Salı, Ocak 31, 2017

2017 ocak ayı filmler (6) ve kitaplar (2)

labirent
yılın ilk günlerinde televizyonda verdiler filmi. vizyondayken izlemek isteyip fırsat bulamadığım filmlerdendi. iyi filmmiş...





dağ II
vizyona girdiğinden beri izlemek istiyordum filmi, ama önce dağ'ı sonra dağ II'yi izlemek vardı planımda. dağ'ı ancak aralıkta izleyebildim. sonrasında bir türlü sinemaya gitme fırsatım olmadı. artık ümidi kesmiştim ki... bir gün iş çıkışı tek başıma sinemaya gidesim geldi ve vizyondaki filmlere baktığımda, yakınımdaki bir salonda dağ II'nin hala oynadığını görünce koşa koşa gittim.
sienemada izlemenin keyfi apayrı olmakla beraber, dağ'ın bıraktığı etkiyi bırakmadı bende.
ben sanırım daha sade filmleri seviyorum. ikinci filmde ise daha kalabalık bir kadro ve çok daha büyük bir prodüksiyon var...
"biz ölürüz yaşatmak için" repliğini her duyduğumda minnetle karışık suçluluk duygusu peydah oldu içimde yoğun biçimde... aynı zamanda kızgınlık elbette... niye zorunluydu ki savunmak toprakları... niye mümkün değildi barış içinde yaşamak!?...




relatos salvajes (wild tales)

bana göre sömestr tatili, okulların kapandığı cumayı takip eden hafta sonu başlamaz. o zaten normal hafta sonumuzdur. ama, pazar akşamı hızlıca geçerken içinizde hiç pazartesi sıkıntısı filizlenmeye başlamıyorsa, sabah uyanmakta zorlanmamak için 12 olmadan yatmaya çalışmıyorsanız, hatta şımarıp 12'de film açabiliyorsanız, işte o zaman tatil başlamış demektir;)
ben de aynı bu şekilde giriş yapmak istedim tatilime.
saat 12 olunca, bilgisayardaki filmlere baktım, izlemediklerim arasında çok dikkatimi çeken bir şey olmadı. bir de indirilenlere bakayım, belki film klasörüne atmadığımız kalmıştır diye bir baktım ki, orada relatos salvajes bebek gibi duruyor. hem de daha 1-2 saat önce filmi instagramdaki bir paylaşımda görüp merak etmiştim. meğer hayatımdakisevgiliinsan da zamanında merak etmiş de indirmiş, sonra da orada unutmuş bu arjantin- ispanyol yapımı filmi.
velhasıl, tesadüflere bayılan biri olarak hevesle başladım filme. film öyle güzeldi ki, sonuna kadar da aynı hevesle izledim!
film 6 tane kısa ve birbirinden bağımsız hikayelerden oluşuyor. her birinin ortak noktası, öfkenin nasıl da cinnete dönüşebildiğini ve hayatın akışını değiştirebileceğini trajikomik biçimde anlatıyor oluşu. her biri şaşırtıcı, yer yer insanı geren yer yer gülümseten bir akışta. ve bence hikayelerin en güçlü yanı,  çok doğal, çok insani, çok gerçekçi olmaları.
bölümler içinde (pasternak-uçak kazası, fare zehiri, cehenneme yolculuk, bomba, anlaşma, düğün) beni en çok etkileyen ise üçüncü hikaye. sizin en beğendiğiniz hangisi?


broken circle breakdown
sömestr tatilinde evde ve yalnız olduğum her gün bir film izleme isteğim vardı. mümkün olduğunca gerçekleştirdim.
belçika yapımı kırık çember bilgisayarda duran filmlerdendi. hakkında bir şey bilmeden izlemeye başladım. hikayesini ajite etmeden anlatan ağır bir dram ile karşılaştım.
oysa ki, ajitasyona çok açık bir konuydu kanser... sanırım çoğumuzun yumuşak karnı... kim çok sevdiği birini kaybetmedi ki kanserden...
hem de filmde, küçük bir çocuk bu sefer melun hastalığın kurbanı.
ancak, bu, filmin başlarında olup biten bir şey. asıl, sonrası anlatılıyor. karı kocanın bu krizi/travmayı/acıyı atlatamayışı...
hayata, ölüme, inanca dair sorgulamaların olduğu kasvetli bir film. ancak, müzikleri iyi hissettiriyor. normalde, filmlerde çok fazla şarkı sahnesinin bulunmasını sevmiyorum; ama, bu filmle beraber varlığından ilk defa haberdar olduğum "bluegrass" müziği şarkıları ve kadının sesi öyle güzeldi ki keyif aldım o sahnelerde...



krugovi (circles)

böyle şeyler önceden hiç başıma gelmezdi. bir filmi izleyip izlemediğini hatırlamayanlara hafiften de bir küçümseyerek şaşardım hatta... demek ki, neymiş, insan kınadığı başına gelmeden ölmezmiş...
eski belleklerimden birini temizlerken çıktı film karşıma. açtım, izlemeye başladım. izledikçe yer yer hatırlıyorum ama devamı mümkün değil aklıma gelmiyor. film bitttiğinde ilk kez izlemiş gibiydim. sağ taraftaki listemden konrtol edince, meğer tam 2 yıl önce izlemişim filmi. öyle yılllaaaaaar yıllaaaaar da geçmemiş yani üzerinden. velhasıl olabiliyormuş demek ki böyle şeyler. belki de izlerken kendimi tam verememişimdir, bu nedenle kaydetmemiştir beynim...
filme gelince, balkan filmlerini hep severim. ne zamandır izlemiyordum, özlemişim.
durağan bir film. savaş ve sonrasında etkilenen yaşamlar ile beraber, insanın özünü, iyiliği, kötülüğü, bağışlamayı gerçekçi biçimde anlatıyor...


ordinary people
yine, bilgisayarda zamanında indirilmiş filmlerdendi ve yine hakkında bir şey bilmeden izlemeye başladım. ve yine hikayesini ajite etmeden anlatan ağır bir dram ile karşılaştım... bir aile dramı. bir roman uyarlamasıymış film.
daha çok bir aile terapisti olarak baktım filme ister istemez... asıl "hasarlı"nın anne olduğunu öyle güzel anlatmış ki film... terapi sahneleri de çok hoşuma gitti.
aile dramı sevenler için gerçekten oldukça güzel bir film.



aşk olsun
kitap fuarından almıştım, sırf içinde datça var diye, hakkında çok da fazla bir şey bilmeden.
çok akıcı bir kitap. belki çok fazla "bizden" olduğu için aktı gitti. (biz= 80'lerde- 90'larda çocuk olmuş okul başarısı yüksek, kentli genç kadınlar).
kitap bittikten sonra araştırdım yazarını. blogunu okudum. çok sevdim.
okuyun. bu içten kadını siz de seveceksiniz;)


kırmızı saçlı kadın
bu kitabı da kitap fuarından almıştım, henüz okuyabildim. ocak ayının son haftasonunda. kitap, iki gün oturup okunacak kadar akıcı ve basit. liseden beri orhan pamuk'u severek okurum. dili kullanımındaki ustalık bana haz verir. bu kitapta aynı hazzı yakalayamadım. üç kısımdan oluşan kitabın ilk kısmı oldukça heyecanlı ve sürükleyiciyken ikinci (ve en uzun) kısımda "ancak filmlerde olur" denilen cinsten bir tesadüfler ve geçmişten kalan gizemlerin ortaya çıkışı çok hoşuma gitmedi. kısacık olan üçüncü kısım yine güzeldi.
velhasıl, kolayca okunan roman gibi bir romandı aslında. sadece, yazarın okuduğum diğer kitaplarındaki tadını yakalayamadığını düşünüyorum...


Pazartesi, Ocak 30, 2017

bahara özlem

en sevdiğim mevsim, bahar, şüphesiz. 
en çok ilkbahar, ve sonra da sonbahar. 
yazı hiç sevmem. kışı da pek sevmem.
mütemadiyen üşüyen biri olarak da kıştan fena halde sıkılmaya başladım son zamanlarda.
o haldeeee, sezen aksu'nun çok sevdiğim bu şarkısıyla bahara olan özlemimi dile getirmek isterim efem:)







Pazar, Ocak 29, 2017

hala her şeyden çoksun...

sezen aksu'nun yeni albümünü dinliyorum bu ara. şarkıları tek tek tanımaya çalışıyorum. şimdilik çok bayıldığım bir şarkı olmadı.
sadece "çocukluğum" şarkısı içimi ezdi...
20 yıl olmuş onno'yu kaybedeli sezen. ama hala "hala her şeyden çoksun" diyor...
sevdiğin birini, çok yakınını kaybetmek tarifsiz bir acı...
babam vefat ettikten sonra annem depresyondayken "senin kocan öldü, sen yeniden evlenebilirsin. ama benim babam öldü, benim bir daha hiç babam olmayacak." demişim anneme kızgınlıkla. annem anlatır, ben hatırlamıyorum...
acılar kıyaslanamaz, karşılaştırılamaz elbette. fakat evlendikten sonra; evliliğin, can yoldaşlığının nasıl bir şey olduğunu anladıktan sonra, annemi çok daha iyi anladım ben...
babası ölen çocuklar eninde sonunda büyür, evlenir, yeni bir hayat kurar ve eksik de olsa devam ederlerdi yaşamaya...
ama hayat arkadaşını kaybeden kadınlar/ adamlar ne yapardı... nasıl devam ederlerdi yaşamaya...
koca bir boşlukla...


                   "Ne yapsam nereye gitsem olmuyor
Hayattayken araftayım.
Bir hatıraya sevdalı
Hem kazanan hem kaybeden taraftayım.

Ne burada ne uzaklarda
Sofralarda sokaklarda
Bilhassa güneşli soğuk güne uyandığım sabahlarda.
Sınırsız bir boşluksun
Açlıksın yokluksun
Sonra bir nağme mırıldanırım
Hâlâ her şeyden çoksun."


Cumartesi, Ocak 28, 2017

bu, benim içimde dolaşan da kimdir...

"Yalnızca bir kırıntıydın içime ilk düştüğünde
Vakitsiz bir anda
Bilmediğim bir neden beni alıp götürdüğünde o yerlere
Keder ve budalalıktan başka yaşamın bir anlamı var mıydı?

Aradığım aşkı bulduysam, sendedir
Ya bu benim içimde dolaşan da kimdir
Ya bu benim içimde mekan tutan da kimdir

Adem evvelinden beri bir yanımız noksandır, neylersin
Beni bu alemde divane gibi gezdiren sen değil misin
Geriye kalan yalnızca tanımadığım bu tendir

Aradığım aşkı bulduysam, sendedir
Ya bu benim içimde dolaşan da kimdir
Ya bu benim içimde mekan tutan da kimdir"


*** şevval sam da söylemiş son zamanlarda...
ben ahmet aslan'ı tercih ediyorum. siz?





Perşembe, Ocak 26, 2017

hayranım sana- ışığım sana aşığım

"tanırım kendimi,
hiddetim taşar benim dalga dalga, hırçın hırçın
tokat gibi sözlerim yıpratır bedenini...

bilirim seni,
hüzün etrafı sarmışken sessiz kalırsın belli belirsiz
ben bilirim seni, 
ah, acı bir tebessüm, belli belirsiz bir tebessüm...

hayranım sana, sabrına,
sakince karşımda durup meydan okuyan o tavrına,
varlığına...

korkmuyorum ruhumdaki fırtınada boğulmaktan,
karanlıkta yollarımı kaybetmekten.
biliyorum, kurtarırsın beni sen.
ışığım, deniz fenerim.
biliyorum, kurtarırsın beni sen.
ışığım, sana aşığım..."


Çarşamba, Ocak 25, 2017

ahmet aslan

pazar günkü konserine gidemeyeceğim...
umarım yakın zamanda yeniden gelir buralara.
öyle çok istiyorum ki kanlı canlı dinlemeyi bu aşmış adamı...



"...
bir acayip derde düştüm herkes gider karına 
bugün buldum bugün yerim, hak kerimdir yarına 

zerrece tamahım yoktur şu dünya varına 
rızkımı veren hüdadır kula minnet eylemem

..." 

Salı, Ocak 24, 2017

uğurlar olsun...

"Çevirdim anahtarı apansız bir ölüme
Şarapnel parçaları saplandı ciğerime
Ucuz can pazarıydı
Kan doldu gözlerime 
Uğurlar olsun uğurlar olsun
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun
Bir keskin kalem bir kırık gözlük 
Yürekli yiğitlere hatıran olsun"
...


Bembeyaz doğruları yaşadı ölümüne...
24 yıl oldu...
7 yaşındaydım, babamdan duyardım...
Büyüdüm araştırdım, tanıdım, en sevdiğim sözü:
"Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayın" oldu...
Düstur edinmeli insan yaşamında bunu...
Dönen dolapları aydınlatmaya çalışan gerçek bir araştırmacı gazeteciydi o. 
Cemaatlere, tarikatlara katılan çocukların büyüdüklerinde general, savcı, hakim olup vatana ihanet edeceklerini söylüyordu...
Artık kalmadı öyleleri...
Susturuldu, sindirildi herkes...
Ne etik kaldı ne gerçek bilgi... 
her şey yavan, yüzeysel ve kulaktan dolma...

Salı, Ocak 10, 2017

Müslüm Gürses & Sezen Aksu – Sebahat Abla



"...
yara gibi gülümserdi 
ah eşref abi
rakıyı susuz içerdi
sebahat ablayı sevdi
ortalığı duman etti 
ah eşref abi
ikisi de sahipsizdi 
kimse bilmez neden bitti
kavuşmadan kaderleri 
bu şarkı bitti
..."

Pazar, Ocak 08, 2017

life pinner- yurt dışı- 16 ülke 35 şehir

yakın zamanda haberdar olduğum bir mecra life pinner...
duyar duymaz heyecanlandım, telefonuma yükledim, hızla işaretledim gördüğüm yerleri. ancak daha fazla/ başka bir fonksiyonu olmadığından (ya da varsa, ben keşfedemediğimden) öylece kaldı. beni motive eden, ilgimi çeken bir uygulama olmaya devam etmedi.
sonra birden aklıma burada kendi life pinner'ımı oluşturmak geldi! ne de olsa yazmayı/paylaşmayı en çok sevdiğim yer burası;)

yurt içi ve yurt dışı olarak ayrı ayrı yazmak istiyorum.
önce, elbette, daha çok heyecan verici olan yurt dışı seyahat deneyimlerim!!!

haydi kronolojik olarak başlayalım;)

*** 2005-2006
daha- önce bir yazımda bahsettiğim gibi, gittiğim ilk ülke almanya. üniversitedeyken, erasmus öğrenci değişimi programı ile gittim almanya'ya. 
oraya gitmişken komşusu olan hollanda ve fransa'yı da biraz gezdim. 
elimde 6 aylık schengen vizem, cebimde ziyadesiyle hibem ve dahi bolca vaktim varken diğer komşularından danimarka, isviçre ve polonya'yı görmediğime çok pişmanım...
ama, pişmanlık fayda etmiyor elbette... hem kendime çok da haksızlık etmeyeyim.
sonuçta 19 yaşındaydım, çok deneyimsiz ve bilgisizdim. o halimle ve o koşullarda (öğrenci değişim programları henüz yaygın değil, sosyal medya diye bir şey yok, hatta internet kullanmıyorum- henüz dünya küreselleşmemiş yani:)) bu kadarına bile  cesaret ettiğimden belki de kendimi kutlamalıyım aslında. o yaşta tek başıma 3 ülke, 7 şehir görmüş oldum böylelikle...

1. almanya
-bremen
-hannover
-hamburg
-berlin
2. hollanda
-amsterdam
-gröningen
3. fransa
-paris


*** 2010 yılında artık iki yıl önce lisans eğitimimi tamamlamış, 1 yıldır istanbul'da yaşamaya ve çalışmaya başlamış bir genç kadındım. 
üstelik, artık hayatımda hayatımdakisevgiliinsan vardı! bundan sonra neredeyse tüm seyahatleri beraber yapacak, gezmelerimizin keyfine keyif katacaktık;)
hem maliyetinin düşük olması hem vizesiz olması ile, görece kolay bir başlangıç olan bir balkan turuydu ilk beraber yurt dışı seyahatimiz. gezinin beni en çok heyecanlandıran yanlarından biri de köklerime yolculuk hevesimdi...
8 kişilik arkadaş grubumuzla bir vito kiralayıp 8 günde 5 ülke, 11 şehir gezdik.

4. bosna hersek
-saraybosna
-travnik
-poçitel
-srebrenica
-mostar
5. hırvatistan
-split
-dubrovnik
6. karadağ
-budva
7. arnavutluk
-tiran
8. makedonya
-ohrid
-üsküp


***bir yıl boş geçtikten sonra, 2012 yılında yine balkanları gezdiğimiz grup ile bu sefer orta avrupa gezisi yaptık.  gruptan ayrılan ve yeni katılanlar ile bu gezide 9 kişiydik. 10 günde 5 ülke 7 şehir gezdik.

9. avusturya
-viyana
10. çek cumhuriyeti
-prag
-brno
-terezin
(2.defa) almanya 
-dresden
11. slovakya
-bratislava
12. macaristan
-budapeşte


***iki yıl yurt dışına çıkmadım. 2013'te gezi parkı vardı gündemde, 2014'te evlilik telaşımız. 2015'te acısını çıkarıp iki defa yurt dışına çıktım:)
mart ayında, çalıştığım kurumda yazdığımız bir proje kapsamında finlandiya'ya gittik. oraya gitmişken estonya ve rusya'yı da görme fırsatımız oldu. böylelikle 3 ülke ve 5 şehir daha katmış oldum heybeme:) hem de çoğu, turistik amaçlı çok öncelikli olmadığından görme ihtimalimin düşük olduğu şehirlerdi. lakin, tek başıma gördükten sonra buraları bir kez de hayatımdakisevgiliinsan ile görmek istiyorum elbette;)

13. finlandiya
-helsinki
-joensuu
-kouvola
14. estonya
-talinn
15. rusya
-saint petersburg


***haziran ayında ise, taaa 11-12 yaşlarımdan beri görüştüğüm arkadaş grubumla önce 2 çift sonra 3 çift derken bir anda 5 çift izinlerimizi ayarlayarak 10 kişi olup, bir rota yapıp yola çıktık
9 günde, 3 ülke ve 7 şehir gezdik. ülkelerden de şehirlerden de 2'sini daha önce görmüştüm. ancak aradan 10 yıl geçmişti ve 10 yıl içinde insanın bakışı, görüşü, algısı, ilgileri inanılmaz değişiyor ve gelişiyordu.
bir de bazı şehirler vardı ki, insan bir daha bir daha bir daha görmek, gezmek istiyordu. 
ki, bu gezide ikinci defa görme fırsatı bulduğum paris'i de amsterdam'ı da farklı mevsimlerde, farklı zamanlarda tekrar tekrar görmek istiyorum şu anda da. hem henüz göremediğim o kadar çok müzeleri, tarihi yerleri, güzel sokakları var ki!!!

(2.defa) hollanda 
-amsterdam (2.defa)
-denhaag
(2.defa) fransa
-paris (2.defa)
-bray dunes
16. belçika
-gent
-bruges
-brüksel


*** böylelikle 29 yaşımda 16 ülke, 35 şehir gezmişim/görmüşüm. asya ve avrupa kıtaları dışına çıkmamışım. 
bundan sonraki hayallerime, isteklerime bakacak olursak;
"artık avrupa yeter" diyordum, son zamanlarda gözümü başka kıtalara çevirmiştim aslında. 
ama; nice, alsace, isviçre, irlanda, ingiltere, italya ve ispanya'yı da görsem fena olmaz sanki;)
tabi ki yeni kıtaları görmeye de son derece istekliyim. 
uzak doğu mesela! tayland, endonezya...
güney amerika sonra! küba en çok da!
afrika elbette!!! cape town, kenya, güney afrika...
etnik rotalar!!! lübnan, mısır, hindistan...

bakalım ilk istikamet neresi olacak;)

***ilgilisi için, her bir gezinin ayrıntılı yazısı sağda "gezelim görelim" listesinde mevcuttur;)

yolda- yolaçık

yeni keşfedilen güzellikler, paylaşılınca daha bir güzel;)


"aşkın peşindeyken sen yola çık

düşlerin peşindeyken sen yola çık
bi'şeyler hep eksik sen biliyorsun
yarın nerde duracaksın bilmiyorsun

kaç kere doğar güneş şu ömürde
dertlerin sanki büyük dünyadan yolaçık

günler artık benziyorsa birbirine 
bir köleysen sen de benim gibi bu şehirde
kaybedecek neyin kaldı düşlerden başka
tutunduğun dalı bırak yola çık

kaç kere doğar güneş şu ömürde
dertlerin sanki büyük dünyadan yolaçık

aşkın peşindeyken sen yola çık
düşlerin peşindeyken sen yola çık 
bir şeyler hep eksik sen biliyorsun
yarın nerde duracaksın bilmiyorsun

kaç kere doğar güneş şu ömürde
dertlerin sanki büyük dünyadan yola çık"

Cumartesi, Ocak 07, 2017

kar-cem adrian

bu karlı hafta sonu için daha uygun bir şarkı düşünülemez sanırım;)


dilerim ki:
evlerimizde ve güvende, sevdiklerimizle ve aşk+huzur dolu, güzel müzikli ve kestaneli, şarap/çay/sahlepli ve sağlıklı bir hafta sonu olsun :)

Çarşamba, Ocak 04, 2017

Salı, Ocak 03, 2017

2016 filmler (33) ve kitaplar (19)

2016'nın muhasebesi yazımı yazdım. fakat film ve kitap muhasebesini ayrıca yapmak istedim.
geçen yıl 25 film, 18 kitap katmışım heybeme. bu yıl, ne mutlu ki, her ikisini de artırmışım;)

bu yıl izlediğim filmlerden en çok etkilendiklerim:


bu yıl okuduğum kitaplardan en çok etkilendiklerim:

şimdi fark ediyorum ki, bu yıl okuduğum kitapların neredeyse hepsi ilk defa okuduğum, bu yıl tanıştığım yazarlara ait...


yeni yazarlarla, yönetmenlerle tanışıp seveceğimiz; eskiden tanıdıklarımızla iyice kaynaşacağımız edebiyat, sinema ve sanat dolu bir yıl diliyorum hepimize:)

(yazar bu görsel ile, artık bu sene seramik ile tanışmayı umut ettiğine gönderme yapıyor:))

*yıl içindeki film ve kitap yazılarıma ulaşmak için linkler:







Pazar, Ocak 01, 2017

2016 aralık ayı filmler (4) ve kitaplar (2)

dağ 
dağ 2 vizyona girdiğinden beri dağ'ı izleyip dağ 2'yi vizyonda görebilme isteğim vardı. bir akşam nihayet oturup dağ'ı izleyebildim evde, fakat dağ 2'nin gösterimlerine yetişemedim maalesef.
filmi izledikten sonraki akşam beşiktaş'taki terör saldırısı oldu, ertesi gün de filmi televizyonda verdiler bunun üzerine...


güzel film... ufuk bayraktar için ne denebilir bilmiyorum zaten. saatlerce oynasın saatlerce izleyelim...
film çok çok sinir bozucu bir yandan da... yıllardır o dağlarda ne için ne ile savaş veriliyor. nasıl bir saçmalık... hem sinir bozucu hem çok üzücü. "bu saçmalıktan nemalanan herkesin bin belasını versin allah" diye diye izledim filmi...

captain fantastic
yine vizyondayken çok merak edip de izleyemediğim bir filmdi. allahım nasıl bir hayat yaşıyorsam, kendime iki saat ayırıp sinemaya gidemiyorum ya, o da ayrı konu. neyse bir akşam evde izledim bu filmi de.


fikir çok güzel, düşüncelerimle, hayat felsefemle örtüşüyor. doğada yaşamak, doğal kalmak vs.
ancak film bir "sistem eleştirisi"nden farklı; neşeli, hatta biraz absürd bir nitelikte devam ediyor.
eğlenceli, yer yer dramatik ve düşündürücü, ayarında kararında bir film.
*filmi izledikten sonra, hakkında yazılanları okuduğumda, aman tanrım, ne tartışmalar kapışmalar. sözlükte herkes birbirine amma da giydirme derdinde yahu. ille karşıdakini ezme, üstün gelme tutkusu. bu ne hırs, anlam veremiyorum ben.
ayrıca, "bazen bir film sadece bir filmdir" demek istiyorum:) o kadar ille doğrusunu ben anladım, ben bildimlik kadar ciddi bir mesele değildir yani. sakin olun:)
**filmi izledikten sonraki günlerde 11 yaşındaki öğrencim ile gelecek hayallerini konuşuyorduk.
"meslek hayalim yok" dedi. "meslek medeniyetin ürünüdür, doğada meslek yoktur" diye ekledi. ben ağzım açık kalakaldım. içimden "vay anasını sayın seyirciler" dedim, "çocuk benim 30 yaşımda anladığımı şuncacık yaşında anlamış" dedim. :)
filmi önerdim sonra ona da;)

i origins


bu filmi bir süre önce, sevdiğim bloglardan birinde görüp not almıştım. enterasan konusu ilgimi çekmişti. nihayet izleme fırsatı bulduğumda ise, bu ilgi çekici konunun anlatılış biçimini yeterince iyi bulmadım. güzel sahneler, etkileyici diyaloglar elbette var ve iyi bir film ama, beklentimi karşılamadı.

 nadide hayat



televizyonda denk geldi de izledim bu filmi. sanırım, çağan ırmak'ın en kötü filmi... kalitesiz türk filmleri tadında karikatürize karakterler, hiç doğal olmayan diyaloglar, komik olmayan "komik" sahneler.... sonunu zor getirdim vallahi. iki dev oyuncuya da yazık olmuş yahu...

sapiens- insan türünün kısa bir tarihi
aslında kitap 4 aydır elimde. ara ara hızlanan ara ara yavaşlayan bir tempo ile okudum. her sayfası bilgi veren, her bir bölümü sürükleyici olan inceleme türünde bir kitap sapiens.


altı çizile çizile okunacak dönüp dönüp bakılacak türden...
4 temel kısımdan oluşuyor:
-bilişsel devrim
-tarım devrimi
-insanoğlunun birleşmesi
-bilimsel devrim

13,5 milyar yıl önce bing bang ile başlayarak, adım adım günümüze geliyor bu kısımlarla.
hatta günümüzden de öteye geçip geleceğe dönük tahminlerde bulunuyor.
antropoloji, sosyoloji, insanlık tarihi, psikoloji, biyoloji gibi pek çok bilim dalına dair çok şey öğrendim ben. 
öğrenmeye meraklı herkese öneririm.

oz büyücüsü
"rehberlik servisimizi kitaplandırıyoruz" projesi kapsamında çocuklar okusun diye aldığım çocuk klasiklerinden. çocukken okumayı atladıklarımı okuyorum ben de çocuklarla beraber. geçmişteki eksiklerimi kapatmaya çalışıyorum beyhude bir çaba ile... yetişmek imkansız aelbette "mutlaka okunması gereken" kitaplara...