Çarşamba, Kasım 01, 2017

2017 ekim ayı filmler (4) ve kitaplar (3) , 3 bölüm de dizi (7yüz)

4 film, 3 bölüm de dizi izlemişim bu ay:

the gifted (deha)
özel yetenekli bir çocuk ile yanında yaşadığı dayısının yaşantısının konu edildiği bir film. çocuğun okula başlaması ile hayatlarında ortaya çıkan zorluklar, kendisine daha uygun bir okula gitmesi ve daha uygun şartlarda yaşaması için anneanne ile dayının çatışması anlatılıyor genel olarak.
konu hassas ve mesleğim açısından önemli. filmde çok etkileyici biçimde anlatılabildiğini düşünmüyorum maalesef. 


ama biliyorum ki, okul ve eğitim ciddi bir mesele. son zamanlarda bu konuyu sıklıkla düşünüyorum. hem yaşıtlarından önde hem yaşıtlarının düzeyinde hem de gerisinde olan tüm çocuklar için "okul" ciddi katkılar sağlıyor bir yandan. ve fakat bir yandan da neler alıp götürüyor acaba?" diye sormadan edemiyorum. onları nasıl bir strese, yarışa ve zoraki bir düzene sokuyoruz kurumsal eğitim ile...
şu karikatür duygularıma tercüman olmuş:


boyhood (çocukluk)
uzun zamandır izlemek istediğim bir filmdi. filmin en dikkat çekici özelliği 12 yılda, belli zamanlarda bir araya gelerek çekilmiş olması,ve filmdeki çocukların büyümesine tanıklık etmek. büyüme ile ilgili (coming of age) filmleri hep sevmişimdir. bu filmde de mason ve ablasının, ailenin çalkantıları, zorlukları içinde büyümelerine tanık oluyoruz. epey uzun olmasına rağmen severek izledim ben...


falling down (sonun başlangıcı)
1993 yapımı film... bazı şeylerden ne kadar geç haberimiz oluyor... bazı şeylerdense hiç olmuyor hatta... ne fena.
24 yıl öncesinden bugünkü bana ulaşan filmin düşündürdüğü en temel şey "insana dair hiçbir şey uzak değil hiçbirimize" oldu... filmde ruh sağlığı zaten yeterince iyi olmayan D-fens'in trafiğin tıkanması ile başlayan öfkesi üst üste gelen olaylarla iyice yükselir ve planlamadığı şiddet olaylarına başvurur... tüm bunları tam dozunda bir psikolojik gerilim hissi ile izlerken, sistemdeki zorlama ve samimiyetsiz kurallar ve nezaketten tiksinmekten ve adeta karaktere hak vermekten kendinizi alamıyorsunuz...


* bana fena halde relatos salvajes'i anımsattı bu arada;)

ayla
uzun zamandır tek başıma sinemaya gitmiyordum. oysa son yıllarda edindiğim ve pek bir sevdiğim bir alışkanlığımdı. ayda en az bir defa yapma kararım vardı hatta. neyse, yaz oldu, vizyonda pek iyi iş yoktu derken, sonbaharla beraber birer birer iyi işler düşmeye başladı vizyona. ben de sık sık yerine getiririm kararımı. 
sezonun açılış filmi önemli bir türk filmi olan ayla oldu. sağlam oyuncu kadrosu ve gerçek hayattan alınmış senaryosu ile, fahir atakoğlu'nun imzasını taşıyan müzikleri ile, aldığı desteklerle güçlü bir film, ayla.
ben büyük beğeni ile izledim, sık sık gözyaşlarıma engel olamadım. gerçekten kaliteli bir iş olmuş. diliyorum uluslararası mecralarda da ülkemizde gördüğü ilgiyi görür ve takdir edilir. 


7yüz (2-3-4. bölüm)
7 yüz'ün ilk bölümü öyle vurucu öyle güzeldi ki, sonraki bölümler için de son derece heyecanlı ve umutluyduk. ve fakat, 2-3-4 üncü bölümler vasattı maalesef.


2. bölüm- prosedür: 
engin hepileri (çok severim) ve melisa sözen'in (pek hazzetmem) başrolde olduğu bölüm, saçma ve kötü bir senaryoyaya sahipti bana göre.
3. bölüm- hayatın müziği
damla sönmez'in (pek severim) başrolde olduğu bu bölüm, ilginç ve keyifli başladıysa da, saçmalayarak bitti maalesef bana göre....
4.bölüm- eşitlik
ekin koç ve pınar göktaş'ın başrollerini paylaştığı bu bölüm de 2 ve 3 kadar kötü olmasa da, oldukça merak uyandırıcı biçimde başlayan ancak tempoyu devam ettiremeyen bir bölümdü bana göre...
bakalım, diğer bölümler nasıl olacak.

bu ay okuduğum kitaplara gelirsek:

vanilya kokulu mektuplar
her ay bir çocuk kitabı okuma kararı almıştım geçen ay. fakat bu ayki seçimim geçen ayki (charlie'nin çikolata fabrikası) kadar sürükleyici ve keyifli değildi maalesef...


pardayanlar-1.cilt
bir cumartesi evine ziyarete gittiğim arkadaşımın kütüphanesini incelerken gördüm bu kitap serisini. 1971 basımını hem de! şöyle kalın kara kaplı, saman kağıtlı... şiddetle önerdi ve 10 ciltlik serinin 3 cildini ödünç verdi bana. 
sonrasında araştırdığım kadarıyla, kitabı bilenler hep ilk gençlik yıllarında okuyup çok etkilenmiş bu seriden esasen. fakat bana 30'umdan sonra haberdar olup okumak düştü:)
son derece sade, akıcı ve sürükleyici bir anlatım ile orta çağ Fransa'sının konu alındığı kitabı elimden bırakamayarak okuduğumu ve çok keyif aldığımı söyleyebilirim.


karaduygun
pardayanlar elime geçmeden önce başladığım kitaba bir haftalık bir pardayanlar molası verip kaldığım yerden devam ederek bitirdim. 
sema kaygusuz, uzun zamandır okumak istediğim bir yazardı.
okuduğum bu ilk kitabı ile dili kullanımındaki ustalığına hayran oldum. anlatı türündeki bu kısa kitap, bölüm bölüm fazlaca ağır gelse de kimi bölümler müthiş bir tat bıraktı bende.
hüzünlü ve karanlık bir yanı anlattıklarının. insanın içine içine işliyor...



bol filmli ve kitaplı günler dilerim efenim;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder