ölümüyle yüzleşiyor aslında insan... kendi ölümlülüğüyle... "bana ne olacak"la... yaşamı, sonunu, anlamı düşünmekle baş başa kalıyor biraz... o nedenle dengelerimiz alt üst oluyor, sarsılıyoruz...

şahbaz'ın harikulade yılı'nı hatırladım yazarken... kitabı okumayanınız var mı sahi?
yazıya ve gündeme yaraşan şiir de turgut uyar'dan gelsin:

"yine de kötü bir kış geçirmedik sanıyorum
altın düştü örneğin

karlar beyaz yağdı, direndi uzun zaman

geleceğin sevgisi bir aklık olarak başladı
sevgilim senin ellerin bir keçi sever kadar taze
sevgilim kolera yavaşladı
üstelik birkaç kez de aya gidildi
gelindi bile

şimdi ey benim badem gözlüm
su çiçeği, kızamık boğmaca geçirmişim
ancak ölünce hatırlanan sarışınım
altın sarısının beyaza dönüştüğü şu günlerde
sabah sabah aç karnına ölünen şu günlerde
kararlı yüreğin bir manşeti yadırgarken
silah kullanmayı isterken ellerin şu günlerde
-sana onu da öğretirim-
yüreğin kıpır kıpır yerinde duramazken
saçını taramamaktan aktardığın sıkıntı
sarı bir boya halinde parmaklarına yayılırken
öyle bir sarı boya ki kanlardan damıtılmış
ve kanların bağışlanmaz dirimini taşıyan
sana bir türkü söyleyeyim
güzel olmasın gerçek olsun
beklet kendini hazır dur
adı belirsiz bademlerle birlik dur
kağnı güdenlerle birlik dur
şehir kuşatanlarla birlik dur
ölen ve yara alanlarla birlik dur

bir tarihte bir dağ yamacında
onikibinsekizyüzelliüç kişi öldü
yamaç yeşildi çünkü bir bahara başlıyordu
ölenlerin bir kısmı, tüfeksiz, onların bir kısmı
tüfek müfek bir yana donsuz gömleksizdi
sayı bilmezlerdi toptandılar
böylece bir yerlerde toplandılar
yürekleri uzun bi süre atmadı
aslında
çoğu da insan olduğundan yüreksizdi

bir sürü alan ve ova bir sürü ağaçaltı ve orman
ölmemeye bir sürü bahane
örneğin suyu görünce hemen ayaklarını soktular
çünkü gölgeli bir su her zaman
bitmemiş bir yapıda her zaman
çünkü sonu buysa
ölmek elbette gereksizdi

bilirim hoşuna gitmiştir bu ilkel türkü
ilkelliği bütün bir yaz ve kış yaşanan
çünkü sağlıklı bir güneşe taparsın sen
her bir ışını şiir yazanlara umut ve hüzün veren
bir karanfil olarak süner gider belleğinde
atı ve insanı doyuran çavdar
sevgilim hazırlığın tamdır
ve şiire artık saygın yok
üstelik ben de seninleyim bu konuda
pazardan karsız dönen köylüler gibi

kanın ateşin ve seslerin böyle cömertçe kullanıldığı
böyle sorumsuzca kullanıldığı bir dönemde
herkesin şimdilik hakkı vardır hüzünlenmeye

yukarda dediğime bakma aslında
başarısız boktan bir kış geçirdik
kanımız bile doğru dürüst akmadı
bir sürü çocuğu öldürdüler."