Salı, Ocak 19, 2016

masum değiliz, hiçbirimiz...

"kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece
yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna
olur olmaz yere kirpiklerin ıslanıyorsa artık her şeye
anneni daha sık anımsıyorsan, hatta anlıyorsan 
kalbini bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış
kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan

içindeki çocuğa sarıl 
sana insanı anlatır
eller günahkar
diller günahkar
bir çağ yangını bu
bütün dünya günahkar
masum değiliz hiçbirimiz..."


hrant dink'in düşünceleri ve ifade ettikleri nedeniyle haince vuruluşunun üzerinden 9 sene geçti.
çok fazla insan vuruldu bu 9 senede...
garip bir suçluluk var üzerimde.
sanki elimizden bir şeyler gelebilirdi, ama, yapmamışız gibi...


Pazar, Ocak 17, 2016

Sarmaşık


sarmaşık filmini dün izleyebildim nihayet.
oynayan sayılı salonlardan biri olan beyoğlu yeşilçam sineması'nda.
etkisindeyim hala...
biraz demlensin zihnimde, yazacağım.

şimdilik, dünden bu yana iptila biçiminde dinlediğim, filmdeki bu güzel şarkıyı paylaşmak ile yetiniyorum.

Perşembe, Ocak 14, 2016

terapi odası

bazen hissedersin.
karşında oturur, ilk seansta anlatmaz. 
ama bilirsin.
zamanı gelince anlatacaktır...
seni test eder, güvenmek ister önce.
yüzeysel konularda dolaşır, gündelik sıkıntılar vs...
sonra bir gün,
bilmem kaçıncı seansta "çocukluğumda" diye başlar söze...
anlarsın ne diyeceğini.
duymak istemezsin sonrasını...

kalbim sıkışıyor bugün.
öyle bir iş değil bizimki...
ofiste bırakıp eve gelip normal normal devam etmek çok zor bazı günler...


korumak istiyorum tüm çocukları.
kimse onları incitemesin istiyorum...

başarısız boktan bir kış geçirdik- 2

bir yıl önceki yazımı okudum. ne kadar da hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu acıyla fark ettim.
yine fransa, yine sultanahmet... bu sefer geçen yıldan da fazla doğu, güneydoğu... 
yüzlerce ölüm, tonlarca acı...
ve sosyal medyadaki canavarca yorumlar... 
bu kadar nefret nereden geliyor? anlamakta zorlanıyorum... tek bildiğim giderek arttığı. her şiddetin daha fazla şiddete neden olduğu.
"düşünen insan" "medenileşme" adı altında giderek ilkelleşiyor gibi geliyor bana.
sahi neden bu kadar zor, bir arada ve barış içinde yaşamak?

"...

başarısız boktan bir kış geçirdik

kanımız bile doğru dürüst akmadı

bir sürü çocuğu öldürdüler."

Perşembe, Ocak 07, 2016

2015'in muhasebesi

2015'te düzenli olarak aylık film ve kitap dökümü yazısı yazdım. 
bir tek aralık ayını yazma fırsatım olmadı. esasen yazacak çok şey de olmadı. hiç film izlemedim. türk filmleri vardı aralıkta vizyona girenlerden izlemek istediğim. ama bir türlü izleyemedim. özellikle de sarmaşık. hala da oynuyor birkaç salonda. belki hala şansım vardır.


25 film izlemişim toplam. ayda 2 film  ortalama. fena sayılmaz. izlediklerimden en çok etkilendiklerim; birds (nihayet!), sarhoş atlar zamanı, hungry hearts, birdman, kış uykusu, little miss sunshine. 
aralıkta sadece bir adet kitap okudum . çalıştığım okulda 6. sınıf öğrencilerin okuduğu uysal ben isimli çocuk kitabı. cinsiyetçi söylemleri bir çocuk kitabında görmek oldukça sinirimi bozsa da iyilik temalı güzel bir çocuk kitabı olduğunu söyleyebilirim.


18 kitap okumuşum toplam. ayda 1,5 kitap ortalama. ehh, çok fena değil. okuduklarımdan en çok etkilendiklerim; bir şeyler eksik, filiz hiç üzülmesin, günübirlik hayatlar, var'olan annenin yok'luğu, peri gazozu, ergenlik ya da merhaba hüzün. 
oyun açısındansa son derece fakir bir yıl geçirdim. 3'ü bakırköy belediye tiyatroları'nın 1'i ikinci kat'ın olmak üzere toplam 4 oyun izledim. ne yazık ki şehir ya da devlet tiyatrolarından bir oyun görme fırsatım olmadı. izlediğim oyunlarda da aman aman etkilendiğim bir oyun olmadı. yine de cambazın cenazesi'ne gerek oyunculuk gerekse özgünlük bakımından hakkını teslim etmeliyim sanırım.

bu yıl en verimli olduğum alan gezilerdi.

mart ayında -hala yazısını yazamadığım- finlandiya, estonya, rusya gezimde toplam 4 şehir (talinn, helsinki, joensuu, st petersburg) görmüş oldum.
haziranda çıktığımız  hollanda, belçika ve fransa'yı kapsayan avrupa seyahatinde, önceden görmüş olduğum amsterdam ve paris'in yanı sıra, daha önce görmediğim 5 şehri (gent, bruges, brüksel, bray dunes, denhaag) gezme fırsatım oldu.
böylelikle avrupa'dan 9 yeni şehir tanımış oldum 2015'te.

yurt içinde ise 6 yeni şehir tanıdım diyebilirim. 
yazın bir hafta sonumu -yine hala yazısını yazamadığım- iğneada (edirne- önceden görmüştüm) ve kıyıköy'de (kırklareli) geçirdim. uzun zamandır görmek istediğim yerlerdi. 
ekim ve aralık aylarında da, yıllardır gerçekleştirmek istediğim kapadokya ve gap gezilerini yaparak 4 farklı şehri (nevşehir, kayseri, antep, urfa) görme şansını elde ettim. 
yılın son günü ise uşak'taydık (yazısı gelecek;)).

çok gezen mi bilir okuyan mı, bilmiyorum ama, bu yıl zamanımı okumaktan çok gezmeye ayırmışım ben görüldüğü üzere:)

Çarşamba, Ocak 06, 2016

kısacık gap gezisi- bölüm 2 - şanlıurfa

evet gap gezisi yazıma kaldığı yerden devam ediyorum.
sabah, antep'ten urfa'ya doğru yola çıktık. ilk molamızı fırat nehri üzerine kurulmuş birecik köprüsü'nde verdik. 



sonra, çok merak ettiğimiz yerlerden biri olan sular altında kalmış halfeti'yi görmeye gittik. halfeti'ye giderken sular altında kaldıktan sonra halkın yerleştirildiği yeni halfeti'den geçiyorsunuz önce. sonra çorak dağların ardından masmavi fırat göz kırpıyor. ve cittaslow tabelası karşılıyor insanı. 




biraz daha ilerleyince minik minik kafe ve restoranların dizildiği adeta sahil kasabası olan halfeti'ye varmış oluyorsunuz. 


varınca öğrendim ki, karagül dizisinin çekildiği yermiş burası. televizyon ve dizi kültürüm olmadığından bana pek bir şey ifade etmedi. ama "kara gül" isminin nereden geldiğini araştırdım hemen ve hikaye çok hoşuma gitti. meğer, dünya üzerinde siyah bir çiçeğin yetiştiği tek yermiş halfeti.
sular altından kalan batık şehri görmek için 1,5 saat süren tekne turlarından birine katılmak istedik. teknemizi kalkmasını beklerken kahvelerimizi yudumladık.





harika manzaralar eşliğinde tekne turumuzu yaptıktan sonra halfeti gerdanı denilen gap köprüsü'nden de bir geçip ardından hızla urfa merkeze doğru devam ettik.






nihayet akşam olmak üzereyken urfa'ya vardık. hemen aracımızı otoparka bırakıp hava kararmadan balıklı göl'ü görmek için hızla yürümeye başladık. balıklı göl yolunda ulu cami ve hasan paşa cami  yi de kısacık görme fırsatımız oldu. ve nihayet akşam ezanında balıklı göl'e vardık.



balıklı gölden sonra hemen dibindeki mevlid-i halil cami yi ziyaret ettik. anlatılan o ki, hz ibrahim, bu caminin içindeki mağarada dünyaya gelmiş.
bu ziyaretimizden sonra, iyice acıkmış olduğumuzu fark edip, tavsiye üzerine sembol ocakbaşı'nda aldık soluğu. adana, ciğer kebap, içli köfte sipariş ettik. oldukça lezzetliydi her şey. ama antep'teki lezzetler bambaşkaydı. yemekten sonra, hemen karşısındaki dondurmacı zeki'ye geçip urfa'ya özgü meşhur şıllık tatlısının (kısaca cevizli ve şerbetli krep denebilir bence) tadına bakmak istedik. 



şıllık tatlısını pek beğenmedik. aslında bir de künefe ve fıstık dolama sipariş ettik orada ama onları da beğenmedik. sadece künefenin üstündeki dondurma güzeldi. dondurmacı zeki işini iyi yapıyor galiba, ama diğer tatlıları pek başaramamış.
tatlımızın ardından hızla arabamıza gidip hemen dönüş uçağımızın kalkacağı gaziantep havaalanı'na doğru yola çıktık. 
ve böylece bir haftasonuna sıkıştırılmış, hızlandırılmış antep-urfa gezimiz son bulmuş oldu.

***urfa'da zaman yetersizliği nedeniyle içimizde kalanlar:
*harran ve viranşehir evleri
*göbeklitepe
*on iki havari kilisesi (fırfırlı cami)

Salı, Ocak 05, 2016

kısacık gap gezisi- bölüm 1- gaziantep

yine, aniden -hatta bu sefer ben başka bir seyahatteyken, haberim bile olmadan- hayatımdakisevgiliinsan tarafından alınmış biletlerimiz vardı ve şartlar/ zamanlama -yine- hiç de uygun değildi.  ve fakat, elbette, yola çıkmak gerekti. yolda olmak her koşulda güzeldi zira...
bu biçimde başladı 2015'in son haftasonu.
cumartesi sabah 5'te gaziantep  uçağımız hareket edecekti. 
cuma akşamı işten sonra beşiktaş'ta bir eğitime katılmış ve gece 11'de evde olmuş olmam, hızlıca sırt çantamı hazırlayıp (normalde hep önceden hazırlarım ama son ana kaldı, çünkü hafta içi misafirlerimiz vardı) 3 saat uyuyup 3'te beylikdüzü'nden sabiha gökçen'e doğru yola çıkmama engel değildi:)
tamamı uyku ile geçen bir buçuk saatlik bir uçuştan sonra gaziantep havaalanına indik.(anadolu şehirlerinin havaalanları çok garip geliyor istanbul ve izmir'den sonra bana. uçaktan inip direkt yürümek falan:)) 
havaalanında önceden kiralamış olduğumuz aracı alıp şehir merkezine (şehitkamil) gittik. 
kahvaltı için sosyal medyada oldukça önerilen orkide pastanesi'ni tercih ettik. mekan geleneksel değil, klasik ve ferah, şık bir pastane. kahvaltı için semsek, katmer, çeşitli piyaz ve ekmekler gibi yöresel tatları sunuyor. ilgi, temizlik ve lezzetlerden oldukça memnun olarak ayrıldık biz.

açıkçası yola çıkarken, antep'in ne kadar zengin bir tarihe sahip olduğunu aklımızdan çıkarmış olmalıyız ki elimizde yalnızca "yemeden dönme" listemiz vardı. kahvaltıda bir yandan araştırma yaptık ve orkide'de çalışanlara sorup, oradaki broşürlerden de yararlanarak mini bir gün planı yaptık.


ilk istikametimiz gaziantep savunması ve kahramanlık panaroma müzesi idi. oraya doğru yürürken turist info bürosu çıktı karşımıza, oradan da biraz bilgi alıp yolumuza devam ettik. karşımıza çıkan medusa arkeolojik cam eserler müzesi'ne daha sonra gireriz diyerek yola devam ettik ama ne yazık ki bir daha da fırsatımız olmadı.


gaziantep savunması ve kahramanlık panaroma müzesi kalealtı mevkiinden başlıyor. kale altında insanı çocukluğuna götüren eski tip esnaflar var dizi dizi. sonra hediyelik alınabilecek bir dükkan var ve sahibi içtenlikle antep hakkında bilgi vermeye istekli. sonra adım adım kaleye çıkılıyor heykeller eşliğinde. hikayesini bilmeden bakıyoruz heykellere.  


ve giriyoruz kalenin içine. müzeye giriş ücretsiz. kısa videolarla heykellerle kronolojik anlatımı yer alıyor kurtuluş savaşımızın. bu toprakların bağımsızlığının nasıl kazanıldığını nasıl da unutarak yaşadığımızı idrak ediyorum içim acıya acıya...

müzeden çıktıktan sonra tarihi millet hanı, tarihi zincirli bedesten, bakırcılar çarşısı'nı gezdik. bolca acı kırmızı biber, menengiç kahvesi, antep fıstığı alışverişi yapıp dinlenmek üzere tahmis kahvesi'ne oturduk. mis gibi menengiç kahvelerimizi canlı müzik eşliğinde yudumladık soba kenarında.


kahve molasından sonra çarşıları biraz daha gezdik. meşhur antep yemenisinden aldım 35 numara ayaklarıma ayıntap yemeni ve çanta'dan. sahibi son derece nazik, yemeni almak isteyenlere tavsiye edebilirim.
erken yaptığımız kahvaltının ardından öğle yemeği saatimiz gelmişti ve pek tavsiye olunduğıu üzere ya nohut dürüm ya çıtır lahmacun yiyecektik. oy birliği ile çıtır lahmacunda karar kıldık. ama aklımın bir yanı hala yiyemediğim nohut dürümde:) çıtır lahmacun, adı gibi gerçekten de çıtır çıtır, buradakiler gibi nemli değil. ve sarımsaklı. gerçekten acayip lezzetli. 
karnımızı doyurduktan sonra, aracımızı alıp yürüme mesafesinde olmayan zeugma mozaik müzesi'ne gittik. müzekart ile girilebilen müze yi gezerken daha çok keyif almanız için girişte 5 lira daha ödeyerek 12 dakika süren sinevizyon gösterisini izlemenizi tavsiye ederim.

(ipek yolu)

müzeden çıktıktan sonra, uykusuzluğun da etkisiyle çok yorulmuştuk. malum hava doğuda daha da erken karardığından bu güne bir başka etkinlik sığdıramayacağımız konusunda mutabık kaldık ve booking.comdan ayarladığımız otele gidip akşam yemeğine kadar dinlenmeye karar verdik.
iki saat uyuduktan sonra akşam yemeğimizi yemek üzere çulcuoğlu et lokantası'na gittik. masaya oturur oturmaz başladı izzet-i ikram. aman allahım, ben böyle şey görmedim. sıcacık mis gibi ezogelin çorbası geldi önce sıcacık tandır ekmeklerle. hemen ardından salatalar, cacıklar, rus salatası ve firikli bulgur pilavı tabağı, üstüne sigara böreği (içli köfte yerineymiş bu mevsimde), tavuk şiş.


bunlar ordövr mü dersiniz artık ara sıcak mı bilemedim, ama hiçbirini sipariş etmedik biz.
ana yemek olarak çift başına bir adana kebap, bir de ortaya ali nazik sipariş ettik. iki kebap da enfesti.


üstüne kadayıf söyledik ortaya. kadayıf diyorlar ama aslında künefe. üstünde bir parmak antep fıstığı var ve çok lezzetli. üstüne bir de meyve geldi, yine istemeden. tüm bunlara 98 lira geldi hesap! 
yemekten sonra bir yürüyüş yapalım istedik ama akşam saatlerinde gündüzden çok farklı geldi çarşı. sokakta çok az insan vardı ve olanlar da hep erkekti. bu durum hoşumuza gitmedi ve otelimize dönüp bir sonraki günü planlamaya karar verdik.
aslında istanbul'dayken "ikinci gün antakya'ya geçebiliriz" diye düşünüyorduk. ama mesafenin epey uzun olduğunu ve çok zor olacağını fark ettik ve bir anda aklımıza urfa'ya gitmek geldi. 
sabah yine erkenden yollara düşeceğimizden, odalarımıza çekilip güzel bir uyku çekip dinlenmeye karar verdik.

sabah erkenden uyanıp soluğu koçak baklava'da aldık. ne de olsa antep'te bir gün geçirmiş ve hala hiç baklava yememiştik. o nedenle kahvaltı öncesi baklava yemek mübahtı. imam çağdaş yerine koçak önerildi bizlere hep. ve imam çağdaş'ı bilmiyorum ama koçak'ın hakkını teslim etmek gerek. 
ki ben hiç sevmem baklavayı. ama tadına baktırdıkları pek çok baklava ve türevi tatlıyı severek yedim. baklava sever dostlar için paketler yaptırıp urfa'ya doğru yolculuğumuza başladık (150 km).
yol alırken yol üstünde zeugma mozaiklerinin çıktığı belkıs barajı olduğunu fark edip, oraya da bir uğramaya karar vererek direksiyonu kırdık. oraya gidemesek de zeugma ftm cafe&restaurant çıktı karşımıza nizip'te. baraj manzaralı mekanda açık büfe kahvaltıyı görünce urfaya kadar bekleyemeyeceğimizi fark ettik:) kişi başı 20 tl olan kahvaltı oldukça çeşitli ve lezzetliydi. 


barajın hemen yanında bir mülteci kampı gördük ve mekan sahibinden orası ile ilgili bilgi aldık. "coğrafya kaderdi", bir kez daha anladık....


mülteci kampına biraz daha yakından baktıktan sonra, urfa'ya doğru yolumuza devam ettik.

***antep'te zaman yetersizliği nedeniyle içimizde kalanlar:
*botanik park
*hayvanat bahçesi
*nohut dürüm (tercihen recep usta'da)
*şehir müzesi- bayazhan
*katmerci zekeriya usta
*erçelebi- kömürde kadayıf
*gezegenevi ve bilim merkezi
devam edecek...