Çarşamba, Eylül 20, 2017

Namaste- Özüm Özünü Selamlar

Bir ay aradan sonra, dün, stüdyodaki yoga derslerime yeniden başladım. Her zamanki gibi şükran ve huzur dolarak ayrılırken, aklıma bir şarkı takıldı. 
Yoga felsefesinin çok anımsatacağı bir şarkı olmayabileceğini düşünebilirsiniz. Ama bir şekilde sözleri çağrışım yaptı bana.
Suretlere takılıp durduğumuz geçici dünyada görünenin içindekine bakabilmek ve bir olduğumuzu hep anımsayabilmek dileğiyle...



"İçime attım ne varsa 
Anlamaya çalıştım herkesi 
Aşkı da sevdim kavgayı da 
Anlatamadım ki 

Hiç korkmadım çelişkiden 
Onaylanmayan ilişkiden 
Ne çoğaldım övgüden 
Ne azaldım yergiden 

Hiç korkmadım yasaklardan 
Korunmadım tuzaklardan 
Kalktım güvenli kucaklardan 
Hep denedim bilerek göstermedim 

Kendimi sakladım görmeyi bilenlere 
Vitrinime değil iklimime gelenlere 
Deliyim aslında Allah'ına kadar deliyim 
Kalbimi vereceğim aslımı görenlere"


Pazartesi, Eylül 18, 2017

Geceler Kara Tren- Manuş Baba

Nazan Öncel'i çok severdim ilk gençliğimde.  O kadar ki, özdeşleşmiştim arkadaş çevremde kendisiyle. 
Bilirsiniz, o yıllarda sevilen şeylere tutkuyla bağlanılır... Çok güçlü bağlar kurulur o yaşlarda... 
Bir de Buket Uzuner sevdam vardı mesela,  bir de Teoman...
Üniversiteden sonra eski ilgim azaldı Nazan Öncel'e. Ama hala çok önemli bir söz yazarı, besteci ve yorumcu olduğunu düşünürüm; şarkılarının yeri ayrıdır. 
Son yıllarda şarkılarını Manuş Baba'dan dinlemeye başladım çok severek.
Her ikisi de benzer nahiflikte ve derinlikteler gibi geliyor bana. İçime işliyor.


Pazar, Eylül 17, 2017

Her Ölüm Erken Ölümdür

"Ölüyorum Tanrım
Bu da oldu işte
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum Tanrım
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir
Üstü kalsın..."

Cemal Süreya




Zor bir haftaydı. İki ölüm haberi aldım. Biri ani, biri beklenen... Her nasıl olursa olsun çok acı her ölüm... Hazır olmak diye bir şey yok.
Geçen yıl da böyle bir haftam olmuştu iki ölüm haberi aldığım. O zamankiler yaşıtlarımdı hem de... Yaşıtlarının ve kendinden gençlerin ölümü daha bir zor karşılanıyor sanki...
Her ölümde kendisinin ve sevdiklerinin ölümlülüğü ile yüzleşiyor esasen insan. Her cenazede bir defa daha kaldırılıyor sanki kaybettiklerimizin cenazeleri... 
Hem de kendi cenazemizi düşünüyoruz. Bugün varız ama bir gün biz de hiç olacağız...
Belki de yaşamın tüm amacı, iyi hatırlanacak bir hayat sürebilmektir...

Perşembe, Eylül 07, 2017

Kalben- Sadece

Kalben'i bir anda sevmedim; zamanla sevdim. Her bir şarkısını tek tek sevdim. Bir dönem birini, başka bir dönem birini... Bu ara "sadece" yi dinliyorum çok severek...
Güzel ve son derece doğal sözler yazıyor. Hoşuma gidiyor.


"Yatak boş Oda boş Ev boş
Duvarlara vuran ışık Yüzümde karanlık Yine mi sen? Bayram günü gibi gelen Kaçamadım külleri hala sıcak Kalbimi durdurup kaybolan bir tuzak, oluyor Her sokak Hiçbir şey istemedim Ne yatak Ne oda Ne de ev Sen de bırak her şeyi sadece beni sev Dizlerimde dizlerin, boynunda ellerim Boğulur gibi yeniden her gece her gece Doğalım mı sevgilim Doğalım mı sevgilim Doğalım mı sevgilim Azalırken, azalırken kapılar ardında Kaçtığım zamanlar boşvermiştim aslında Yıkılırken kumdan kalelerim birer birer karşında Zırhı paslanmış bir kahraman gibiyim Hiç bir şey istemedim Ne yatak Ne oda Ne de ev Sen de bırak her şeyi sadece beni sev Dizlerimde dizlerin, boynunda ellerim Boğulur gibi yeniden her gece her gece Doğalım mı sevgilim Doğalım mı sevgilim Doğalım mı sevgilim Hiçbir şey istemedim Ne yatak Ne oda Ne de ev Sen de bırak her şeyi sadece beni sev"

Cuma, Eylül 01, 2017

2017 ağustos ayı filmler (2) ve kitaplar (2) ve bir sezon da dizi

bu ay izlediğim filmlerden ilki hizmetçi. old boy'dan tanıdığımız koreli yönetmen chan-wook park'ın son filmi. 2016 yapımı olmasına rağmen, maalesef ülkemizde gecikmeli olarak vizyona girdi.
film üç bölümden oluşuyor, her bölümde hikayeyi başroldeki 3 farklı karakterden dinliyoruz. sürprizlerle dolu, insanı gerim gerim geren, çok farklı bir hikaye. ben çok etkilendim, bence her şeyiyle çok başarılı bir film.


bu ay izlediğim diğer film, bir başka koreli yönetmen kim ki-duk ustanın son filmi;
geçimini balık tutarak sağlayan kuzey koreli bir adamın hikayesi. güney kore'ye sınır bir kasabada yaşamakta olan bu balıkçının bir gün teknesi ağlara takılır ve güney kore'ye sürüklenir. orada sorguya alınır, epey sıkıntılar yaşar, sonra serbest bırakılır fakat bu sefer de kendi ülkesinde sorguya alınır ve sıkıntılar yaşar... sıkıcı bir konu gibi görünse de, sürükleyici bir film. iki ülke arasındaki (komunizmin tek tiplik, ve mahrumiyet şeklinde /liberalizmin bol seçenekli dünya markaları ve bolluk şeklinde imgelenmesi) farkı açıkça görebildiğimiz güzel bir film.


bu ay bir sezon da (on bölüm) dizi izledim. the handmaid's tale. kitabını duyduğumdan beri okumayı çok istemiştim ama okumaya fırsatım olmadan dizisinden haberdar oldum ve okumayı beklemeden izledim damızlık kızın öyküsü'nü.
tüyler ürpertici ve çok etkileyici. kurgu, kostümler, yaratılan atmosfer, oyunculuklar... 
doğurganlığın çok azaldığı bir dünyada doğurabilen kadınların eğitimden geçerek mevki sahibi ailelere damızlık olarak gönderildiği bir sistem... sistemin erkek egemen erk tarafından nasıl planladığı (ayrıntıları, seremonisi...) ve uygulandığı çok çarpıcı biçimde gözler önüne seriliyor. kalbim acıyarak izledim, ama, 2. sezonu beklerken ben biliyorum ki; hiçbir baskı sonsuza dek süremez. her diktatörlük kendi başkaldırısını hazırlar ve her ne olursa olsun çark bir gün elbette tersine döner...


ağustos ayının ilk haftası izmir'de tatilime devam ettim. o haftada ablamın kütüphanesinden dört anlaşma'yı okudum. kitap güney amerika bilgelerinin yaşam felsefesini içeriyor. 4 temel kural var mutlu bir yaşam için uygulamamız gereken:

*sözcüklerin gücü vardır
*hiçbir şeyi kişisel algılama
*varsayımda bulunma
*elinden gelenin en iyisini yap


ben çok keyifle okudum. ve fakat bu tarz kitapların sıkıntısı, okurken çok hak verdiğimiz şeyleri, kitap bittikten kısa bir süre sonra unutmamız, daha doğrusu yaşamımıza aktaramamamız...
4 anlaşmayı da hayatıma uygulayabilmeyi isterdim oysa...

bu ay okuduğum bir diğer kitap sınırlar
instagramda çok sık karşılaşıp merak ettiğim bir kitaptı. ablamın kütüphanesinde görünce, istanbul'a gelirken çantama attım;)
kişisel gelişim kitaplarına her zaman mesafeli olsam da, bu kitabı oldukça başarılı buldum.
3 kısımdan oluşan kitapta önce sınır kavramı güzelce anlatılıyor, ikinci kısımda yaşamda sınır sorunu yaşanan alanlar (aile, iş, çocuk, arkadaşlar...) ayrıntılı biçimde ele alınıyor ve son kısımda da sağlıklı sınırlar oluşturma konusunda yardımcı olacak yol haritası çiziliyor. ben severek okudum ve anne babalar başta olmak üzere sınır sorunu yaşayan herkese tavsiye edebilirim.


tüm bunlarla beraber, kitapla ilgili beni rahatsız eden noktalar oldu.
-en başında epey dindar ifadeler vardı, bu hoşuma gitmedi (bilimsel bir kitaptı sonuçta).
-çeviri iyi değildi (koridor yayıncılık 2009-ipek ibik)
-kadın yerine bayan, danışan (client) yerine müşteri kelimesi kullanılan yerler vardı. çok kulak tırmalıyordu.
-sayfa 212'de tokat atmanın 4 yaşında bir çocuğun içsel yapısını oluşturmasına yardımcı olabileceği cümlesi vardı. bu cümle çok tehlikeli. kitaptan çıkarılmalı. orijinalini bilmiyorum ama "tokat atma"nın soyut bir anlamda kullanıldığına, çevrilirken hata yapıldığına inanmak istiyorum. sırf bu cümle nedeniyle, velilerime önermekten çekineceğim...
-sonlara doğru yarım kalmış/yanlış tamamlanmış gibi cümleler vardı. velhasıl, kitabın yeniden bir editör gözünden geçmesinde yarar var diye düşünüyorum.