Pazar, Ağustos 13, 2017

imago çift terapisi

tüm pratikliğinin ve keyfinin yanı sıra evlilik zaman zaman zordur... bunu evlilik hayatı yaşamış olan herkes onaylayacaktır sanırım...
çok sevdiğiniz adam/kadın ile hayatı paylaşmak çok güzel, hem kendi evinde olmanın rahatı hem sevgilinin yakınında olmanın huzuru, istediğin zaman kendi dünyanda kalabilmek ama yalnız olmadığını bilmek çok güç verici... 
ancak, yaşamı bir arada sürdürmenin getirdiği birtakım zorlanmalar da var elbette. zira iki insan var, iki farklı evden/aileden geliyor. her ikisinin de geçmişinden getirdiği birbirine benzemeyen öğretiler, doğrular, tutumlar, aile olmaya dair algılar, eş olmaya, kadın/erkek olmaya dair şemalar var. ve bunlar karşı karşıya geliyor, çatışıyor ve en nihayetinde bir orta yolunu buluyor... 
önemli olan bu çatışmaları nasıl ele alabildiğimiz. birbirimizin duygusal ihtiyaçlarını gözetebilmemiz...

evlilik, aslında, kendi anne babamız ile de bir yüzleşme sağlıyor. çocukluğumuzu anımsatması sancılı olabiliyor.
kendi evliliğimize çocukluğumuzda tanıklık ettiğimiz ve en yakından bildiğimiz evlilik modelini taşıyoruz ister istemez. ne gördüysek o çıkıveriyor çoğu zaman,  anne babamızı taklit ediyoruz esasen...
çift terapisi kuramlarından imago çift terapisi tekniğine göre:

"İlişki problemi yaşayan çiftlerin asıl problemleri ebeveyn ilişkilerinin bilinçdışı olarak bugüne yansımasıdır. Bizler eş seçerken aslında tıpkı ebeveynlerimiz gibi birini seçeriz. Çünkü bilinçdışımız için tanıdık olan tek figür odur. Dolayısıyla ebeveynlerimizle saklı kalan bütün iç çatışmalarımız eşimizle olan ilişkide gün yüzüne çıkar.
Her insan çocukluk yaralarını iyileştirecek eşler arar, ne var ki bu eşler aynı zamanda çocukluk yaralarını en çok kanatacak kişiler olacaktır. Bilinçdışımız çocukluğumuzda yaşadığımız ve iyileştiremediğimiz yaraların benzerlerini yaratabileceğimiz bir eş adayı bulur."

ilişkilerinize bir de bu açıdan bakmaya ne dersiniz?

Perşembe, Ağustos 10, 2017

sosyal medyada "iyilik illüzyonu"

sosyal medyada gördüklerimizin bir illüzyon olduğunu konuşuyoruz sürekli. ama yine de unutuyoruz zaman zaman bu gerçeği. oysa, eminim ben artık:
kimse ne gerçekten o kadar mutlu ne gerçekten o kadar güzel ne o kadar varlıklı ne o kadar nazik ne o kadar duyarlı ne o kadar kitap kurdu ne o kadar aşık...
seçtiğimiz anları seçtiğimiz düzenleme ve filtreler ile süslediğimiz, hayatımızın istediğimiz kadarını/ yanlarını gösterdiğimiz yapay bir zemin... sadece "estetik an"lardan ibaret. 
kendi instagram hesabımdan biliyorum en çok da...


mesela, bu fotoğrafa bakıp "ne şanslılar" diyebilirsiniz pekala... "ne güzel, ne kadar bağlılar" diye düşünebilirsiniz. ama pek azınız ardını görebilir...
evet, gerçekten de şanslıyız elbette. binlerce şükür annem ve ablam hayatımda olduğu için! (bu gerçekten de her gün defalarca tekrarladığım bir dua)
ve fakat, 
3ümüz çok bağlıyız da neden hep 3ümüzüz... 
eksikliği nasıl tamamladık yıllarca, nasıl birbirimize dayanarak ayakta dimdik durduk bugüne dek... nasıl mücadele ettik hayatta, hızla toparlanıp devam ettik... nasıl sardık kaybın yarasını...
kaybetme korkusuyla ne sert biçimde tanıştık da nasıl bir sevdiklerini kaybetme korkusu sardı hepimizi... nasıl sarıldık bu korku ile birbirimize...

ardındaki acıyı, yaşanmışlığı, emeği;
pek çok yaşıtımın aileyi reddettiği yaşta -ergenlikte- ailenin en kıymetli şey olduğunu deneyimleyerek idrak etmiş olduğumu kaç kişi anlayabilir sahi...

fazıl say-ilk şarkılar

albümle tanışmam yeni değil esasen; lakin, son günlerde bağımlısı oldum...
10 şarkı var içinde. ilki insan insan. diğer 9'u ise serenad bağcan'ın seslendirdiği çok güzel şiirler...
benim "insan insan"dan sonra en çok etkilendiğim iki eser:

akılla bir konuşmam oldu

dört mevsim

muhakkak edinmek istiyorum bu albümü!
sahi albüm almayalı ne kadar uzun zaman oldu... çoğumuzun da öyledir sanırım.
oysa ne güzeldi sevdiğimiz şarkıcıların yeni "kaset"lerini beklemek, çıkınca hemen almak, içinde hangi şarkılar olduğunu bilmemek, dinledikçe keşfetmek ve sevmek, çok sevdiğimiz şarkıyı bir daha bir daha dinleyebilmek için uygun miktarda geri sarmayı deneye yanıla bulmak:), her bir şarkı hakkında ayrıntılı bilgileri okumak albümden çıkan bilgi kartından...
geçmişi özlüyoruz değil mi hepimiz...

Cumartesi, Ağustos 05, 2017

2017 temmuz ayı filmler (1) ve kitaplar (3)

çoğunluğunu istanbul dışında, evimden uzakta, datça'da, bodrum'da, ankara'da ve izmir'de gezerek geçirdiğim bir ay oldu temmuz... 

bir film izleyebildim sadece. annemin bizde kaldığı günlerde bir akşam bayan peregrine'in tuhaf çocukları'nı izledik blu tv'den. aslında başka başka filmlere de başladık başka akşamlarda; ama ben "evde film izlerken uyuyakalma huyum" nedeniyle yarım bıraktım diğerlerini...
geçen yaz kitabını okumuş olduğum fantastik hikayenin tim burton'ın sinemaya uyarladığı filmini izlemek istiyordum vizyona girdiğinden beri. ama fırsat olmamıştı.
filmi keyifle izledim ben. gayet başarılı bir uyarlama olmuş bence.


kitaplara gelince; bu ay da 3 kitap katabilmişim zihnime, ruhuma...
ilki, amok koşucusu:
5 yıldır kütüphanemdeydi esasen. orta avrupa seyahatimde sigmund freud müzesi'ni ziyaret etmiş, mektuplaşmalarından haberdar olmuş ve çok merak etmiştim zweig'ı. döner dönmez de bir kitabını edinmiştim tanışmak için. fakat, sırası  bir türlü gelmemişti ve zweig'la yakın zamanda satranç ile tanışabilmiştim. kalemine hayran olunca diğer kitaplarını da okumayı şevkle istedim elbette.
bu kitap öykülerden oluşuyor. amok koşucusu, kitabın içindeki 7 öyküden birinin (en etkileyici olanın) adı. her baskısı aynı mı bilmiyorum; ama bendeki -can yayınları- baskısındaki diğer öyküler; bir çöküşün öyküsü, madalya, bezginlik, ay ışığı sokağı, leporella ve leman gölü kıyısındaki olay. her bir öykü çok güzel!
kitabın arka kapağındaki yazı, içeriği hakkında oldukça isabetli bir fikir veriyor:
"Tutkulu yaşamların yazarı Zweig, bir başyapıt niteliğindeki öy­küsüyle aynı adı taşıyan bu kitapta, yok etme arzusundan yok olma arzusuna savrulan yaşamları; kendi trajik sonlarına doğru ilerleyen, sonunda kendi mutsuz dünyalarında yitip giden insanların öykülerini an­latıyor. Tutkularının peşinde sonsuz bir burgaca düşen, yıkımın sınırlarını aşıp yok oluşa sürüklenen insanın öykülerini.
Kişilik çözümlemeleriyle derinleştirdiği yapıtlarında çoğunlukla, saplantılı yaşamların umarsız sonlarını anlatan Zweig’ın bu kitaptaki öy­kü­leri, kendi yaşamından izler taşıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında karısıyla birlikte intihar eden yazarın içinde bulunduğu ruh hali satır aralarında kendine yer buluyor."


okuduğum bir diğer kitap bir delinin hatıra defteri:
izmir'de ablamın kütüphanesinden okuduğum, gogol'un üç öyküsünü içeren kitap. içindeki öykülerden biri, kitaba ismini veren bir delinin hatıra defteri, diğerleri de burun ve palto.
dostoyevski'nin "hepimiz gogol'ün paltosundan çıktık" deyişine palto öyküsünü okuyan herkes hak verir sanırım. insanın çok beğendiği şeyleri tarif etmesi daha bir zor... bilmem ki, ne diyebilirim, nasıl anlatabilirim... muhteşemdi... diğer iki öykü de gayet güzeldi (burun'u daha çok beğendim) ama palto; edebiyattan keyif alan herkesin tanışması gereken bir öykü bana kalırsa...


bu ay okuduğum son kitap da anında analiz:
aslında bu kitap bir süredir elimdeydi, "temmuzda okudum" değil de "temmuzda bitirdim" demek daha doğru olabilir bu nedenle... 2-3 sayfalık bölümlerden oluştuğundan ara verilerek okunabilecek kitaplardan.

ruh sağlığı profesyonelleri olarak, bir çoğumuz bu tarz hap bilgilere mesafeliyizdir. çünkü hap bilgiler, indirgemeci ve genelleyicidirler ve bu da insanın biricikliğine aykırıdır. oysa, her birimiz biricik ve kendimize özgüyüzdür. her birimizin davranışlarının nedenleri kendi özgün hikayemizde saklıdır...
ve fakat yine de, bilim genelleyici olmak zorundadır... ve bazı noktalarda, insanların davranışlarının nedenleri ortaktır. bu anlamda, farkındalık sağlayabilen bir kitap olabilir. değiştirmek istediğiniz davranışlarınız için öncülük edebilir.
giriş kısmından sonra 100 soru var kitabın içinde. anında analiz kısmı burası. örneğin "neden kendimi hep zor duruma sokuyorum?", "neden geç kalmaktan bu kadar çekiniyorum?"... gibi. 
önce davranış tanımlanıyor, ardından olası nedenler ve çözüm önerileri geliyor. burası ilk adım.
anında analizden sonra 4 kısa adımdan daha bahsediliyor değişim sağlamak üzere harekete geçmek için.
bir "kendi kendine yardım kitabı" denilebilir bu kitap için. kendini sorgulamayı, çözümlemeyi sevenler için keyifli olabilir okuması. kolay okunan, akıcı bir kitap olduğunu da söyleyebilirim.



herkese bol filmli ve bol kitaplı bir ağustos dilerim;)